20 Nisan 2014, Pazar
   
Metin boyutu

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/tgbgen/public_html/images/stories/thumbs/L2hvbWUvdGdiZ2VuL3B1YmxpY19odG1sL2ltYWdlcy9zdG9yaWVzLzIwMTEvaGFmdGFuaW4ta29udWd1L29jYWsvYmVya3RheV9tdW1jdS5qcGc=.jpg' for writing: Permission denied in /home/tgbgen/public_html/plugins/content/joomslide.php on line 733

Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir

berktay_mumcu
Okuyacağınız söyleşi yaklaşık 26 senelik. İlk olarak 1985 yılında, Saçak Dergisi'nde, "sosyalistler-arası diyalog" çerçevesinde yayımlanmış. Bizim sunduğumuz, bu söyleşinin geniş bir özeti... Söyleşiyi gerçekleştiren Halil Berktay, o günden bu yana bir hayli "dönüşüm" geçirdi; devşirildi. O, artık bir bağımsızlıkçı, bir bilimsel sosyalist değil; AKP'nin düzenini meşrulaştırmakla görevli bir "neo-liberal", bir Taraf yazarı. "Devrimci" günlerini anmıyor; o zaman yazdığı değerli yapıtların basımını bile yapmıyor, yaptırtmıyor. Küçük Amerika düzeninin "seçkin tarihçi"si...

Berktay'ın söyleşi yaptığı Uğur Mumcu ise devşirilemedi. Üzerine gittiği Kontrgerilla tarafından katledildi. Bugün, Halil Berktay'ın dünkü yoldaşlarını Ergenekon zindanlarında tutan da aynı Kontrgerilladır. Devşiremediğini katlederek veya hapislere atarak etkisiz kılabileceğini sanan sistem ise ancak zavallılaşmıştır. Bugün Halil Berktay, düzenin göğsüne taktığı onca madalyaya karşın halkın gönlüne girmiş bir aydın değil; ama Mumcu'nun sesi, bugün belki dünkünden de çok daha gür çıkıyor. Aşağıdaki söyleşide okuyacağınız vurgular 2011'de de, Torba Yasa'ya karşı çıkan işçinin, ağalıkla savaşan topraksız Kürt köylüsünün, Cumhuriyet yıkıcılarına yerleşkeleri dar eden öğrencinin ve daha nicelerinin mücadele bayrağında yazmakta, devrimci harekete ışık tutmaktadır.

Solun Sorunları

Halil Berktay: Sayın Uğur Mumcu; Türkiye'deki sosyalist solun bugün karşı karşıya bulunduğu sorunlar üzerine bu söyleşiye, görece kişisel bir soru ile başlamak istiyorum. Siz, genel olarak solun çeşitli kesimlerinin ya da çeşitli tür sol'ların meseleleri üzerine kafa yoruyor, yazıyor, çiziyor, değerlendirmelerde bulunuyorsunuz. Bu çabanızda zihni öncülleriniz nelerdir? Nasıl bir teorik perspektifiniz var? Bir ideoloji olarak sosyalizm karşısında tavrınızı, tercihinizi sorabilir miyim?

Sosyalizmin evrensel ve ulusal kaynakları

Uğur Mumcu: Bir insan, dünyaya ve topluma sosyalist açıdan bakıyorum diyorsa, önce onun düşünce kaynaklarını incelemek gerekir. Ben kendi kendime şöyle düşünürüm: Sosyalist eğilimli bir insanım - sonra tanımlayacağım, nasıl bir sosyalist görüşte olduğumu. Sosyalizm İdeolojisi evrensel bir ideoloji... Kültür gibi, onun da evrensel kaynakları var. Bu kaynakları incelemeye çalıştım. Ütopik sosyalizmden yola çıkarsınız; Karl Marks, Engels, Lenin, Kautsky, Bernstein, Rosa Luxemburg, Stalin, Sovyet devrimi, bunları incelersiniz. Avrupa sosyalizmini 1830-1848 çalkantısını okursunuz. Avrupa Komünizmini değerlendirirsiniz. Bunlar, evrensel sosyalist kültürün genel kaynaklarıdır ama yalnızca bu yetmez; yaşanan güncel olayları da izlemeniz gerekir, izlemeniz gerekir ki, dünyadaki sosyalist gelişmeleri ya da sosyalizm adına savunulan politikaları yakından bilesiniz.

Asıl ağırlık verdiğim nokta ulusal gerçeklerdir. Ulusal gerçeklerden de kastım şudur: Hiçbir teori, bir ülkede tümüyle uygulanamaz. Örneğin bugün çok yaygın bir deyim olan sosyal demokrasi, gelişmiş sanayi toplumlarının ürünüdür. Gelişmiş sanayi toplumları da bugünkü gelişme düzeylerine, emperyalist sömürü ve sömürgeci yönetimlerle gelmişlerdir. Onun için Türkiye'de "ben sosyal demokratım" diyen bir insanın, herhalde bir Alman sosyal demokratından, bir Fransız sosyal demokratından farklı yanları olması gerekir. O farklı yan anti-emperyalizmdir. Alman sosyal demokratının buna gereksinmesi yoktur. Ya da, ne bileyim, Hollanda'da sosyal demokrat, anti-emperyalizm problemini göz ardı edebilir, çünkü kendisi, diyelim Afrika'da sömürgeci bir ülkeydi. Ya da İspanya'da da bu böyledir. Çok farklı yansımalar gösteri siyasal düşünceler.

Onun için ben, öncelikle sosyalizmin bir "bağımsızlık sorunu" olduğunu düşünüyorum. Tabii ki burada en büyük güçlük, Sovyetler'in burnumuzun dibinde olmasıdır. Sovyetler'e komşu bir ülke olmamız ve Sovyetler'in paralelinde bir sosyalist akımın Türkiye'de şu veya bu ölçüde var olmasıdır. Türkiye'deki kronik anti-komünizm, soldan söz eden herkesi Moskova doğrultusunda saymak ister. «Zıtların birliği- kuralı burada da işler: Sovyetler de bunu ister: Yani, Sovyetler de Türkiye'deki solun kendi paralelinde olmasını ve görülmesini ister. Burada bir birlik vardır.

Onun için ben Türkiye'nin hem yaşamsal sorunu hem kişilik sorunu olarak bağımsızlığı, sosyalizmde de bağımsızlığı ön plana alıyorum. Bunun içindir ki Kurtuluş Savaşını, Kuvayı Milliye ruhunu benimsiyorum. Türkiye solu, Kuvayı Milliye ruhundan yola çıkmalıdır. Dünyadaki çağdaş gelişmeleri, dünyayı bugünkü uygarlık aşamasına getirmiş düşün kaynaklarını inceleriz, bundan so¬nuçlar çıkarırız; ama Ulusal Kurtuluş savaşımızı da hareket noktası sayarız. Özetlersek: Bir çağdaş sosyalist kültür, artı ulusal kültürümüz, Kurtuluş Savaşı'nın anti-emperyalist ruhu.

Kemalizm ve Sosyalizm: örtüşmeleri, farklılıkları

Halil Berktay: Türkiye kültüründe dayanacağımız unsur ya da tarihî kazanımlarla ilgili, ayrı ayrı yönlerde iki sorum olacak, şu söylediklerinizden sonra. Bir kere, anladığım kadarıyla siz, bu geçirdiğimiz son beş yılda yaygınlık kazanan, Türkiye tarihindeki büyük devrimci atılımları, örneğin Jön Türk Devrimini ve ittihat ve Terakki'yi, ya da Kurtuluş Savaşını küçümseme veya Osmanlının devamı gibi görme tutumuna pek katılmıyorsunuz...

Uğur Mumcu: Katılmadığım gibi, çok karşıyım bu görüşlere; yanlış buluyorum.

Halil Berktay: Kendi payıma, sizin dediğiniz gibi evrensel bir düşünce olarak sosyalizmin bütün teorik kaynakları ve pratik tecrübelerinden beslenen, ama kafaca ideolojik bağımsızlığı koruyan ve kendini sadece Türkiye halkına, Türkiye isçi sınıfına sorumlu sayan bir Türkiye sosyalizminin, tarihimizdeki bağımsızlık, demokrasi ve toplumsal ilerleme yönündeki bütün ilerici atılımları ile bunların kazanımlarına sonuna kadar sahip çıkması gerektiğine, ben de katılıyorum. Ama öte yandan, acaba en büyüğü Kemalist önderlik altındaki Türk Devrimi olmak üzere, tüm bu atılımların ideolojik doğrultusu ve sınıfsal temeli ile, sosyalizmin sınıfsal temeli ve uzun vadeli perspektifleri arasında, son tahlilde gene de bir ayrım yok mu? Bu meseleyi nasıl çözeceğiz?

Uğur Mumcu: Şimdi, önemli olan, ayrılıkların mı, benzerliklerin mi çok olduğu... Elbette Kemalizm ile Sosyalizm aynı şeyler değil. Fakat aynı denizlere akan nehirler gibidir Kemalizm ve Sosyalizm, bizim anladığımız bağımsız sosyalizm. Niçin? Elbette Kemalizmi kendi koşulları içinde değerlendiriyoruz. Kurtuluş Savaşı işçi sınıfı öncülüğünde yapılmış bir savaş değil; asker-sivil aydınlar öncülüğünde yapılmış ve halk tarafından desteklenmiş, örgütlenmiş bir savaş. Öyleyse, Kemalist devrimlerden bir sosyalist devlet modeli çıkarmak mümkün değil. "Kemalizm eşittir sosyalizm" diye tanımlamak da mümkün değil. Burada anlaşıyoruz. Fakat Kemalizmin koyduğu anti-emperyalist ilkelerle bugün bağımsız Türk sosyalizminin savunduğu görüşler arasında tam bir özdeşlik vardır. Atatürk'ün özlediği tam bağımsız Türkiye, ancak bağımsızlığa inanmış sosyalistlerin eli ile kurulur. Bu bakımdan bu benzerliği çok önemli sayıyorum.

Sosyal demokratlar, liberallerin işlevlerini üstleniyorlar

Halil Berktay: Bugün Türkiye'de sosyal demokrasi diye bir olay var ve aynı zamanda, kendilerini "sosyal demokrasinin solundaki sol" olarak görenler tarafından, sosyalistlerin bağımsız örgütlenmesi, bu amaçla da bir diyaloga, bir muhasebeye, kapsamlı bir değerlendirmeye girişilmesi sorunları gündeme getiriliyor. Bunun için de şöyle bir varsayım olsa gerek; Türkiye'de sosyal demokrasinin de yapamayacağı bazı şeyler vardır ki, onları ancak sosyalistler yapabilir. Bağımsız sosyalist örgütlenme, uzun vadede ideolojik bakımdan bir varlık nedenine sahiptir elbet; ama aynı zamanda, daha somut olarak, siyasi bakımdan haklı bir varlık nedenine sahip olması, başkalarının yerine getiremeyeceği bazı misyonları üstlenmesi ile mümkündür. Dolayısıyla, (...) sosyal demokrasiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uğur Mumcu: Türkiye'deki siyasal tablo eksiktir. Önce, Türkiye'de bir tek liberal sağcı parti yoktur. Dolayısıyla bizim kendilerini sosyal demokratız diye niteleyen arkadaşlarımız -ki ortada iki tane parti var- batıdaki liberal partilerin işlevlerini yerine getireceklerdir. Ve göreceksiniz, bu sosyal demokrat partiler seçim yaklaştıkça daha sağa, merkeze doğru kayacaklardır. Ben bu sosyal demokrat partileri çağdaş ölçüler içinde tartıya vurursam, liberal partiler olarak görüyorum. Yani bunları «çağdaş sağcı» olarak görüyorum. Çok saygıdeğer insanlar, toplumda demokratikleşmeyi istiyorlar, özlüyorlar, bu uğurda çaba harcıyorlar, içlerinde sosyalist görüşleri savunan insanlar da var; fakat son tahlilde bunların fonksiyonu Batı'daki liberal partilerin fonksiyonlarıdır, yani demokrasinin sınırlarını genişletmektir...

Kapitalizmin yedek lastiği

Efendim, bunu iki açıdan değerlendirelim. Birincisi, hem SODEP'in kuruluş aşamasındaki, hem de Halkçı Parti'nin kuruluş aşamasındaki öncü fikirleri biliyorum. Bunlar soldan çok sağa yakın fikirlerdir. Fakat Türkiye'de liberal sağ olmadığı için bunlar sol gibi sunulmuştur. Yani efendim, düşünce özgürlüğünü Batı'daki bütün liberal partiler ister; istenmemesi ayıptır. Bizde, örneğin Doğru Yol Partisi'nin düşünce özgürlüğü istediğinden şüpheliyim. Onun için hiç DYP'ye önem vermiyorum. DYP'nin tutumunu, bir siyasî lideri yeniden itibarlı hale getirmek için yaptıkları manevralar olarak görüyorum ve "demokrasi savaşı" olarak görmüyorum. Bu çerçeve içinde, bu SHP içinde görev alan insanların bir kısmının solculukla ilgileri yoktur. Yani nedir solculuk? Kapitalist sömürüyü ortadan kaldırmak, kapitalist düzeni değiştirmektir. Böyle bir amaçları yoktur.

İkincisi, bu tasarı hazırlanırken yeterince üzerinde durmamışlardır. Parti henüz nitelikli, ağırlıklı bir parti değildir. Genel laçkalık egemen olmuştur. İkisi de iç içedir. Yani hem niyet, hem de pratikte önem vermeme problemi vardır. Daha kimleri görevlendirecekleri belli değildir. Henüz illeri, ilçeleri yeni kuruyorlar, o da etkendir.

Ama ben öyle sanıyorum ki, bu partinin kuruluşu kapitalist düzene, iş ve sermaye çevrelerine, "biz sizin de alternatifiniziz" demektir. Bir sosyalist bunu söylemez. Çünkü kapitalizmin bunalımlarını çözmek iki yöntemle mümkün... Kapitalizmin kendi kurallarıyla, onu sosyal demokrat veya sağcı partiler çözer. Sosyalistlerin çözümü kapitalist yöntemlerden ayrıdır.

IMF'ye karşı ne tavır alıyorsunuz? Buna karşı önlemleriniz nelerdir? Türkiye'deki Amerikan üslerine karşı ne önlem alıyorsunuz? Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin veya Demokratik Sol Parti'nin böyle iddiaları yoktur. Yani bunlar bir çeşit yedek lastiktir; Batı'da olduğu gibi kapitalizmin yedek lastiğidir. Diyelim ki Vehbi Koç, bakar ki bu ANAP iktidarı bunalımlar içine giriyor, toplumda bir değişiklik gerekir; bu kez sosyal demokrat hareketi destekleyebilir. Nitekim yakın geçmişimizde de böyle olmuştur. İşadamı işadamıdır nihayet; çıkarına bakar. Toplumda değişim arzuları yükseldikçe sosyal demokrat iktidarı da destekleyebilir. Bilir ki kendisine bir zarar gelmeyecek. Yani işçinin ürettiği artı-değeri, işadamlarından vergilendirme ya da yeni bir yasal düzenleme ile alacak, işçilere geri döndürecek: böyle bir iddiası yok. Onun için, korkusu da yok.

Solculuk, anti-kapitalizm mi?

Halil Berktay: Söylediklerinizin büyük çoğunluğuna katılmakla birlikte, biraz sorgulamak istediğim bir nokta var. Sosyal demokrasinin sosyalist olmadığı, zaten tanım gereği Ama siz demin adeta onu geniş anlamıyla solcu da saymayan bir ifade kullandınız ve solculuk kapitalizme karşı çıkmaktır, kapitalist sömürüye karşı çıkmaktır dediniz. Oysa tarihsel bakımdan ve genel anlamıyla, belli bir anda toplumsal ilerlemenin önüne geçen en büyük engele karşı olan herkes, o andaki somut hesaplaşmada solcudur gibi geliyor bana. Şimdi bunu Kemalist Devrime uygulayacak olursak, sizin de demin söylediğiniz gibi, kuşkusuz Mustafa Kemal sosyalist değildi; ama o günün tarihsel problemleri ve ittifakları çerçevesinde, aynı derecede kuşkusuz ki solcuydu. Bu bağlamda, sosyal demokrasinin de, sosyalist olmamakla beraber, son tahlilde Türkiye'nin bağımsızlık, demokrasi ve çağdaşlaşma yönünde ilerlemesinden yana bir güç olduğu söylenemez mi? Bu görevler yolunda ne kadar tutarlı davranacağı ayrı bir sorun tabii.

Uğur Mumcu: Sol, geniş bir tanım. Elbette ki yenilik isteyen, toplumdaki egemen yargılara ve egemen çevrelere karşı olan herkes solcudur. Orası muhakkak. Ben "sosyalist solu" kastediyorum. Sosyalist soldur kapitalist üretim biçimine karşı çıkan, kapitalist sömürüye karşı çıkan. Sosyal demokrasi elbette soldur. Hani Batı'da "liberal left" dedikleri, liberal soldur. O bakımdan, ben Türkiye özelinde sosyal demokrat partilerin önemli ve saygıdeğer bir rolü olduğuna inanıyorum. Demokrasiyi savunmak, demokrasiyi genişletmek... Ama "kapitalist sömürüyü kaldırmak" diye bir iddiaları yok. Onların işlevi, kapitalizmi ıslah etmek, kapitalizmi geliştirmek, kapitalizmin yarattığı sistem ile bütünleşmek, onun şurasını burasını değiştirmekle sınırlıdır.

Tutarlı anti-emperyalizm, sosyalizmin hasleti

Bizde de böyle olmuştur, Batı'da da aşağı yukarı böyledir. Şimdi bir şeyin altını çiziyoruz; diyoruz ki bir Türk sosyal demokratının bir Alman sosyal demokratından, bir İsveç sosyal demokratından çok farklı yanları olmalıdır. Niye? Çünkü Batı'daki sosyal demokrasi, sanayi toplumlarının ürünüdür. Türkiye bu aşamada değildir. Bu aşamada olmadığı için, Türk sosyal demokratının anti-emperyalist görüşleri ön plana gelmelidir. Fakat şimdi gerek geçirdiğimiz olağanüstü dönemin payı var, gerekse bu sosyal demokrat partileri kuranların doğasından gelen bir gerçek var: Anti-emperyalizmi gündeme getirmiyorlar. O nedenle, sosyalist sol ile sosyal demokrat solu ayırt eden özelliklerden biri, anti-emperyalist tavır oluyor. Örneğin Dünya Bankası ile bir anlaşma imzalıyoruz 300 milyar dolarlık; buna karşılık, Resmî Gazete'de yayınlanıyor, bütün Türkiye Cumhuriyeti'nin malvarlığına adam ipotek koyabiliyor. Bu yetkiyi gördüğün anda, karşı koyarsın. Sosyal demokrat bunu düzenin gereği sayabilir ama sosyalist sayamaz. Başka bir deyişle, bugün anti-emperyalizm gündemden çıkmıştır. Yoksa elbette bunları ben küçültmek için söylemiyorum. Ben de, açıkça itiraf edeyim, 1980 öncesi Cumhuriyet Halk Partisine oy verdim. Cumhuriyet Halk Partisinin amaçlarını paylaşmıyordum ama teröre karşı bir seçenek olur, terörü önler diye ben Halk Partisine oy verdim. Başarılı olacağından da elbette kuşkular taşıyordum. Ben sosyal demokrat hareketi küçümsemiyorum. Bir kitle hareketidir ve büyük olasılıkla bugünkü ANAP iktidarına karşı iktidara gelecek olanlar da onlardır. Ama ben onların sosyalist olmadığını vurgulamak istiyorum. Sosyalist olmadıkları için anti-emperyalist mücadeleye ağırlık vermiyorlar; diyelim ki bir Savunma İşbirliği Anlaşmasını gündeme getirmiyorlar. Çünkü bu düzenle o kadar büyük karşıtlıkları yok. Sosyal demokrasi, kapitalizmin sol kanadıdır.

"Sol" terör ve solda muhasebe

Halil Berktay: Demin 1980 Öncesi siyasi tercihlerinizden söz ederken, o dönemin ekonomik buhran ve terör koşullarına da atıfta bulundunuz. (...) 1979–80 yıllarında Türkiye'de sol, özellikle sosyalizm, çok itibarsız bir duruma düştüyse, bunda, ekonomik buhran ve terör karşısında başarısızlık ya da lekelenmelerin de bir payı olmadı mı?

Uğur Mumcu: 12 Eylül 1980 öncesi (...) solun bin bir fraksiyonu çeşitli tutumlar takındılar. Bir kısmı, silahlı devrimi tek yol saydı. Bunlara o günlerde karşı çıktık. Sol adına cinayetler işlendi, bankalar soyuldu, insanlar kaçırıldı. Diyelim ki bunların bir kısmı yükselen, yoğunlaşan sağ teröre karşı bir meşru müdafaaydı; ama hepsi öyle miydi? Hayır. Şiddeti iktidar yolu gören sol görüşler vardı. Sol adına bunları ileri sürüyorlardı. Ve sol adına işlenen cinayetler de kitleleri, halkı soldan soğuttu. Kimin ne olduğu, kimin hangi görüşü savunduğu da o kargaşa içinde belli olmuyordu. O yüzden, 1980 öncesinde sol haklı ya da haksız "itibar kaybına" uğramıştır.

Biz, 12 Eylül öncesi terörünü görmezlikten gelerek bir politika oluşturamayız. 12 Eylül öncesi terörü, hepimizi tedirgin eden olaylarla geçti. Düşünün ki yazarlar, çizerler, milletvekilleri ceplerinde silahla dolaşıyorlardı, ya da muhafızlarla. Eee, şimdi biz devlet terörü diyoruz, yakınıyoruz; işkencelere karşı çıkıyoruz... Bu da bir terör çeşididir; bu da temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaktadır. Yani anarşi ve terör, Türkiye'de temel hak ve özgürlükleri ve anayasal düzeni ortadan kaldırmıştır. Devlet terörü de hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıyor. Bunun birini görüp öbürünü görmemek, aslında gerçekçi olmamak demektir.

Halil Berktay: Ayrıca, eğer diğerini görmezlikten gelirsek, sonuç olarak halka, devlet terörü ile özerk terör arasında, başka seçenek bırakılmamış oluyor...

Uğur Mumcu: Şimdi Güneydoğu'da Apoculuk var. Apoculuk adına cinayetler işleniyor, hunhar cinayetler işleniyor. Oradaki vatandaş o zaman devletin baskıcı yöntemlerle de olsa duruma müdahale etmesini ister. Siz insanı güvencesiz bırakırsanız, devlete sığınır. Bu devlet totaliter de olsa sığınır, demokratik de olsa sığınır. O bakımdan, terör kimden gelirse gelsin, soldan, sağdan, devletten; hepsine karşı çıkmak gerekir.

Türk sosyalizminin üç koşulu

Halil Berktay: Bütün bu anlattıklarınız temelinde, Türkiye'de bugün sosyalistler arası bir diyalog, muhasebe, karşılıklı eleştiri ve özeleştiri süreci yoluyla, sosyal demokrasinin solunda bir birliğin koşulları oluşacak olsa, bunun hangi vazgeçilmez temele dayanmasını öngörürsünüz?

Uğur Mumcu: (...) Türkiye özeline gelirsem, geriye doğru Türk tarihine bakarak düşünüyorum; 1908'lerde yaşasaydım ve kolağası olsaydım, Hareket Ordusu'na katılırdım. 1919'larda yaşasaydım Mustafa Kemal'in yanında Kuvvayı Milliyeci olarak yer alırdım. Ve tarihe böyle sıcak duygularla bakarsak, İttihatçılar bugün yaşasalardı bizlerle beraber olurlardı, Kuvvayı Milliyeciler yaşasalardı yine bizlerle beraber olurlardı diyorum. Böyle düşünüyorum. Yani İttihatçı bugün yaşasaydı çağdaş, bağımsız, demokratik, sosyalist olurdu; Kuvvayı Milliyeci yaşasaydı, çağdaş, bağımsız, demokratik, sosyalist olurdu. Ben tarihsel kökene böyle bakıyorum; yoksa Kuvvayı Milliyeciler geldiği zaman, elbette boyunlarında fişekler, başlarında kalpaklarla gelmeyecekler, çağdaş düşüncelerle gelecekler, İttihatçılar da Bab-ı Ali baskınlarıyla gelmeyecekler. Neyle gelecekler? Bağımsız, çağdaş, demokratik toplum özlemleriyle gelecekler.

(...) Bağımsızlık mücadelesine ağırlık verme ilkesi dışında, üç ilke daha düşünüyorum. Birincisi, solculuk, azınlık ırkçılığına, yani Kürtçülüğe alet edilmemelidir. Türk solu kesinlikle ulusal bağımsızlıktan ve ülke bütünlüğünden yana olmalıdır.

İki; sol, maceracı akımlara alet olmamalıdır. Yani "tek yol devrim" diyerek tek yolun şiddet olduğunu benimseyen sol ile siyasal-ideolojik hiçbir görüş birliği olmadığını, her fırsatta ortaya koymalıdır. Çünkü insanlığa aykırı her eylem sosyalizme de aykırıdır. Bunu acımasızca eleştirmek gerekir. Terörün olduğu yerde sosyalizm yoktur.

Üçüncüsü: "İdeolojik bağımsızlık". Bağımsızlık, sadece ülkenin bir başka ülke karşısında saygınlığı, başının dik durması değil, aynı zamanda bir ideolojik bağımsızlığı gerektirir. Yani, "sosyalizm 1917 yılında Sovyetler Birliği'nde başlamıştır; öyleyse sosyalizmin anayurdu Sovyetlerdir; bizim sosyalizmimiz de ona benzeyecektir", bu görüşe karşıyım. Bunun gibi, Çinci, Sovyetçi sosyalist görüşlerin, pratikte gerçekçi olmadığı kanısındayım. Bunun için ideolojik bağımsızlığı ana hedef sayıyorum.

İdeolojik bağımsızlığı da biz kendimiz işçilerimizle, emekçi halkımızla ve aydınlarımızla oluşturacağız. Türk sosyalizminin sorunu şudur diyeceğiz. Leninizmin toprak reformuna ya da toprak devrimine bakış açısı ayrıdır; benim toplumumda, Güneydoğu Anadolu'daki toprak dağılımı ayrıdır, batıdaki toprak dağılımı ayrıdır. Bunun gibi her olayın kendine özgü nedenleri vardır. İdeolojik bağımsızlık derken, bu somut koşullarla yoğrulmuş görüşleri amaçlıyorum; Sovyetçi olmayan, Çinci olmayan görüşleri. Ne demek bu? Dünyadaki bütün çağdaş gelişmeleri düşüneceğiz, tartışacağız; ama kendi ülkemizin somut koşullarına uygun teori geliştireceğiz. Bu da sosyalist aydınlarımızın görevidir.

Türkiye toprağına basmak

Halil Berktay: Bu, ayağım Türkiye toprağına basmak, Türkiye gerçeklerine bakmak ve Türkiye'nin teorisini yapmak ilkesi, galiba şundan da önemli: Bir Babrak Karmal olayına, Babrak Karmal tarafından bakacak olursak; yani Sovyetler niçin oraya girdiler diye değil de Babrak Karmal'ı hangi psikoloji yarattı diye bakacak olursak; ilginç bir sürüklenişle yüz yüze geliyorsunuz. Kendinizi geri bir ülkede düşünün, Afganistan gibi. Aydınsınız, ülkeyi modernleştirmek istiyorsunuz; ülkeyi modernleştirmek için de ülke gerçeklerine değil, kafanızdaki şemalara ve hazır reçetelere bakıyorsunuz. Bu kafanızdaki hazır, mükemmel ve ileri -aşırı ileri- şemalar ve reçetelerle, ülkeniz gerçekleri arasında büyük bir çelişme var. Halkı beklediğiniz çabuklukla harekete geçiremiyorsunuz; zorluyorsunuz zorluyorsunuz, halk sizin sesinize kulak vermiyor; o zaman kendi halkınıza karşı başkasının kılıcına başvuruyorsunuz!

Bundan şu sonuç çıkıyor: Bizimki gibi azgelişmiş ülkelerde, sosyalizmin önüne bağımsızlık ve demokrasi noktalarında yoğunlaşan bir asgari program koyması, uzun süre buna yapışması ve bunu ülke gerçeklerinden türetmesi "derhal ve dolaysızca sosyalizm" zorlamasına girmemesi, Babrak Karmal olmamak için de önemli galiba.

Uğur Mumcu: Efendim, Babrak Karmal tabii ki bir işbirlikçi; bizim tarihimizden örnek verecek olursak, Vahdettin'le bir farkı yoktur, veya 2. Dünya Savaşı'ndaki o ünlü Norveç başbakanı Quîsling ile. Tabi psikolojik dürtüleri nedir Karmal'ın bilemem ama, herhalde Vahdettin'e de sorsanız, kendine göre bazı nedenleri olabilir, İngilizlerle niye işbirliği yaptığını açıklayan.

Ülke gerçekleriyle yoğrulmuş bir insan, hazır reçetelere güler. İlerici bir ziraat mühendisinin, toprakla haşır neşir olmuş bir ziraat mühendisinin, eğer sosyalist ideolojiden esinlenmişse, bir çözümü vardır kafasında. Siz buna bir slogan getirin toprak reformuyla ilgili; güler, geçer.

Eee, şimdi siz devrim yaptınız, devrim yaptığınıza inanıyorsunuz, ama halka dayanmıyorsunuz. Halkın örgütlü desteği yok arkanızda. Bir de komşu devlet var yukarıda; onların da birtakım siyasal, stratejik hesapları var... Sizin ülkede, iktidarda kalma şansınız, biraz kuzey komşunuzla iyi geçinmeye ve onu ülkeye davet etmeye bağlı olur. Babrak Karmal'ın psikolojisi bu herhalde. Ama bu, ihanet vasfını ortadan kaldırır mı? Kaldırmaz.

Efendim, Afgan mücahitleri gericiymiş; o yüzden bu savaş, mücahitlerin savaşı, anti-emperyalist olmazmış. Afgan mücahitlerini CIA destekliyormuş; bu yüzden ilerici olmazmış. Böyle savlar da var... Size yakın tarihimizden bir örnek vereyim.

Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal en güç günlerde Sovyetler'den askeri yardım alır. Halil Paşa önce gider, Enver Paşa'nın amcası Halil Paşa ve Trabzon'a yardımlarla döner. Daha sonra Bekir Sami Bey gider. O zaman bir tek kuruşa muhtaç Türkiye; bir silaha, bir fişeğe muhtaç o sıralar. Meclis içinde bir oylama yapılır ve İçişleri Bakanlığı'na Tokat mebusu Nazım Bey getirilir. Son zamanlarda yayımlandı Milli Mücadelenin gizli tutanakları; orada Mustafa Kemal diyor ki gizli celsede, "Nazım Bey'in casusluk kertesine varacak ilişkileri" söz konusuydu. Sovyet elçiliğine gizli celselerimiz hakkında, burada yaptığımız gizli celseler hakkında, bilgi vermekteydi. Sovyet Dışişleri Bakanı, (o zamanki adıyla Dışişleri Komiseri) Çiçerin, Ali Fuat Paşa'ya, bizim gizli celsede konuştuklarımızı aktarıyordu. Onun için kendisinin İçişleri Bakanlığına gelmesine razı olmadım. Bunun için, biliyorsunuz, Çerkez Ethem'i görevlendirir. Çerkez Ethem bir pusula götürür veya gönderir Nazım Bey'e ve Nazım Bey istifa eder, çekilir içişleri Bakanlığından.

Bu, neyi gösteriyor? Sovyetler'den askeri yardım, para yardımı aldığı sırada Mustafa Kemal, yine bağımsızlığı esas sayıyor ve Sovyetler'e yakın olan bir adamı İçişleri Bakanlığı'na getirmiyordu. Yani Mustafa Kemal de bu savaşa çıktığı zaman, meçhullerle doluydu gelecek. Ve bir ülke vardı, yardım elini uzatmıştı. Ama o ülkenin adamı olmadı. Ne yaptı? Bağımsızlığı savundu. Onun için Babrak Karmal psikolojisini, "ihanet psikolojisi" sayıyorum.

tgb.gen.tr




Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi