18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

Hayır Cephesi Nasıl Bir Yol İzleyecek?

Ülkemiz bir halk oylamasını geride bıraktı. Öncesinde copların konuştuğu, "Hayır" diyeceğini söyleyenlerin emniyet görevlileri tarafından gözaltında misafir edildiği bir "demokrasi şöleni" yaşadık. Elbette ki ilk kutlayanlar da dünya demokrasisinin "yıldızı" ABD başkanı Obama ile AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle oldu.

Bizce bu halk oylamasının kendisi de sonuçları da meşru değildir. ABD eliyle ülkemizin başına geçirilmiş bir iktidarın son derece anti-demokratik koşullarda tertiplediği bir süreçti. Tüm devlet olanaklarının, para dağıtmakan direnenlerin üzerine polis terörü uygulamaya dek, iktidar tarafından fütursuzca kullanıldığı, "bertaraf olursunuz" tehditleriyle tüm sermaye çevrelerinin sindirildiği, medyanın %95'inin "evetçi" olduğu bir halk oylaması neresinden bakarsanız bakın gayrımeşrudur.

Kaldı ki "Ergenekon", "Balyoz" vb. operasyonlarda gördüğümüz üzere sahte belge üretmenin, üfürükten tutanaklar hazırlamanın, dijital ortamlarda her türlü manipülasyonu yapmanın, medya aracılığıyla olmayan bir şeyi millete olmuş gibi yutturmanın son derece normalleştiği bir ülkede yaşıyoruz.  YSK'nın da, Anadolu Ajansı'nın da, sandıklara eşlik eden polislerin de, Nüfus Müdürlükleri'nin de, işleri güçleri kalpazanlık ve sahte belge imal etmek olan bu iktidarın elinde olduğu düşünülürse "evet" oylarının bırakın %58'i, %80 olarak açıklanmadığına şaşırmak gerekir. "Belgesi var mı kardeşim?" diye sorabilirler; ama bunun belgesi olmaz!

AKP ve onun elinden tutup paytak paytak yürüttüğü "yetmez, ama evet"çi bebişler sağolsunlar, memleketin "bir yerlerinde" devletin olmadığını bize gösterdiler. Bu halk oylamasından çıkan bir sonuç da 8 yıllık AKP iktidarının ardından ülkenin bazı yerlerine "ulaşılamadığıdır". Tayyip Erdoğan'ın "eşbaşkan"ı olmakla övündüğü Büyük Ortadoğu Projesi tam da buydu heralde.

Değerli yurttaşlar;

Moral bozacak bir durum yoktur. Bazı aydınlarımız ise topu taca atmaya başlamışlardır. Nihat Genç "benden bu kadar" dedi, Oray Eğin "biletimi gidiş aldım" dedi, Fazıl Say "buraya kadar" dedi. Birçokları ise halkımızın "cahilliğine" verip veriştirdi. Oysa milletimizin güven ve cesarete en çok gereksinim duyduğu dönemi yaşıyoruz. Mustafa Kemal tavrı sonuna kadar mücadele etmektir. Onlar mücadeleye başladıklarında ellerinde büyük çoğunluğu sanayi merkezlerinde yaşayan ve önemli oranda eğitimli ve yetişmiş bir %42 yoktu. Bu büyük bir güçtür.

Tarih sahnesine çıkmak isteyenlerin rol alma zamanları gelmiştir. Ülkesinin paramparça olmasını sindiremeyenlerin emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı seslerini daha da yükseltecekleri zamanlar gelmiştir. Az değiliz. "Resmi" sonuçlara göre 16 milyon kişi kadarız. Ama artık süzülmüş ve kemikleşmiş bir 16 milyon. "Evet"çiler ise "yanardöner"... Türkiye Gençlik Birliği olarak hedefimiz  bu 16 milyon "Hayır"cıyı, başta gençler olmak üzere örgütlü bir güce dönüştürmektir ve bunu başarabileceğimizi de biliyoruz. Bugün dünden daha iyi durumdayız.

Değerli yurttaş, en lüks otellerde kalıp, en pahalı restoranlarda tıka basa oruç açan, hala da utanmadan 'biz eziliyoruz kardeşim bu ülkede' diyen badem bıyıklı tiplere bu ülkeyi teslim etmek istemediğini biliyoruz. Onların %58 oya güvenip etrafta pis pis sırıtarak, özgüven patlaması yaşayarak gezmesine tahammül edemediğini de biliyoruz. Unutma, onların zafer çığlıkları "çakalların ulumasıdır". Şimdi Türkiye Gençlik Birliği'nde örgütlenme ve çakalların iktidarına son verme zamanıdır. Zaman "bayrakların derlenip dürüleceği zaman" değildir. Zaman "safları sıklaştırma zamanı"dır. Çünkü TGB herkes yılsa bile yılmayacak ve canından bile çok sevdiği ülkesi ve halkı için gerekirse canını bile verecektir. Çünkü bu "Hürriyet  Kavgası"dır.

Haydi, okullar açılıyor. Daha çok işimiz var. Görev başına!


HÜRRİYET KAVGASI

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.

Beyazıt'ta şehit düşen
silkinip kalktı kabrinden,
ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
yıktı Şahmeran'ın mağarasını.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

Nâzım Hikmet

Utku REYHAN / Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi



Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi