Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
Kırmızı Beyaz'dan Dev Hizmet: Cemaati Anlama Klavuzu
Kimilerine göre bir sivil toplum örgütü… Yurt sathına yayılmış evlerde ‘hizmet’ görülüyor. Fakir fukaranın, garip gurebanın çocukları ücretsiz olarak okutuluyor, barındırılıyor. Tüm bu ‘örümcek ağının’ merkezindeki Fethullah Gülen Hocaefendi ise, zaten bir kanaat önderi! (Örümcek ağı tabiri tamamı ile zatın kendisine aittir.)Kimilerine göre ise, cemaatin ev, yurt, dershane, kolej, vakıf üniversitesi vb. kuruluşlar kurması, nihai hedefleri olan ‘adliyede, mülkiyede ve askeriyede’ örgütlenme hedeflerinin bir parçası. Onlara göre cemaat çoktan Türkiye’yi ele geçirmiş durumda.
İncelememiz, Fethullahçılık illetinin bedene girebileceği çeşitli yolları saptamak ve okuyucuyu bu noktalarda uyarmak üzere kaleme alınmıştır. Cemaatin öğrenci ile ‘temas’ sağladığı noktalar tek tek tespit edilmiş ve bir kılavuz çıkartılmaya çalışılmıştır.
Işık Evleri
“Ve bu ışık evlerini bütün dünyayı ışıklandıracak birer ışık kaynağı haline getirelim. Rabbim yar ve yardımcı olsun”. (1)
Fethullahçı örgütlenmenin ya da adam ‘kafalama’nın belki de en tipik aracı Işık Evleri’dir. Öyle ki, lise okuyan her genç bir şekilde bu evlere gitmiş ya da etrafında birilerinin bu evlere girip çıktığının fark etmiştir. Işık Evleri üniversite camiasında da oldukça yaygındır. Öncelikle gelin, Hocaefendi’nin “Prizma” ile “Çağ ve Nesil” adlı başyapıtlarından bu evlerin kuruluş amacını öğrenelim. Bu alıntılar biraz uzun ve sıkıcı olabilir; ama hazretin dili böyle, idare edeceğiz:
“Bu Işık Evler’in kendilerine has özellikleri vardır. Buralar öncelikle insanların insanlık yanlarından ötürü meydana gelebilecek boşlukların kapatıldığı yerlerdir. Plan ve projelerin üretilip, metafizik gerilimin, sürekliliğin sağlandığı ve neticede üstadın ‘Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir’ dediği türden yüreği pek, imanı çelik insanların yetiştiği kutsi mekânlardır”. (2)
“Öyleyse bu evler yalnız yöntemsiz değişik cazibe merkezlerine göre kendini şekillendiren şabloncu nesillerin mamur edilip, mana kökenine dönmelerini sağlayan birer tezgâh ve birer mekteptirler.
Hususiyle tekke ve zaviyelerin kapatılıp kapılarına kilit vurulduğu bir dönemde, o evlerden beklenen de böyle bir misyonun eda edilmesi idi. Bu evler içinde barındırdığı insanlara Finunu Medeniye ile beraber Ulûm’u diniyeyi de öğreterek tekke ve zaviye ruhunun yanında medrese vazifesini de üstlenmiş olacaktır”. (3)
“Mabede giden yolların kapandığı bir zaman diliminde, Allah şimdilik benim adım bu evlerde yükselsin ve anılsın izni ile serfinaz içinde kitapların okunduğu Hakk’ın müzakere edildiği müstesna mekânlardır”. (4)
“Zannediyorum kuruluş gayesine matuf işletildiği müddetçe bu evlerde, bir dönemde tekke ve zaviyeler ile ulaşılamayan noktalara ulaşılacak ve buralarda aynı zamanda medrese insanını aratmayan insanlar yetiştirilecektir”. (5)
“Hâsılı ben bu hususta pek dertliyim. Büyük bir tarihi ihmali telafi etmeye matuf açılan ışık evlerin, ne kadar bu gayeye uygun değerlendirilebileceğini bilemeyeceğim ama ‘arkadaşlarım onun hakkını veriyorlardır’ diyerek hüsnü zan etmek istiyorum. Unutmayın, dünyanın enkazı altında kalan ve kalacak olan bütün milletler, umumi bir ihya adına bu evlerde yetişen irşat. erlerini beklemektedir ve öyle anlaşılıyor ki bu Işık Evler’in fonksiyonu hiçbir zaman bitmeyecektir”. (6)
“Işık Evler, ışık süvarilerinin kışlaları, hak erenlerin halvethane ve zaviyeleri, gözlerini ilim ve marifetle açıp kapayan kutsilerin varidat iklimleridir. Tadını, havasını, rengini, rayihasını ötelerden alan Işık Evler, dünyada ukba yamaçlarında kurulmuş ve fizik ötesi âlemlerin rasathaneleri gibidirler.
(...) Işık Evler, çevrelerindeki bina yığınları itibariyle, tıpkı hale içindeki yıldızlar topluluğuna nur ayetleri tefsir eden bir mehtap veya ebedi nur, ebedi huzur arayanları firdevslere ulaştırma yolunda kurulmuş bir han gibidirler.
(...) Işık Evler gelmiş geçmiş mukaddes binaların en velidü, en doğurganıdırlar. Orada ışığa uyanan herkes hemen karanlıkla hesaplaşmaya geçer. Ona karşı kıyam eder ve bu duygusunu da her yerde bir mum yakmak suretiyle hayata aktarmaya çalışır. Bu itibarladır ki Işık Evler’in çoğalıp gelişmesi tasavvur üstü bir hendesedi”." (7)
“Işık Evler’in, kudret ve irade esintileri ile tohumlar gibi dört bir yana saçılıp, zuhur ve tecelli yamaçlarında çoğalmasıyla hikmet ve inayet düzlüklerinde büyüyüp gelişmeleri, gelişip kabuk değiştirmeleri aynı zamana rastlar. Evet, belli bir döneme kadar birer birer, ikişer ikişer çoğalan Işık evler, mübarek bir zaman diliminde birden bire hendesi katlanmaya geçer ve onar onar, yirmişer yirmişer artmaya başlar...
(...) Evet, bugün büyüğüyle, küçüğüyle Işık Evle,r yıllar ve yıllar imana, imandaki huzur ve itmi’nata susamış gönüllere rahmet yüklü bulutlar gibi gönderdiği, bol bol ab-ı hayat ve insanımızın gönül tepelerine saldığı, marifet, muhabbet, ruhani zevk şuaları ile diriliş yükleyen bir İsrafil sür’u ve vicdanları şahlandıran Cebrail solukları olmuştur”. (8)
Alıntıların uzun olduğunun farkındayız. Daha onlarca yazı ve konuşması ile Gülen, Işık Evleri’nin amacını ortaya koyuyor: Cumhuriyet Devrimi ile birlikte ortadan kaldırılan tekke ve zaviyelerin yerini almak! Bu boşluğu doldurmak! Medrese gibi çalışmak! Dolayısıyla bu kuruluşlar, açıkça Cumhuriyet Devrimi’ne karşı oluşturulmuş yapılardır. Yukarıdaki alıntılarda dikkat çeken bir husus ise, Işık Evi stratejisinin hiçbir yerinde yoksul öğrencileri okutma ya da barındırma gibi bir hedefin olmamasıdır. Fethullahçı yazarların sıkça söylediğinin aksine bu evler bir ‘sosyal’ görevi yerine getirmiyor. Yoksul öğrencilere yardım, Cumhuriyet karşıtı olarak yetiştirilecek bir ‘altın nesil’in yaratılması için bir manivela görevi görüyor. Peki, bir gencin ışık evlerine girişi nasıl gerçekleşiyor?
Nûr’a Doğru İlk Adımlar
Bu satırların yazarı olan bendeniz de ortaokul sonu ile lisenin ilk yılları arasında bu evlerde bulundum. Bu yıllarda evlere adım atanlar hemen hemen aynı yöntem ile çekilmektedir. Okulun başarılı öğrencileri tespit edilir. Dershaneye gidecek durumu yoksa daha önceden evlere gidip gelen bir başka ‘şakirt’ arkadaşı tarafından hedef seçilir. ‘Bir yerlerde’ ücretsiz olarak ders veren ‘ağabeylerin/ablaların’ olduğu bu arkadaş tarafından kendisine tebliğ edilir. Dünyadan habersiz bizim gibi on beş yaşındaki sazanlar da bu cazip teklifi ıskalamaz ve yavaş yavaş bu evlere girmeye başlar. Adam kafalamanın en temel yöntemi adı geçen ‘ders çalıştırma ayağı’dır. Ev yaşantısının inceliklerini anlatacağız. Fakat cemaatin bu evlere adam kafalamasının başka yollarını da anlatmadan geçemeyeceğiz.
Lise ve üniversitelerde yaygın olan bir yöntem iftara çağırma suretiyle eve davet etmektir. Bir diğer eve çağrı yöntemi ‘ev arkadaşlığı’ biçimindedir. Yaşayanlar bilir, es kaza bunların öğrenci yurtlarına başvurursanız, yurtta görevli genç Fethullahçı size ve ailenize, ücretsiz ya da düşük ücretli ev seçeneklerini de sunar. Eğer bu seçeneği kabul ederseniz, sizin gibi şaşkın şaşkın aynı eve doluşan diğer ev arkadaşlarınızla tanışırsınız. Başınıza elbette sizinle sürekli hasbıhal edecek bir ağabey/abla verilecektir. Üniversitelerde, yine ders çalışalım bahanesiyle eve götürme, cumaya birlikte gidip oradan eve geçme, halı saha turnuvası sonrası Işık Evi’ne gitme gibi metotlar da vardır. Unutulmaması gereken, bu arkadaşların sizi gözüne kestirdikten sonra, eve götürmek için yapamayacakları hokkabazlığın olmadığıdır.
Bizim Evin Halleri
Aslında bir ortaokul talebesi için başlangıçta her şey oldukça güzeldir. Yılsonu yapılacak olan lise imtihanlarına bu yardımsever ağabeyler/ablalar tarafından hazırlanmak başarı şansını artırmaktadır. İyi de anlatırlar (Matematik temelimi hâlâ bu arkadaşlara borçluyum!). Fakat sonra işin rengi değişmeye başlar. Birer Photoshop mucizesi olan ‘Sızıntı’ dergileri çıkmaya başlar ortalığa. Kargacık burgacık soyut resimleri dergiden gösterip yorumlamanızı isterler. Bakar bakar bir anlam veremezsiniz; ama arkadaşlar oradan dört dörtlük Allah tasviri yaparlar. Okumalar yapılır daha sonra. Daha doğrusu evin imamı okur, siz bir halt anlamadığınızdan boş boş etrafa bakınırsınız. Aynı şey Said-i Nursi hazretlerinin kitapları için de geçerlidir. Kendine özgü ağdalı mı ağdalı diliyle anlatır ha anlatır Risale-i Nur’da. Gözünüz bir ara TV’ye ilişir, ama hayır! TV izlenmez! Sadece Hocaefendi’nin VHS’leri izlenir. Yavaş yavaş beş vakit namaz da başlar. Evler zaten genellikle cami yanlarındadır. Cumalar da kaçırılmamaya başlanır.
Bir süre sonra, “Yahu namaz, sohbet, Sızıntı, video falan iyi hoş da, dersler ne olacak dersler?” diyerek uyanmaya çabalayanlar olur. Bu durumda bu kişiye karşı iki yöntem uygulanır: Uyarılır, orada yapılan işlerin öneminin altı çizilir, eğer mızmıza devam eder ise diğerlerine kötü örnek olmaması için tecrit edilir. Kovmamaya özen gösterirler. Bu, yakalanacak yeni avlar için kötü bir görüntü oluşturabilir ve ürkütebilir. Bu yüzden selam sabah kesilir. Tek bırakılır bu kişi. Ve bir süre sonra oradan ayrılmaya mecbur bırakılır.
Evler Gıcır
Evlerde yok yoktur. Yörenin F-tipi esnafı evin yağını, bulgurunu eksik etmez. Ağabey ve ablaların ellerine de ‘hizmetleri’ karşılığı bir şeyler sıkıştırılır. Oturma grupları, beyaz eşyalar ve mobilyalar gıcır gıcırdır. Sıradan bir öğrenci evinde olmayan bir debdebe hâkimdir. Bol çek-yat bu evlerin temel dekoratif özelliğidir. Evde her şey vardır, ama masa yoktur. Sünnet olduğu üzere yemek toplu halde yerde yenilecektir. Örtü dizlere çekilir ve 8 kişi aynı tencereye kaşığı bandırır. Sıkı sıkı kapatılan perdeler 28 Şubat günlerinden gelme bir alışkanlıktır.
Evde ilginç ritüeller de vardır. Örneğin akıllara zarar bir tuvalet talimnameleri vardır. Tuvalet kapısına içeriden asılan 10 maddeden oluşan bu metin malum işi yaparken tam karşınızda durmaktadır. Falanca ayakla gir, filanca ayakla çık gibi maddelerle dolu metnin en ilginç kısmı “İşini görürken uhrevi şeyler düşünme, büyük günahtır” biçiminde olanıdır. Zaten siz yazmasaydınız kimsenin aklına gelmezdi ki!
Evde kıdeminiz arttıkça, sizden beklentiler de artmaya başlar. Yeni nûr talebeleri bulmak artık sizin göreviniz olmaya başlar. Okulda döne döne zeki ama durumu olmayan öğrenci avlamaya çalışırsınız. Ders çalıştırılacak yeni kurbanlar gerekmektedir. Başka görevler de vardır; elinize tutuşturulan Sızıntı koçanlarını doldurmak için abone bulmak bu görevlerden biridir. Karşı cinsle münasebetler derin bir şüphe konusudur. Bir gün evin ağabeyi/ablası gelerek, “Ali/Ayşe sevgilin mi var yoksa?” diye sorabilir. Fakat ağabeyler ile ablalar arasındaki kimi yakınlaşmalar Işık Evleri camiasının başlıca magazin gündemidir.
Aile ile derhal temas kurmak isterler. Hatta kendilerini zorla davet ettirirler. “Gelelim ailenle tanışalım” derler. Onlar için her yeni tanışma yeni yeni ilişkiler yakalamak anlamına gelmektedir. Askeri liselere girmek en büyük hedeftir. Bu yüzden eve giriş çıkışlarda yoğun bir dikkat sergilenir. Kuleli Askeri Lisesi bu cemaatten olanlar için bir idealdir. Ordu içerisinde Hocaefendi’nin fikirlerini yaymak başlıca hedeftir.
‘Kom’lar, Materyalistler ve ‘Deccal’ Meselesi
Felsefi ve siyasi sohbetler kıdemle doğru orantılı olarak ilerlemektedir. Siyaseti ve felsefeyi ABD’ye hicret eden büyük insan zaten en üst düzeyde yapmaktadır. Sen, bir geri zekâlı olarak iki şeyi ezberlemek ve sakız gibi çiğnemek durumundasın:
İki tip adam vardır: ‘Müspet adam’ ve ‘solcu adam’. Solcuya kısaca ‘kom’ da denilebilir. ‘Kom’, bu sivri zekâlıların dilinde ‘komünist’ demek! Fethullah’ın anti-komünistliği yeni değil. Gençliğinde, NATO’nun ‘Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin Türkiye’deki ilk fedailerinden olduğunu artık kendi internet sitesinde de yazıyor. Solculuk Gülen’e göre insan için en büyük ve defedilmesi gereken beladır. Bugün Hocaefendi’nin gazetelerinde bu cemaate övgüler düzen eski ‘kom’lara bakıp bakıp gülmemek elde değil.
Felsefede materyalizmin üzerine gidilecektir. Darwin ve Marx başlıca hedeflerdir. Özellikle bu ikisinin, “ruhu inkâr ederek insanı çırılçıplak bıraktığı” her ortamda propaganda edilecektir. “İnsanı manen yoksun bırakan” bu felsefelerin kökünün kazınması, cemaatin esas gayelerinden birini oluşturuyordu. Bu kapsamda dünyanın meşhur materyalist ve ‘kom2larına ilişkin ilginç menkıbeler de bunların dillerinde ve yayınlarında dolaşıp dururdu. Yok, “Lenin’in azap içinde canı çıktı”; yok, “Allah, Mao’nun canını öldürdüğü milyonlarca insanın vebalinden dolayı ağır ağır aldı”; yok “Stalin’e bunu yaptı Allah”; yok, “Engels’e şu oldu” vs vs. Halen internet ortamında bulabileceğiniz bu komik ve gerçekdışı hikâyeler, okula gittiğinizde sağa sola anlatabileceğiniz ‘malzemeler’inizi oluşturuyordu. Cemaat çevrelerinin asparagas ve hastalıklı hikaye yazarı Halit Ertuğrul’un kitapları ve uydurma hikayelerinin fotokopileri elden ele dolaştırılır. Bunlardan en meşhurlarından biri Yugoslavya’nın büyük önderi Mareşal Tito’nun ölüm döşeğinde hidayete erişidir. Cemaatçiler, Tito’nun, ne hikmetse aşağıdaki gibi ağdalı bir Türkçe ile şu sözleri sarf ettikten sonra öldüğünü ileri sürer:
“Yoldaşlar, ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insana yaptığımız eza ve zulümler şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi.” (9)
Mustafa Kemal Atatürk konusunda kafalar cemaatte nettir. Dışarıya karşı kem küm etseler de, evlerde bu konudaki tavırlar apaçıktır. Fethullah Gülen’in ifade ettiği biçimiyle Kemalist rejim, tekke ve zaviyeleri kapatarak milleti ateizmin ve materyalizmin kucağına itmiştir. Atatürk işte bu yüzden asla affedilmeyecektir. Onu ‘deccal’ olarak nitelemek, cemaate karşı uydurulmuş bir efsane değil, olabildiğine gerçektir. Bu kulaklar, Ankara Cebeci semtindeki bir Işık Evi’nde bir şakirdin bir diğer şakirde, okuldaki Atatürk büstüne nasıl tükürdüğünü ve nasıl rahatladığını ballandıra ballandıra anlatışını duymuştur! Cemaat mensupları açısından Cumhuriyet tarafından hanedanın ortadan kaldırılması kabul edilemez bir uygulamadır. Atatürk devrimleri cemaatin baş hedefidir.
Beyin Nasıl İşlevsiz Kılınır?
Işık Evleri’nde ve genel olarak Fethullah kurumlarında yalnız bir akıl vardır: O akıl ise Fethullah Gülen’in aklıdır. Bir şakirdin fazla düşünmesine gerek yoktur. Yalnızca Hocaefendi’nin kitap ve videolardan aktardığı buyrukları yerine getirmesi ondan beklenir. Hocaefendi’nin üstün vasıfları dillerden dillere aktarılır. Allah’ın 99 sıfatı kadar olmasa da, onun da onlarca sıfatı vardır. Onun üstün yeteneklerine koşulsuz iman, dediklerini ikiletmeden, sorgulamadan yerine getirme alışkanlığı yaratıyordu. Onlar bu dünyayı unutmuşlardır. Bu dünyayı madde olarak görmekte ve ondan kaçmaktadırlar. Ona yaklaşmadıkları gibi üzerine kafa da yormuyorlardı. O yüzden bu arkadaşları çevrenizde hemen fark edersiniz. Ders biter bitmez hemen Işık Evi’ne kaçar, ekseriyetle kafalayacağı adamlar dışında (hele karşı cinsle!) kimseyle bir alış-veriş kurmaz ve boş boş etrafa bakar! Dönem dönem ağabeylerde uzun süreler kalmak için kamplara çekilinir. Buradaki kamp programı aşağıdaki gibidir:
“Haftalık: 1) Her gün Kuran-ı Kerim, 2) Her gün istiğfar (tövbe) ve salâvat-ı şerife, 3) Sohbet defteri okunacak, 4) Haftada bir tespih namazı, 5) Haftada bir istiğfar ve vallahü galibun hatmi (Allah kelamı galip gelir anlamında Yusuf suresinden bir bölüm. Sınavlardan önce 75 kez okunması salık verilir. Ciddiyim!), 6) Haftada bir teheccüd namazı (Gece uykusu bölünerek kılınan namaz).
Günlük: 06.00: Kalkış, 06.15: Vazife, 06.30: Namaz, 06.45: Hatim, 07.00: Kur’an, 07.45: Kahvaltı, 08.15: Hazırlık, 08.30: Çıkış (Kamp yapılan yere göre), 17.45: Geliş, 18.15: Yemek, 18.45: Namaz, 19.00: Ders, 20.15: Namaz, 20.30: Çalışma, 23.00: Yatış”. (10)
İşte bu programlar yavaş yavaş insan beynini kemirmekte ve düşünme melekelerini yok etmektedir. Hipnotize edilmiş ve kul haline getirilmiş, tüm bireysel özelliklerini kaybetmiş bir robotla karşı karşıya kalıyoruz. ABD’nin açıkça bir kuklası olan Fethullah Gülen, Cumhuriyet’i yıkacak ‘altın neslin ışık süvarileri’ni işte bu beyinleri alınmış gençlerin arasından devşirmeye çabalıyor.
Bırakın Beni Gideceğim!
Cemaatin cenderesinin farkına varıp ayrılmak istediğinizde ağabeyler/ablalar ağda gibi yapışıp peşinizi bırakmazlar. Önce, özellikle ablalar tarafından bir gözyaşı seansı uygulanıyor. Ardından aileler aranıp şantajlar yapılıyor. Özellikle kız çocuklarının ‘kötü yola düşebileceği’ utanmazca ailelere çıtlatılıyor. Cemaat evinden ayrılmakla fahişe olmak arasında doğrudan bir ilişki en pespaye yöntemlerle ve gerekirse yalanlarla ailelere aktarılıyor. Telefonunuz sürekli taciz ediliyor. Açıp, “İstemiyorum kardeşim” deseniz de sizi unutmaları bir kaç ay alacaktır! Özellikle askeri bir kariyer düşünen gençler bir süre sonra cemaatten ayrılmak istemekte, ama cemaatin baskıları intiharlara kadar giden yolları açmaktadır.
Yurt Şebekesi
Cemaatin Işık Evleri kadar yaygın olan diğer bir adam kafalama aracı ise yurtlarıdır. Yurtlar ‘ışık kompleksleri’nin vazgeçilmez bir bileşenidir. Burada yurtlara gençlerin nasıl çekildiği meselesine girmeden önce, sayıları her geçen yıl artan üniversite öğrencilerinin bu yurtlara nasıl mahkûm edildiğini rakamlarla anlatalım. Elimizde 2008 yılı verileri var. Buna göre devlet, 2 milyon 498 bin üniversite öğrencisinin yalnızca 201 bin tanesine yurt sağlamaktadır. Ülkemizde 3126 özel yurt ve binlerce kaçak yurda karşılık yalnızca 216 devlet yurdu bulunmaktadır. (11)
3126 adet özel yurdun % 90’ının en az çeşitli cemaatlerin elinde olduğu biliniyor. Burada aslan payı da Fethullah Gülen cemaatine ait. Özellikle AKP iktidarı döneminde her ile üniversite açılmasına karşın bu öğrenci artışına yetecek yeni yurtlar yapılmadı. Özel yurt sayısı ise % 500’lera varan oranda çoğaldı. Dolayısıyla üniversite sınavı hengâmesinden sonra en büyük telaş olarak gençlerin ve velilerin karşısında duran sorun barınma sorunudur. Üniversite kazanan yalnızca küçük bir grup devlet yurtlarına yerleştirilirken, geri kalan büyük çoğunluk cemaatin ellerine bırakılmaktadır. Bu yıllardır bilinçli olarak uygulanan bir plandır.
Her nasılsa üniversiteyi ya da yatılı bir liseyi kazandığınıza ilişkin bilgiyi YÖK, MEB ya da ÖSYM’den alan cemaatin adamları, telefonunuzu da bularak sizi ya da ailenizi arayarak tebrik eder ve bir ihtiyacınız olup olmadığını sorar. Yok, mok deseniz de bu ısrar sürecektir. Ardından geldiğiniz şehrin otogarında sizi ve diğer çiçeği burnunda öğrencileri karşılarlar. Yurtlarının broşürleri hemen elinize tutuşturulur. Üniversite kayıtlarında yardım sözü verilir. Eğer müsaitseniz şimdi hemen bir araçla yurdu gezdirebileceklerini söylerler. Eğer kabul edersiniz, sizin gibi etrafa ebleh ebleh bakan bir kaç kişinin içinde oturduğu bir minibüse doğru ilerlersiniz. Eğer bu teklifi kabul etmezseniz bu kez sizi ve ailenizi üniversite ya da lise kayıt gününde yakalarlar.
“Devlet Yurtlarında Fuhuş Var!”
Kendilerine ait yurtlar için bir kaç tane masa açmışlardır kayıt kuyruğunun yanına. Türban giyinmiş şıkır şıkır Fethullahçı kızlar üçlü beşli gruplar halinde ‘av’ ararlar burada. Öncelik, kendisinin ya da annesinin başının kapalı olduğunu tespit ettikleri genç kızlardır. O iğrenç propaganda burada da başlar. “Devlete ait kız yurtlarına gece erkek alınıyormuş!” diye başlarlar. “Sabaha kadar kızlar dışarıda kalıyor, yurtta içki ve uyuşturucu içiliyor” diye devam ederler. Kendilerinin kız öğrenciye nasıl yaklaştıklarını anlatırlar. Sürekli takip güvencesi verirler. Ders çıkış saatinde kızlarının yurtta olacağına dair güvence verirler. Sürekli ispiyon taahhüdünde bulunulur. Devlet yurduna giden kızlara ilişkin olmadık felaket hikâyeleri anlatılır ve kafalama çalışması böylece devam eder. Kız öğrencilerde esas propaganda ‘ahlâk’ eksenli iken, erkek öğrenciler ülkemizde bu konuda görece rahat olmalarından dolayı onlar ve aileleri, maddi olarak ikna edilmeye çalışılır.
Sözgelimi Ankara’da devlet yurduna yerleşemediyseniz ve bir tanıdığınız da yok ise cemaat bağlantısı olmayan sıradan bir yurda ayda en az 500 TL vermek durumundasınız. Cemaatin size biçtiği fiyat ise 150 TL’ye kadar düşmektedir. Fiyatlara yemekler de dâhildir. Cemaatin sağladığı mali imkânlarla bu yurtlar finanse edilmektedir. Yoksa sıradan bir işletmecinin altından kalkabileceği fiyatlar değildir bunlar. Hatta, “O da fazlaymış” derseniz bedavaya bile kalmak mümkün olabilmektedir. Size alternatif bir seçenek olarak yukarıda belirttiğimiz üzere Işık Evi de önerilebilir.
Yurt yaşamı da üç aşağı beş yukarı Işık Evleri’ne benzer. Yurdun bir odası mescit olarak döşenmiştir. Bunun yanı sıra bir oda sohbetler için düzenlenmiştir. Başlangıçta bu sohbetlere katılma zorunluluğu yoktur. Hatta ailelere bile katılsa iyi olur, ama katılmasa da biz zorlamayız denir. Başı açık olarak yurtta bulunan kızlar, bir süre sonra markaja alınmaya başlanır. Depresyona sokulacak kadar üzerine gidilir ve başını açarak ne kadar günaha battığı anlatılmaya çalışılır. Yurt giriş saatinin biraz aşılması durumunda tehditler başlar. Aileye bu durumun anlatılacağı bildirilir. Yalvar yakar ikna edersiniz fakat artık ağabeyin/ablanın esiri olmuşsunuzdur. Aileye bu ‘suçlarınızın’ anlatılmaması için ne derlerse yapmaya başlarsınız. Fethullah’ın yurtlarında yaşam, özellikle kız öğrenciler için bir işkence gibidir.
Dershane Ağı
Fethullah Gülen cemaati ile bağlantılı çok sayıda ve farklı isimlerde dershaneler bulunmaktadır. Bu dershaneler arasında ilk akla gelenler, Maltepe, FEM, Zirve, Açı, Feza, Sur, Aras, İkbal, Sakarya, Zağnos, Yeşilırmak, MED, Güven-Der gibi kuruluşlardı. Bunların bir kısmında taktik icabı haremlik-selamlık uygulaması bulunmamaktadır. Burada yoksul ve zeki öğrenciler hedef alınarak gerekirse ücretsiz olarak dershaneye kaydedilir. Yakalanan ilişkiler Işık Evi’ne ya da yurda yönlendirilir. Toplu etkinliklerle dini sohbetlerin önü açılır. Bu etkinlikler, ders çalışma bahanesiyle götürülen kamplar olabileceği gibi, piknik, halı saha turnuvası ve şimdilerde ‘Eşrefpaşalılar’ filmine topluca götürdükleri üzere sinemaya gitmek biçiminde de olabilir. Burada hedef öğrenci birebir olarak kafalanmaya çalışılmaktadır.
Sonuç
Fethullah Gülen Cemaati’nin eğitim öğretim bahanesi ile çok sayıda yurt, dershane, Işık Evi, hatta vakıf üniversitesi açtığı bir gerçek. Buralarda Fethullah Gülen’in ABD planlarında aldığı rol gereğince ülkeyi yönetecek kadroların yetiştirilmesi, kendi ifadeleri ile, hedeflenmektedir. Devletin idari, adli ve askeri sinir noktalarına yerleşmek cemaatin esas hedefidir. Bu alanlara ilişkin örgütlenmeleri başka yazıların konusudur. Örneğin polis okulları ve akademilerinde ki örgütlenme biçimleri, astsubay ve subaylar arasında veya harp okullarında örgütlenme tarzları… Bunlar için şimdilik yerimiz yok.
Büyütmeyelim
Cemaatin gücünü büyütmeyelim. Kimi Atatürkçü ve ilerici çevrelerde F-Tipi örgütlenmelerin artık Türkiye’yi ele geçirdiği görüşü yaygınlaşıyor. Bunu sahip oldukları eğitim ve mali güce bakarak söylüyorlar. Mali gücünü bilemiyoruz, ama eğitim-öğretim kurumlarının birçoğu hedefledikleri işlevi yerine getiremiyor. Oralarda okuyan ya da barınan memleket çocuklarının önemli bir kısmı maddi yoklulardan ötürü bu tuzağa düştüğünün farkında. Bazı kurallara lanet ederek uymak zorunda kalıyorlar. Bu kuruluşlar Fethullahçı yarattığı gibi, yapılan uygulamalar ve baskılar neticesinde ciddi bir cemaat düşmanı kitle de yaratıyor. O yüzden umutsuzluğa yer yok. Fethullah Gülen cemaatini Amerikan uşağı bir düşman olarak ciddiye alalım. Ama gözümüzde büyütmeyelim. Bu Cumhuriyet’in evlatları, emekçi çocukları gün gelecek onların ışıklarını söndürecektir!
Utku REYHAN
Kaynaklar:
(1) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 18, Nil Yayınları 1997.
(2) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 12-13, Nil Yayınları 1997.
(3) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 12-13, Nil Yayınları 1997.
(4) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 12-13, Nil Yayınları 1997.
(5) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 14-15, Nil Yayınları 1997.
(6) Prizma 2, M. Fethullah Gülen, Sf. 17, Nil Yayınları 1997.
(7) Çağ ve Nesil 5, M. Fethullah Gülen, Sf. 1-6, TÖV Yayınları 1997.
(8) Çağ ve Nesil 5, M. Fethullah Gülen, Sf. 8 -11, TÖV Yayınları 1997.
(9) Kendini Arayan Adam, Halit Ertuğrul, Sf.37, Nesil Yayınları 1997.
(10) Fethullah Gülen’in 40 Yıllık Serüveni, Hikmet Çetinkaya, Sf. 146, Günizi Yayıncılık 2004.
(11) Cumhuriyet Gazetesi, 20.10.2008.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Neden TGB'li Oldum?
Damla Dinçşahin-İstanbul(3 Eylül 2010) 2006 yılında kurulduğunuzu öğrendiğimde, ne kadar çok zaman kaybetmişim dedim. Fakat hiç birşey için geç değildir diye düşünerek aranızda olmak istediğime karar verdim. Taksimde sizleri gördüğümde, sizi kameraya almakdan daha fazlasını yapmam gerektiği düşündüm. Benim için sizlerle olmak, sizlere ufak bi katkım olmasından daha fazla; sizlerle olmak kendim için önemli, kararlarım ve düşüncelerim için önemli. Sinem Ayver-Uşak (2 Eylül 2010) Hakkı Doğan-Balıkesir (1 Eylül 2010)
Zeliha Üzgün-Trabzon (1 Eylül 2010) Uğur Arslan-İstanbul (31 Ağustos 2010) "Uğur Arslan - İstanbul (31 Ağustos Salı) Mehmet Bozyel-Çanakkale (31 Ağustos 2020) "Geleceğimizin aydınlık Türkiyesi için, mutlaka olmazsa olmazlardan biri ATATÜR'ün ilerici aydınlık yolunda ilerleyecek gençlerimizi yetiştirmemizdir." Hakan Ak-Tekirdağ (31 Ağustos 2020) Onur Encür-Çanakkale (30 Ağustos 2010) Ergin Doğruer-İstanbul (29 Ağustos 2010) Nakşi Gökdoğan-Şanlıurfa (28 Ağustos 2010) Abdullah Karaman-Balıkesir (28 Ağustos 2010) Korcan Baysan (28 Ağustos 2010) Nesibe Oktav-Sakarya (27 Ağustos 2010) Bora Güldiker (24 Ağustos 2010): Suzan Yılmaz (23 Ağustos 2010): Pınar Saros (21 Ağustos 2010): Emir Kağan Arkıl (21 Ağustos 2010):
|
Görsel Galeri
Yeni Videolar
Son Yorumlar
ABD'den Türkiye'ye Ahlaksız Teklif!
abd işgal ettiği diğer ülkelerdeki izlediği politikayı iran ... Devamı...
06.09.10 02:00
Yazan: hakan durak
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Aç tavuktan ziyade eceli gelen köpek mevzusuna benziyor bu d... Devamı...
06.09.10 01:03
Yazan: Osman
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Evet doğru ve güzel bir eylem olsa da Öğrenci Kolektifleri'... Devamı...
06.09.10 00:59
Yazan: Neresi Karalama?
Biz Kimiz?
Neinn davasındasınız.. önemli olan şu anda iktidarr.. hem yi... Devamı...
06.09.10 00:17
Yazan: Aliemre..














