Kırmızı-Beyaz
Sayı:19
DOĞUMUNUN 115’İNCİ YIL DÖNÜMÜNDE 1919’UN ÖNCÜ GENCİ: YÖRÜK ALİ EFE!
PORTRE
Aydın’ın Millî kahramanı Yörük Ali Efe’nin bu yıl 115’inci doğum yıl dönümü. Yörük Ali Efe, Yunan işgaline karşı daha 24 yaşındayken Aydın’da öne atılmış ve istiklâl için savaşmış. 3,5 yıllık işgal sırasında Yunan’a kan kusturmuş ve Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık isteğinin timsali olmuş! Yunan işgal komutanının itirafına göre “Yunan Ordusu Efelerin direnişi nedeniyle Ankara kapılarına 15 ay geç dayanmış.” Düzenli orduya geçilince ‘bir nefer’ gibi çalışan Efe, Atatürk’ün de takdirini kazanarak taçlanmış ve İstiklâl'den sonra İstiklâl Madalyası’yla yetinmiş, kendisine bağlanan 300 liralık maaşı da hayır ve eğitim kurumlarına bağışlamış. İşte böylesine önemli hususiyetlere sahip olan Yörük Ali Efe, bugünün gençlerine de en iyi örnek!
Bir Bahar Günü Doğdu
Yörük Ali Efe 1895 yılının bir bahar ayının ‘Cuma günü’ Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Kavaklı Köyü’nde bir Yörük çadırında doğmuş. 3- 4 yaşındayken yörenin meşhur Efe’si Çakırcalı bir gün dedesi İbrahim Efe’nin evine misafir olur. Ali’yi sever ve “bu çocuk bir gün çok meşhur olacak. Cin gibi çocuk” der. Gerçekten de öyle olur. İzmir’de askerdeyken ecnebi bir subayın haksız tokadına isyan eder ve dağa çıkar. Tarih Temmuz 1915’tir… Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin yanında 1,5 yıl kalır. Alanyalı Efe ölünce yerine seçimle geçer. Geçiş o geçiş bu macera Milli Mücadele’yle taçlanır.
Yaveri Yörük Ali Efe’yi Anlatıyor
Şükrü Oğuz Bey, İstanbul’da yüksek tahsil yaparken Cihan Savaşı çıkar ve savaşa yedek subay olarak katılır ve Çanakkale ile birçok cephede görev alır. Mütarekeyle birlikte İstanbul üzerinden İzmir’e gelir.Yıllar önce namını duyduğu Yörük Ali Efe’ye katılmak için Aydın dağlarının yolunu tutar. Efe’yi Çine Madran Dağı’nda bulur. İskenderun doğumlu olduğu için Arapça bilmektedir. Hoca kılığında yanına yanaşır. Yörük Ali Efe’nin uzun uğraştan sonra güvenini kazanır. Çünkü Efe’ler herkese öyle kolay kolay güvenmez. Hele askerlere asla! Onun için Şükrü Bey asker kimliğini uzun süre gizler. Efe’nin yanında adeta ‘aslanlarla yaşadım’ diyerek ilginç olayları ve izlenimlerini anlatır.
“Aslanlarla Üç Yıl”
Şükrü Bey 3 yıl Yörük Ali Efe’nin yanında kalır. 300’e yakın çatışmaya katılır. Bunlardan bir kez bile Yörük Ali Efe yara almaz. Aydın 27 Mayıs 1919 günü işgal edilir. Aydın ve çevresindeki milli güçlerin oldukça zayıf olduğu o günlerde Yörük Ali 17 adamıyla birlikte aldıkları karar sonucu, düşmana karşı birlikte savaşmak için, Yörük Ali, o zamana kadar sayısız kez çatıştığı müfreze komutanı Fethi Bey'e giderek "Vatan için can vermeye hazır olduklarını" bildirir.
O, 15 Haziran gecesi Sultanhisar-Atça arasında bulunan Malgaç Köprüsü yanındaki karakol baskınıyla Yunan’a ‘hoş geldin’ der. Bu milli kuvvetlerin ilk baskınıdır ve çok büyük tesir yaratır. Arkasından ise 350 kişilik öncü birlikle Aydın şehrine gerilla baskını yapar. 28 Haziran günü başlayan çatışma 10 bin kişilik Yunan tümenine karşı yapılır. Üç günlük savaştan sonra şehir ele geçer. Bu savaş bütün Aydın halkını, Kuvayı Milliyecilerin yanında birleştirir. Savaş sırasında yakın çevreden katılımlarla milliyecilerin sayısı 2 bine yaklaşır. Bu savaş, dünya askerlik tarihine ‘ilk defa gerilla tarzıyla bir şehrin ele geçirilmesi’ olarak geçer…
“İzmir’e Ordumuz Girsin!”
Yörük Ali Efe, 1920 sonlarında kurulan düzenli orduya karşı gelmez. Bizzat ordunun emrinde 'bir nefer gibi' çalışacağını ilan eder.
Büyük Taarruza kadar Aydın Dağları'nda Yunan Ordusu'na karşı baskınlara devam eder. 8 Eylül günü İzmir kapılarına dayanır. Burada ise birliğine “durun!” der. Bundan sonrasını ise Yaveri Yüzbaşı Şükrü Bey hatıralarında şu satırlarla anlatır: “Arkadaşlar! İzmir’e biz girebiliriz; fakat o büyük şerefi orduya bırakmak bizim için daha büyük bir şereftir. Burada bekleyelim, Ordumuzun kumandanları gelsin. İzmir’e kahraman ordumuzla birlikte girelim.” (Şükrü Oğuz Alpkaya, Yayına Hazırlayan: Atilla Oral, Yörük Ali Efe, Demkar Yayınları, İstanbul, 2009, s.444)
Kurtuluştan Sonra Yabancı Gazetecilerle Görüştü
Yörük Ali Efe’nin hayatı hakkında İtalyan arşivlerinde araştırma yapan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi Doç.Dr. Mevlüt Çelebi, Efe’nin bugüne kadar bilinmeyen bir mülakatı ile hakkında çok sayıda İtalyan yazışmalarına konu olan belgeye ulaştı. Bu bilgilerden en önemlisi Efe’nin İtalyan gazeteci G. Filippucci Guistiniani’nin Eylül veya Ekim 1922 tarihleri arasında İzmir’den başlayarak Aydın’a kadar süren savaş sonrası izlenimlerine ilişkin gazete haberleri. Bu haberlerden 9 Kasım 1922 tarihinde İl Messaggero gazetesinde yayımlanan mülakatta, Efe ilk defa savaş sonrası görüşlerini aktarıyor.
Gazeteciler İzmir’den özel trenle hareket ederek Aydın’a gelirler. Trende Yörük Ali Efe de vardır. Namını duydukları Yörük Ali Efe ile de Sultanhisar’da mülâkatı yaparlar. İstiklâl Harbi yıllarında hiçbir Türk gazetecisinin görüşemediği Yörük Ali Efe, İtalyan gazeteciye ilginç ifadelerde bulunur. İşte Guistiniani’nin kaleminden Yörük Ali Efe:
“Sultanhisar’da trene, 2 metre yüksekliğinde, çete kıyafeti giyinmiş, memleketin sergüzeşt şövalyesi bir adam bindi. Bu kişi, memleketi haraca keserken milliyetçiliğin ilk direnişçilerinden olup inanılmayacak bir efsane haline gelen ‘Yörük’ denilen kahraman ve çeteci Ali’dir. Ali istilacı (Yunan) ordusundan, Aydın’ı yüzden az kızanıyla geriye aldı ve bugün, şanlı çetecilikten 3 yıl sonra memleketin tek gerçek meşruiyet temsilcisi ve yarın da hâlâ memleketin gerçek sahibi olmaya devam edecek. Geçmekte olduğumuz bu şehir, bu yarı krallığın başkentidir.
Çocukluğumun sonundan beri, haydutlara karşı özel bir saygı besledim.(...) On dakika sonra çok iyi arkadaş olmuştuk. Ben yarı tanrı, kıymetli arkadaşımız bize neşeli tarihi hikâyesini anlatıyordu.
Burhaniye, Sarayköy köprüsü… (İzmir’den 250 kilometre) Yunan işgali sahasının sınırı olan Anadolu’nun zengin ve müreffeh kısmındayız. Son Yunan siperinin kıvrıldığı Toros Dağları'nın eteğinde karakteristik bir vadi. Düşünceler arasında seyahat ve seyyahlar arasında uçuşurken en şanlı unvanını ele geçirmek isteyen Yörük Ali, pencereye vurdu. Bu Yunan işgalinin son işaretinin önünde 4 efe (Yörük olarak adlandırılırlar) ileriye atılmaya hazır olarak şimdi dimdik ayaktaydılar. Bunlardan biri, manalı ve açık gözlerinden iyi bir insan olduğu anlaşılan ve efesi Yörük Ali gibi şimdi Ankara’dan maaş almakta olan eski bir askerdi. O, 35 yaşında ve 21 yaşında silâhaltına alınmıştı.
Savaşta 14 sene, yorulmadınız mı? Dönmeden cevaplıyor: Trakya’yı kurtarmak için bir 14 yıl daha savaşırım!
İşte Medeniyetin Yaptıkları!
‘Dünya’ diye sürdürdü sözlerini kahraman, ‘Asla savaşsız olmayacak. Fakat Türkiye’de barışı yeniden kurmak için bütün Avrupa’nın haklarımıza saygı göstermesi gerekiyor. Bunu, muzaffer bir halk olduğumuz için söylemiyorum; fakat insanlar olarak söylüyorum. Oysa Avrupa -sesini yükselterek- ‘Bak’ hallerinden korktukları ve ıstırap çektikleri görülen Müslüman göçmenleri bana göstererek:
“Bak, bunu medeniyet yaptı! Biz savaş yapıyoruz, siz Konferanslar…” Ben cevap verdim: “Yunan medeniyeti?” Ancak bana dedi ki:
“Hayır, Avrupa medeniyeti! Biz üç senedir boğazlaşıyoruz, bu sizin eseriniz. Bizi rahat bırakmadınız, hatta birini, diğerini boğazlaması için cesaretlendirdiniz.”
Ve ben İtalyan vatandaşı olarak Türk köylüsüne ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Ama dağ adamı söylevine devam etti: “Dünya barışa muhtaç; siz ne yapıyorsunuz? Yeni bir konferans. Çok iyi, bravo! Biz savaş yapıyoruz, siz konferans yapıyorsunuz!”
Yörük Ali, ellerini kana bulamış dostum, bana ilkel medeniyetin ve vahşi dağların nostaljisini veriyorsun.” (Doç.Dr.Mevlüt Çelebi, İtalyan Kaynaklarında Yörük Ali Efe, Milli Mücadele’de Aydın Sancağı ve Yörük Ali Efe, Aydın Belediye Başkanlığı Yayınları, Aydın, 2008, s.107-116)
Atatürk’ün de Takdir Ettiği Adam!
Yörük Ali Efe’yi Mustafa Kemal Paşa da çok sever ve takdir ederdi. Milli Mücadele sırasında gösterdiği başarılardan ötürü onu onurlandırmıştır. Büyük Devrimci Önder Atatürk, ölüm döşeğinde Milli Mücadele'nin Aydınlı kahramanı Yörük Ali Efe’nin hikâyesiyle huzur bulmuş. Bu tarihi an’ı Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen hatıralarında anlatıyor. Hatıralara göre Atatürk,1938 yılında hasta yatağında acılar içinde kıvranırken canı sıkılır ve başucundaki Sabiha Gökçen’e bir şeyler okumasını ister. Gökçen bu anı şöyle anlatır:
“O gece Atatürk en sıkıntılı günlerinden birini geçirdi. Bir türlü uyuyamıyor, arka üstü yatamıyor, sağa dönüyor olmuyor, sola dönüyor olmuyordu… Artık verilen ilaçların da hiçbir yararı olmadığı meydandaydı. ‘Bari şu eski yazılardan birini daha oku Gökçen…’ dedi. ‘Dosyadan al bir yazı… Şeyi al meselâ… Halide Edip Hanım’ın Efe’nin Hikâyesi adlı yazıyı… Tatlı, içli, anlamlı bir yazıdır… Belki onu dinlerken biraz rahat edebilirim…’ Emrettiğini yaptım. Yazıyı buldum ve okudum.” (Sabiha Gökçen Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Anıları Kaleme Alan: Oktay Verel, THK Yayınları, İstanbul, 1982, s.411- 416)
İstiklal Harbi'ndeki katkılarından dolayı kendisine İstiklal Madalyası ile 300 lira maaş bağlanır. Maaşını hayır ve eğitim kurumlarına bağışlar. 1926 yılında İzmir’de geçirdiği tramvay kazası sonucu iki ayağını da diz kapağı altından kaybeder. Aydın Yenipazar’daki evine 1928 yılında döner. Burada ise tüccarlık ile meşgul olur. 23 Eylül 1951 günü tedavi gördüğü Bursa’da hastanede şeker hastalığından hayatını 56 yaşında kaybeder. Geride onurlu bir yaşam bırakır. Ne ilginçtir, Osmanlı zamanında dağa çıkan Yörük Ali Efe’yi İstiklâl Harbi kahraman; Cumhuriyet Devrimi ise torunu Kayhan Kavas’ı vali yaparak ödüllendirmiştir!
Ercan DOLAPÇI
Araştırmacı-Yazar
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Neden TGB'li Oldum?
Damla Dinçşahin-İstanbul(3 Eylül 2010) 2006 yılında kurulduğunuzu öğrendiğimde, ne kadar çok zaman kaybetmişim dedim. Fakat hiç birşey için geç değildir diye düşünerek aranızda olmak istediğime karar verdim. Taksimde sizleri gördüğümde, sizi kameraya almakdan daha fazlasını yapmam gerektiği düşündüm. Benim için sizlerle olmak, sizlere ufak bi katkım olmasından daha fazla; sizlerle olmak kendim için önemli, kararlarım ve düşüncelerim için önemli. Sinem Ayver-Uşak (2 Eylül 2010) Hakkı Doğan-Balıkesir (1 Eylül 2010)
Zeliha Üzgün-Trabzon (1 Eylül 2010) Uğur Arslan-İstanbul (31 Ağustos 2010) "Uğur Arslan - İstanbul (31 Ağustos Salı) Mehmet Bozyel-Çanakkale (31 Ağustos 2020) "Geleceğimizin aydınlık Türkiyesi için, mutlaka olmazsa olmazlardan biri ATATÜR'ün ilerici aydınlık yolunda ilerleyecek gençlerimizi yetiştirmemizdir." Hakan Ak-Tekirdağ (31 Ağustos 2020) Onur Encür-Çanakkale (30 Ağustos 2010) Ergin Doğruer-İstanbul (29 Ağustos 2010) Nakşi Gökdoğan-Şanlıurfa (28 Ağustos 2010) Abdullah Karaman-Balıkesir (28 Ağustos 2010) Korcan Baysan (28 Ağustos 2010) Nesibe Oktav-Sakarya (27 Ağustos 2010) Bora Güldiker (24 Ağustos 2010): Suzan Yılmaz (23 Ağustos 2010): Pınar Saros (21 Ağustos 2010): Emir Kağan Arkıl (21 Ağustos 2010):
|
Görsel Galeri
Yeni Videolar
Son Yorumlar
ABD'den Türkiye'ye Ahlaksız Teklif!
abd işgal ettiği diğer ülkelerdeki izlediği politikayı iran ... Devamı...
06.09.10 02:00
Yazan: hakan durak
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Aç tavuktan ziyade eceli gelen köpek mevzusuna benziyor bu d... Devamı...
06.09.10 01:03
Yazan: Osman
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Evet doğru ve güzel bir eylem olsa da Öğrenci Kolektifleri'... Devamı...
06.09.10 00:59
Yazan: Neresi Karalama?
Biz Kimiz?
Neinn davasındasınız.. önemli olan şu anda iktidarr.. hem yi... Devamı...
06.09.10 00:17
Yazan: Aliemre..














