Kırmızı-Beyaz
Sayı:19
Film Önerileri
SİNEMA
Bu ay, sinemasever okurlarımız için dünya sinema tarihine damgasını vurmuş yüzlerce film arasından 6'sını seçtik. Sinematografik açıdan devrim yaratan, içinde bulundukları tarihsel dönemin ideolojik, siyasal ve sosyal zeminine ayna tutarken, sanatkârane üslupla yoğrulan bu 6 filmi ana hatlarıyla vurgulayıp kısaca tanıttık.
Başta da belirttiğimiz gibi, bu liste, yüzlerce klâsik filmin arasından, farklı ülke sinemaları esas alınarak seçilmiştir. Sayfa kısıtlığından dolayı yer veremediğimiz diğerlerinden üstün olan herhangi bir özellikleri yoktur. Liste sıralanırken de filmlerin yapım tarihi göz önüne alınmıştır. Önerimiz filmleri hemen temin etmeniz, keyifli seyirler...
1. Metropolis (Metropolis, Yön: Fritz Lang, 1927, Almanya)
Geleceğin dünyasında, toplum yöneticiler ve işçiler olmak üzere iki sınıfa bölünmüştür. Yöneticiler (zenginler) harikulâde bahçeler içinde, aydınlık ve güzel yeryüzünde yaşarken, yeryüzüne çıkmaları yasak olan işçiler, katı kurallar eşliğinde yer altında yaşarlar.
Sessiz dönem Alman sinemasının ünlü yönetmenlerinden Fritz Lang'in çektiği Metropolis, geleceğe dair bir distopya olma özelliğinde. Ağır bir atmosfer ve görkemli dekorlar eşliğinde ortaya çıkan yapım, aynı zamanda Alman dışavurumcu sinemasının önemli örneklerinden biridir. Filmin en önemli yönü, üreten eller (işçiler) ve plânlayan beyin arasındaki ilişkileri, kalbin (karşılıklı sevgi) düzenleyeceği yolundaki söylemiyle ortaya çıkan devrim karşıtlığı ve 'sosyal demokrasi' propagandasının zekice işlenmiş olması.
2. Kameralı Adam (Chelovek s kino-apparatom, Yön: Dziga Vertov, 1929, SSCB)
Film, bir Sovyet kentinin bir gününü anlatmaktadır. Gün doğmadan önce bomboş olan sokaklar, şafağın sökmesiyle birlikte kitlelerin akınına uğrar. Çalışan insanlar ve üreten makineler eşliğinde, yeni bir yaşamı kurma yolunda 69 dakikalık kesintisiz bir devinim başlar.
Modern kent yaşamını anlatan ve "kent senfonisi" olarak da nitelendirilen belgesel örneklerinden biri olan Kameralı Adam, sosyalist gerçekliği esas alan kurgusuyla, gerçek yaşamın ritmine odaklanır Kurmacanın "halkı uyutan bir afyon" olduğu görüşünü savunan Vertov, bu filmiyle 'sine-göz' diye adlandırılan yöntemini kullanarak kamerasını günlük, sıradan hayatın içine daldırmakta ve Sovyet yaşamının kuruluş sürecini en saf hâliyle beyazperdeye taşımaktadır.
3. Yurttaş Kane (Citizen Kane, Yön: Orson Welles, 1941, ABD)
40'lı yılların Amerikası'nda, devrin en zengin medya patronlarından biri olan Kane, görkemli şatosunda tek başına ölmek üzereyken ağzından tek bir söz çıkar: Rosebud. Genç bir gazeteci, Rosebud'un anlamını çözmek üzere araştırmalara başlarken, bizler de geri dönüşler eşliğinde Kane'in geçmişine yapılan bir yolculuğa çıkarız.
Yurttaş Kane alan derinliği, kurgu, ışık ve daha pek çok alanda sinematografik yeniliklerle ortaya çıkan en önemli filmlerden biri olma özelliğiyle sinema tarihiyle ilgilenenlerin kesinlikle izlemesi gereken bir yapımdır. Film ayrıca, güç, para ve iktidar hırsıyla gelen yabancılaşma ve yalnızlaşmayı bir medya patronun parçalanan portresi üzerinden ustalıkla vurgulamıştır. Öte yandan filmin, o dönem Amerika'da gerçekten yaşamış olan medya devi William Randolph Hearst'ün yaşamını yansıttığına dair görüşler de öne sürülmektedir.
4. Haftasonu (Weekend, Yön: Jean Luc Godard, 1967, Fransa)
Evli bir çift olan Roland ve Corinne haftasonunda, Roland'ın -öldüğü takdirde- yüklü miktarda miras bırakacak olan babasının yanına gitme plânı yaparlar. İkisinin de asıl amacı, diğerini ortadan kaldırıp mirasa tek başına konabilmektir. Bu garip çifti çıktıkları yolculukta bekleyen, ardı arkası kesilmeyen kazalarla dolu taşra yolları, dumanı tüten arabalar, kaza geçirmiş insanların cesetleri ve ilginç rüya kişileridir.
Film Godard'a özgü, çarpıcı bir Fransız burjuvazisi eleştirisi niteliğinde...Bütün hafta çalıştıktan sonra, şık arabalarıyla haftasonu tatilleri için yollara düşen, özgür, zengin, güzel ve yakışıklı Fransız burjuva sınıfının 'gerçek' olan acınası hâli, dehşetle gülünçlük arasında gidip gelen, 'sürrealist' bir çizgide gözler önüne serilir. 1967 tarihli yapım, 'özgürlük, eşitlik, demokrasi' sloganlarıyla devrim yapmış bir sınıfın 20. yüzyılın sonundaki bencil, yozlaşmış, sömürücü ve 'suçlu' görünümünün yansımalarına odaklanır.
5. Kaç Para Kaç (Yön: Reha Erdem, 1998, Türkiye)
Geçimini gömlek satarak sağlayan Selim'in, karısı ve çocuğuyla birlikte mütevazı bir biçimde sürdüğü sıradan bir yaşamı vardır. Selim, karısına sadık, ailesine bağlı, son derece namuslu ve sicilinde en ufak bir leke bulunmayan bir aile babasıdır, ta ki bindiği bir takside bulduğu bir çanta dolusu para aniden hayatına girinceye dek...
Kaç Para Kaç, başlangıç repliğiyle durumu özetler: "Para kazanmayı kolay mı sanıyorsunuz?" Film, kolay yoldan ele geçen paranın, bir insanın yaşamını nasıl değiştirebileceğine, hırsın ve açgözlülüğün en basit ahlâki değerleri nasıl ortadan kaldıracağına minimalist bir yöntemle, İstanbul sokaklarının ruhunu, müziğini ve ritmini de katarak başarılı şekilde değinir.
6. Beyaz Bant (Das Weisse Bant, Yön: Michael Haneke, 2009, Almanya)
I. Dünya Savaşı öncesinde Almanya'nın kuzeydoğusunda yer alan, dış dünyaya oldukça kapalı küçük bir protestan kasabasında, kasaba doktorunun attan düşüp ciddi şekilde yaralanmasıyle başlayan kazaların, bir süre sonra bilinçli bir şekilde hazırlanan ve 'cezalandırma törenleri' gibi görünen tuzaklar olduğu fark edilir.
Hristiyanlığa göre 'beyaz bant,' yaramazlık yapan çocukların kollarına saflığı ve masumiyeti hatırlatmak amacıyla takılması gereken bir simgedir. Rahatsız edici filmlerin yönetmeni Haneke, 2009 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan son filmiyle, kamerasını bu kez otoriter, baskıcı ve şiddete dayalı dini bir gelenekle eğitilen çocuklara çevirir. 'Masumiyet'ini kaybetmenin eşiğinde olan bu çocukların oluşturduğu geleceğin toplumuna da göndermelerde bulunur .Şiddetin kökeni, otorite, baskı, fiziksel ve psikolojik cezalandırma, itaat gibi konular üzerine sorular soran film, ebeveynlerin ve dinsel otoritenin baskısı altında ezilen çocukların (bireylerin) bu eğitim sistemi sonucunda ne tür insanlar hâline gelebileceklerinin yanıtını izleyiciye bırakır.
Selin ÇELİK
| Sonraki > |
|---|
Neden TGB'li Oldum?
Damla Dinçşahin-İstanbul(3 Eylül 2010) 2006 yılında kurulduğunuzu öğrendiğimde, ne kadar çok zaman kaybetmişim dedim. Fakat hiç birşey için geç değildir diye düşünerek aranızda olmak istediğime karar verdim. Taksimde sizleri gördüğümde, sizi kameraya almakdan daha fazlasını yapmam gerektiği düşündüm. Benim için sizlerle olmak, sizlere ufak bi katkım olmasından daha fazla; sizlerle olmak kendim için önemli, kararlarım ve düşüncelerim için önemli. Sinem Ayver-Uşak (2 Eylül 2010) Hakkı Doğan-Balıkesir (1 Eylül 2010)
Zeliha Üzgün-Trabzon (1 Eylül 2010) Uğur Arslan-İstanbul (31 Ağustos 2010) "Uğur Arslan - İstanbul (31 Ağustos Salı) Mehmet Bozyel-Çanakkale (31 Ağustos 2020) "Geleceğimizin aydınlık Türkiyesi için, mutlaka olmazsa olmazlardan biri ATATÜR'ün ilerici aydınlık yolunda ilerleyecek gençlerimizi yetiştirmemizdir." Hakan Ak-Tekirdağ (31 Ağustos 2020) Onur Encür-Çanakkale (30 Ağustos 2010) Ergin Doğruer-İstanbul (29 Ağustos 2010) Nakşi Gökdoğan-Şanlıurfa (28 Ağustos 2010) Abdullah Karaman-Balıkesir (28 Ağustos 2010) Korcan Baysan (28 Ağustos 2010) Nesibe Oktav-Sakarya (27 Ağustos 2010) Bora Güldiker (24 Ağustos 2010): Suzan Yılmaz (23 Ağustos 2010): Pınar Saros (21 Ağustos 2010): Emir Kağan Arkıl (21 Ağustos 2010):
|
Görsel Galeri
Yeni Videolar
Son Yorumlar
ABD'den Türkiye'ye Ahlaksız Teklif!
abd işgal ettiği diğer ülkelerdeki izlediği politikayı iran ... Devamı...
06.09.10 02:00
Yazan: hakan durak
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Aç tavuktan ziyade eceli gelen köpek mevzusuna benziyor bu d... Devamı...
06.09.10 01:03
Yazan: Osman
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Evet doğru ve güzel bir eylem olsa da Öğrenci Kolektifleri'... Devamı...
06.09.10 00:59
Yazan: Neresi Karalama?
Biz Kimiz?
Neinn davasındasınız.. önemli olan şu anda iktidarr.. hem yi... Devamı...
06.09.10 00:17
Yazan: Aliemre..














