18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

Kalbimizle mi yoksa beynimizle mi aşık oluruz

uteopyaBilim ve Ütopya dergisinin Şubat sayısı çıktı. Derginin kapak dosyası kapsamında, "kalbimizle mi yoksa beynimizle mi aşık oluruz", "hareket nasıl oluşur" gibi sorulara yanıt aranıyor, konuşma, cinsiyet farklılığı ve dil kullanımı arasındaki ilişki irdeleniyor. Bilim ve Ütopya'da ayrıca, Nâzım Hikmet'in "gericiliğe karşı silah" olarak andığı Azerî materyalist düşünür M. F. Ahundov'un felsefî görüşlerini işleyen, Haydar Hüseyinov'un kaleme aldığı kapsamlı bir makale de yer alıyor.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maraşo'nun kaleme aldığı sunuşta ise, şu ifadeler var:

"Türkiye'nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var."

Bu sözler ne yazık ki ülkemizin en önemli bilim kurumu olması gereken TÜBİTAK'ın başkanı Yücel Altunbaşak'a ait. Geçtiğimiz yıllarda Bilim ve Teknik'te Darwin'i sansürleyen TÜBİTAK'ın en yetkili kişisinin böyle bir açıklama yapması hiç şaşırtıcı değil. Ülke çapında bilimsel ve teknik araştırmaların öncüsü olma iddiasında bulunan bir kurumun, meseleyi inanç noktasından ele alıp evrim gerçeğini ve Darwin'in bilime yaptığı çığır açıcı katkıyı reddederek geldiği nokta ibret vericidir.

Gericiliği bir meşruiyet kaynağı olarak kabul edip onunla uzlaşan, bilimi toplumun kenarlarına süren, bilimi teknik bir uğraşa indirgeyen anlayışın ne uçak, ne füze ne de yerli otomobil yapmasının olanağı vardır. Sorun en başta bir dünya görüşü, bir felsefe sorunudur. Daha da açık koyalım: Sorun geleceğin önünü açacak olan aydınlanma düşüncesine, akılcılığa, toplumumuzun ağırlıklı kesimini oluşturan emekçilerin dünyasını kuracak olan toplumcu ideolojiye karşı, her durum ve süreçte bilimi itibarsızlaştırmaya çalışanların dünya görüşüyle uzlaşıp uzlaşmama sorunudur. Her kritik süreçte geri adım atma tavrı son iki yılda "bilim kurumlarımızda" kendisini fazlasıyla hissettiriyor. Bugün yaşanan karanlığı aşmak, içeriksiz ve hiçbir anlam ifade etmeyen boş birliktelik çağrılarıyla değil, bilimin hakkını veren, gerçeği olgularda arayan ve en geniş anlamıyla materyalist felsefeyi kararlı bir tavırla savunan anlayışla mümkündür. Tartışma, eleştiri, farklı fikirlerin ifade edilmesi, değişik ekollerin tezlerinin öne sürülmesinin güvencesi de ancak böyle bir düşünsel ortamda mümkün olabilir. İnsanlığın önünü açan düşünsel gelişimi ve ilerici ideolojiyi bir kalemde reddeden pasifizmin geleceği yer gericiliğin değirmenine su taşımak, gitgide o gericiliğin organik bir parçası haline gelmektir. Pasifizm, konforculuğu, rahatı, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın, onun yaşaması için bir katkı da ben yapayım" tavrını besleyen bir konumlanıştır. Bu nedenle konformizmin ve pasifizmin karşısına dinamik ve mücadeleci bir fikirle çıkmak, her adımda o fikri beslemek ve yaygınlaştırmak bilim topluluğumuzun en önemli sorumluluklarından biridir. Söz konusu sayımızı bu bakımdan materyalizmin bilimde kendisini en fazla hissettirdiği konulardan birine ayırdık.

Beyin ve zihin, bedenimizin komuta merkezi... Peki, bu merkez nasıl çalışıyor? Hangi süreçlerden geçerek karar veriyoruz? Bilinç, bilinçdışı ve beyin?.. Beyin bir bulmaca mı? Bugüne kadar bilim tarihinde hangi beyin algıları söz konusu edildi? Gerçekleştirmeyi istediğimiz hareket nasıl oluşuyor? Peki, aşkı hep söylenegeldiği gibi kalbimizde mi hissediyoruz? Yoksa o romantik ve hayallerimizin doruğundaki duygu, düşünce ve hissetme süreci beynimizde mi? İletişimimizi sağlamak, "derdimizi anlatmak" için dilimiz, beynimiz ve çevremiz arasında nasıl bir etkileşim var? Kadınlar ve erkekler bunun neresinde duruyor? "Beyin hastalığı" kavramsallaştırması psikiyatri açısından her durumda doğru mudur? Nesnellik, öznellik ve kitaba bağlı kalmak arasındaki ilişkiye nasıl bakmalıyız?

Tüm bu soruların yanıtlarını zengin bir içerikle bu sayımızda bulacaksınız. Katkı yapan değerli hocalarımıza tek tek teşekkür ediyoruz.

MATERYALİZMİN CESUR SAVAŞÇISI

Dergimizde işlediğimiz Peygamberliğe Reddiye dizisi İslam coğrafyasında dogmatizme karşı özgür düşüncenin bayrağını dalgalandıran değerli düşünürleri konu alıyordu. Düşünsel gelişim çağlar ilerledikçe derinleşiyor ve daha da radikalleşiyor. İşte o düşünürlerden, Nazım Hikmet'in "... biz de Ahundzade ölmedi, yaşıyor, dipdiri yaşıyor ve bizde irtica var, irticaı besleyen kuvvetlere karşı dövüşüyor ve çarpışıyor" diye andığı büyük Azerî düşünürün felsefî düşüncelerini sayfalarımıza taşıyoruz. Ahundzade boyun eğmeyen, gerçekleri eğip bükmeden söyleyen ve gericiliğe taviz vermeyen tavrıyla bugün açısından çok öğretici bir ilerici aydın örneği. Materyalizmi, çağına damgasını vuran tüm sınırlılıklarına rağmen ilerici ve devrimci bir nitelikte... Dine karşı yaptığı eleştiriler insanlığın ve toplumun ufkunu açıyor, dogmanın zincirlerini parçalıyor.

ulusalkanal.com.tr




Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi