Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
Pirincin İçindeki Beyaz Taş: Fettullah Cemaati
“Devletin içinde örümcek ağı misali büyüyen, karda yürüyüp izini belli etmeyen, sessiz ve derinden, kemiklere adım adım ilişen, dokularda büyüyen, gelişen bir mikrop gibi yurt topraklarında hüküm süren bir dinamik”. Bu sözcükler; devletin parasını, maddiyatını kullanarak Cumhuriyet ile savaşan; örgütlenerek, kadrolar yetiştirerek devletin başını bile esir alan tarikat olan Fethullah Cemaati’ni anlatmaya başlamak için ön sözler olsa gerek…
Menderesler ile başlayan ‘el öpme’ler, Demirellerin avukatlıklara soyunması ile devam etti. Özalların, Erbakanların kucak açtığı tarikat, adım adım ilerledi. Yavrucaklar Çiller ve Yılmaz’ın övgüler dizdiği; Ecevitlerin okullarına, İslam anlayışına methiyeler düzdüğü bir Fethullah vardı karşımızda, bir sinsi düşman. Ayıklanamadı, çünkü siyah bir taş değildi pirincin içinde yer alan. Beyazdı, fark edilmedi.
Said-i Nursi’den alınan miras belki de eksiksiz ilerledi, Mayıs 27’lerde, Şubat 28’lerde sekteye uğrasa da. Hükümetler tarafından desteklenen, artık uç olan, devlet yönetimini de ele alan bir tarikat. Nasıl karşı konulabilirdi ki? Nitekim konulamadı da, mikroptan farklı olmayan yöntemlerle iliştiler hayatınızın içine, çıkarılması için kaybedilecek organlar var artık belki de…
Said Kürdi, nam-ı diğer Bediüzzaman Said Nursî. İngiliz himayesinde bir ‘Kürdistan’ın hamisi, Cumhuriyet devriminin tescilli karşıtı... Mendereslere el veren Nursî, Fethullah Gülen kolu ile 50 yıldır hizmette. TSK’ye sızmaya çalışmayı amaç edinmiş, bugün de ‘Ergenekon’ yalanları ile devrim savunucularını içeri tıktırmış, devletin başı, hükümetin başı, polis ordusu kuran tarikat, Kasım 2002’den sonra artık gemi azıya almış vaziyettedir. 3 Kasım 2002’de, Türkiye’ye kara leke getirecek günlerin sahibi AK bir parti iktidara oturmuş, “özgürlük, demokrasi, barış” söylemleri ile yaptıkları ve yapacaklarına perde çekmiş, demokrasiyi göstermiş –ki onu da araç olarak görmüş-, irticayı gizlemiş, gizlemeye çalışmış, ortaya çıkaranlar için Silivri’ye davetiye çıkarmıştır.
Mendereslerin, Demirellerin, Özalların, Erbakanların ve güncel bir çıkıntı, hepsinin bileşkesi Tayyiplerin; ABD ile yakın ilişkilerini koyalım bir kenara, beklesin. Hocaefendinin (!) Amerika’ya sığınmış olması, 220 FBI ajanı tarafından korunan çiftliğinden kalkıp yurt toprağına dönmeye haysiyeti de isteği de bulunmayışı ne kadar da uyumlu ABD güdümlü hükümetlerimizle… Üstelik son dönemde ortaya çıkan bir başka gerçek daha var Fethulllah-ABD ilişkileriyle ilgili: Gülen’in ABD’de süresiz oturma izni almak için hazırladığı dosyaya koyduğu 35 yıldır CIA’dan maaş aldığına ilişkin belge! Şimdi anlaşıldı mı Marc Grossman’ların, Henry Barkey’lerin, Morton Abramowitz’lerin, Graham Fuller’lerin neden Hocaefendiye’ye övgüler düzdükleri…
Peki; abuk sabuk hikâyeler anlatıp, salya sümük ağlayan Gülen Efendi kimdir, nedir? Neler yapar bu ülkede, hatta bu ülkeden taşıp neler yapar birtakım ülkelerde? Parası nereden gelir Nur yüzlü amcaların, bu değirmenin suyu nereden gelir? Şirketleri, holdingleri, para babaları, gazeteleri, televizyonları, dernekleri, vakıfları, altın madenleri ile nedir bu tarikat?
Fethullah’ın Medyası, Cemaatin Silahıdır
Basın ve yayın, o kadar önemli araçtır ki, nice iktidarları devirir, nice kararları geri çektirir, nice yeteneksizleri de iktidara ulaştırır. Aydın Doğan’ın ve neredeyse tekelleşen medyasının 3 Kasım öncesi etkinliklerini biliriz, hepsini de gördük. Sonra iğne değince kendisine nasıl çığlıklar attığına da şahit olduk. Doğan’ın yanında bir medya, her şeyiyle ayakta duruyor. Samanyolu’ları ile Kanal 7’leri ile arsız hayatlarına devam etmekteler. Cumhuriyet uğruna yapılan her şeye cephe alan haber bültenleriyle, Fethullah Hoca’dan öyküler, masallar dinlenilen programlarıyla, ‘Ergenekon’a giriş’ nitelikli dizileriyle yayın hayatlarını sürdürmekteler. Gazeteleri, hedef üstüne hedefler gösterdi: Kışlalılar, Özbilginler bu şekilde susturulmadı mı? Medyalarını bir azgın boğa gibi görüp, kışkırtma aracı olarak kullanıp, gazetelerini dağıtmadılar mı yurtlara, evlere, neredeyse her yere. Tetiklerini doldurdu gördüğümüz katiller, bu paçavrada yazılanlar ile.
Fethullahın Koza’sı
Kozalarından çıkmayı beklediler hep, usanmadan adım adım ilerlediler ya, o sebeple sevdiler demek koza sözcüğünü. Kozaları ile büyüdüler, geliştiler, aşırmanın önüne perde çektiler, çektiklerini sandılar. Meşhur ay-yıldız işaretleri ile her yerde buradayız dediler aslında, AKP’nin altı sıfırsız Türk Liralarına bile yerleştiler.
Bergama ve Koza Altın
Hablemitoğlu’nun, belgeleri ile ortaya çıkardığı kirli tezgâhın düzenini anlattığı ve belki de ölümüne sebep olan araştırmalarından birisini içeren “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabı, Koza Altın’a önsözdür. Altın madeni konusunda dünya stoklarını elinde tutmayı başaran bir ülkedir Almanya, Alman Vakıfları da memleketin sivil toplum kuruluşları. Birçoğunun Gülen Cemaati ile yakın teması, hatta temastan öte ilişkisi var. Eurogold isimli firmaya altın çıkartmamak için neler döndü, kimler kandırıldı Begama’da? Vakit’ler, Zaman’lar neler yazmadı, herkes madenci oldu bir anda, herkes Bergama köylüsüne değer verir gibi oldu. Gel zaman git zaman, bizim topraklara siyanürden falan zarar gelmesin isteyen Alman Vakıfları ile Gülen Medyası el ele kovdular Eurogold’u Bergama’dan. Sonra ne mi oldu, aldı sazı eline Koza Altın. Bakın geldi yine meşhur koza. Sabrettiler, beklediler, Eurogold gidince çıktılar kozalarından ve bir anda siyanürün zararları konusunda kararlar almamaya başladı Alman Vakıfları, birden “Altın memlekete lazım” demeye başladı Gülen Medyası. Dedik ya, adım adım çıktılar işte kozadan.
Fethullah’ın Deniz Feneri
Yılmaz Özdil, Hürriyet gazetesindeki 27 Eylül 2008 tarihli yazısında bazı şeyleri bize tercüme etmişti aslında:
“Bana sorarsanız...
Türkçe’ye çevirelim ama...
Almanca’yla sınırlı kalmasın.
İngilizcesi nedir Deniz Feneri’nin?
Light House.
Çevir Türkçe’ye...
Işık evi!
Ben bi yerden hatırlıyorum sanki bu ‘ışık evi’ lafını ama nereden?”
Almanya’da açılan dava ile bir anda gündeme gelen Deniz Feneri, bu ülkede bir türlü araştırılamadı. Müslüman’dan para aklama sanatının bu yüzyıldaki karşılığı, din sömürüsünün ayyuka çıktığı noktadır bu Light House’lar.
Fethullah’ın Türkçe Sevgisi ve Olimpiyat Coşkusu
Hocaefendi’nin Türkçe sevgisine de değinmemek olmaz. Yurtdışı okullarından getirdiği öğrencilerin Türkçe öğrenme seviyesine göre ödüller dağıtılır her yıl. Neymiş, Türkçeyi dünyada hak ettiği yerlere çıkaracaklarmış falan. İyi de sormazlar mı, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu kapatılırken neredeydi bu duyarlılık diye, ya da hadi o zaman olmadı, şimdi bu uğurda savaşan Dil Derneği’ne danışılmaz mı hiç, Türkçe konusunda bir şeyler yapılmaya çalışılırken?
Türkçe Olimpiyatları, Osmanlı özleminde olanların, Dil Devrimi’ne karşı olanların sığınağıdır. Olimpiyatlara desteğini esirgemeyen TDK için bakın neler deniyor Dil Derneği tarafından:
“1983’ten bu yana bir devlet dairesi olan TDK, bir yandan ‘Atatürk’ün kurduğu kurum olduğunu’ ileri sürmekte; öte yandan ‘Hocaefendinin Türkçe Olimpiyatları’ gibi, Dil Devrimi’nin yadsındığı her etkinliğin göbeğinde yer alıp ‘suya gidenin helkesi, oduna gidenin baltası’ görüntüsü vermekte; resmi dili Türkçe olan bu ülkede adı Türkçe olan işyerlerine ‘plaket’ takmak gibi, toplumu gülümseten ‘çok önemli’ ve ‘çok üstün’ görevler yapmaktadır.” (*)
Son Söz
Fethullah Cemaati içimizde. Yıllardır bir yandan TSK’ye sızmaya çalışıp, bir yandan TSK’ye karşı polis ordusu kurarak beklemede. Sızamadığı TSK’yi dışarıdan darbeler ile yıkmaya niyetli, çabalıyor son 8 yıldır. Yurt içindeki okulları, yurtları ile, yurt dışı misyonerliği ile sızıyor da sızıyor ülkeye. Rusya’da, Azerbaycan’da kapatılırken okullar, bizde aksine çoğalmakta, sızma yani SIZINTI devam etmekte.
Fethullah Hoca Cemaati’nin, pirincin içindeki siyah taş değil, beyaz taş olduğunun bilincindeyiz. Amerikancı iktidarları defettikten sonra, ‘beyaz taş’ı rahatlıkla ayıklayabileceğimizin de… Tarikatların, müritlerin, şeyhlerin olduğu yerde demokrasi olmaz, ortaçağ olur. Ortaçağ karanlığının temsilcileri, ABD’nin desteğiyle istedikleri kadar semirsinler: Cumhuriyet Devrimi’nin yumruğunu tepelerine yemekten kurtulamayacaklar!
(*) www.dildernegi.org.tr, Temmuz 2009, Ayın Yazısı: “Çok Bayramlı Türkçenin Başına Gelenler”.
Fatih UÇAR – M. Olcay BAĞIR
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Neden TGB'li Oldum?
Damla Dinçşahin-İstanbul(3 Eylül 2010) 2006 yılında kurulduğunuzu öğrendiğimde, ne kadar çok zaman kaybetmişim dedim. Fakat hiç birşey için geç değildir diye düşünerek aranızda olmak istediğime karar verdim. Taksimde sizleri gördüğümde, sizi kameraya almakdan daha fazlasını yapmam gerektiği düşündüm. Benim için sizlerle olmak, sizlere ufak bi katkım olmasından daha fazla; sizlerle olmak kendim için önemli, kararlarım ve düşüncelerim için önemli. Sinem Ayver-Uşak (2 Eylül 2010) Hakkı Doğan-Balıkesir (1 Eylül 2010)
Zeliha Üzgün-Trabzon (1 Eylül 2010) Uğur Arslan-İstanbul (31 Ağustos 2010) "Uğur Arslan - İstanbul (31 Ağustos Salı) Mehmet Bozyel-Çanakkale (31 Ağustos 2020) "Geleceğimizin aydınlık Türkiyesi için, mutlaka olmazsa olmazlardan biri ATATÜR'ün ilerici aydınlık yolunda ilerleyecek gençlerimizi yetiştirmemizdir." Hakan Ak-Tekirdağ (31 Ağustos 2020) Onur Encür-Çanakkale (30 Ağustos 2010) Ergin Doğruer-İstanbul (29 Ağustos 2010) Nakşi Gökdoğan-Şanlıurfa (28 Ağustos 2010) Abdullah Karaman-Balıkesir (28 Ağustos 2010) Korcan Baysan (28 Ağustos 2010) Nesibe Oktav-Sakarya (27 Ağustos 2010) Bora Güldiker (24 Ağustos 2010): Suzan Yılmaz (23 Ağustos 2010): Pınar Saros (21 Ağustos 2010): Emir Kağan Arkıl (21 Ağustos 2010):
|
Görsel Galeri
Yeni Videolar
Son Yorumlar
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Aç tavuktan ziyade eceli gelen köpek mevzusuna benziyor bu d... Devamı...
06.09.10 01:03
Yazan: Osman
Zaman Yanlış Yumurtaları Sıktı
Evet doğru ve güzel bir eylem olsa da Öğrenci Kolektifleri'... Devamı...
06.09.10 00:59
Yazan: Neresi Karalama?
Biz Kimiz?
Neinn davasındasınız.. önemli olan şu anda iktidarr.. hem yi... Devamı...
06.09.10 00:17
Yazan: Aliemre..
Video Haber: TGB'nin Bakırköy Masası Hab...
Güzel Ülkemin Güzel Çocukları,63 yaşındayım,yurt dışında yaş... Devamı...
06.09.10 00:09
Yazan: aslan yoldaş














