05 Şubat 2012, Pazar
   
Metin boyutu

Umut Sarıkaya: Önemli Olan Hissederek Çizmek

Türkiye’nin günümüzde en çok satan mizah dergisi hiç kuşku yok ki Uykusuz; Uykusuz’un en çok okunan çizerlerinden biri de Umut Sarıkaya. Çizerliğinin yanı sıra “Benim De Söyleyeceklerim Var!” köşesinde kaleme aldığı yazılarıyla da özellikle genç kuşağın beğenisini kazanan Umut Sarıkaya ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Kırmızı Beyaz: Şu an Türkiye’nin en çok okunan mizah derginsinin, en çok okunan ve sevilen yazar-çizerisiniz belki de. Bu beğenin altında olaylara sadece farklı bir yönden bakmanız değil, gündemi farklı şekilde takip etmeniz ve ele almanız da yer alıyor kuşkusuz. Peki, siz gündemi nereden ve nasıl takip ediyorsunuz?

Umut Sarıkaya: İnternetten gazeteleri takip ediyorum genelde. “Posta” bile okuduğum oluyor. Evimde televizyon yok. Dergiye 3. sayfa haberleri geliyor; oradan bakıp, dergide bir fikir alışverişi yapıyoruz.

KB: Medyayı takip ederken genelde sermaye medyasını mı izliyorsunuz; yoksa bunların dışında kalan yayın organlarını da takip etme fırsatınız oluyor mu?

US: Seçerken bir değerlendirme, bir fark gözetmiyorum. Yalnız kendi görüşüme yakın şeyi fazla takip etmiyorum; buna gerek yok bence. Hep “karşı taraf ne yapıyor”, onu merak ediyorum. Bazen İslami radyolar dinliyorum; farklı şeyler söyledikleri için. Aynı düşünceye sahip insanın yazısını okumak çok heyecanlandırmıyor beni; o beni coşturmuyor. Üsluplarını takip ediyorum ancak.

KB: Peki ya radyo?

US: Eskiden çok dinlerdim radyoyu. Artık daha çok I-pod’uma şarkı atıp onları dinliyorum. Evde ise roman, dergi okuyorum. Evde zamanımı öyle geçiriyorum yani.

KB: Öyleyse onları soralım. Hangi kitapları okuyorsunuz; yani, tercihiniz ne oluyor genelde? Rus edebiyatı, Fransız edebiyatı, Türk edebiyatı…

US: Rus edebiyatını seviyorum. Rus edebiyatından da Dostoyevski’yi seviyorum. Gorki’yi de sevmediğime karar verdim. Çok öğretici geliyor yazıları; devrimin etkisiyle olan bir şey herhalde. Aslında edebiyatı baltalayan bir şey belki de devrim olması; Rus edebiyatını da baltalamış. Bizim açımızdan bakarsak da roman bizde yeni bir şey; yüz senelik bir tarihi var. Çünkü biz derdimizi yazarak değil de konuşarak anlatmayı seviyoruz. Roman dışında gazete okumayı bile sevmiyoruz.
Askerde “Karamazov Kardeşler”i okuyordum. Bir çocuk gelip, “Bunu bana okutacağına beni buradan at!” dedi, ki bulunduğumuz yer de epey yüksekti. Askerde başlamış çocuk gazete okumaya. Okuduğu gazeteler de “Şok”, “Günaydın”, diğer magazin ekleri…

KB: Askerliğinizi nerede yaptınız?

US: İskenderun’daydım; sonra da Gölcük’e geldim denizci olarak. Gemi inşaat mühendisi olduğum için Gölcük’te denizci olarak yaptım. Fakülte olarak da Gölcük’te yapıyoruz zaten genelde.

KB: Yazılarınızla, çizgilerinizle insanların hayatını güzelleştirmeye çalışıyorsunuz. Onlara gülümseme vaat etmeye çalışıyorsunuz. Peki, siz kendi hayatınızdan memnun musunuz?

US: Hayatımdan memnunum. Hep planladığım şey şuydu: Dergi, ev… Tabi, bir de güzel bir kız arkadaşımın olması… Son iki aydır o da var artık. O yüzden hayatımdan tam anlamıyla memnunum diyebilirim. Ama rahat bırakmıyorlar. Annemler eve televizyon almamamı bir türlü kabul etmiyorlar. Hatta küçük bir yeğenim var. Ona da öğretmişler, “Amca, evine televizyon al” demeyi. Televizyona o kadar bağlılar ki bizim ailede konuşacak bir şey kalmadı. Yani televizyonu açıyorsun ve hep birlikte Kıvanç’a (Tatlıtuğ) bakıyorsun. (Gülüşmeler)

KB: Dergi kapaklarında hep güncel olayları izliyorsunuz. Mizah dergilerinde gündemi izlemek gizli bir kural gibi midir? Mesela, Erdoğan’ın Baykal’a mektup göndermesi olayı gündemdeyken, türbanla ilgili bir karikatür okuyucuyu sıkar mı?

US: Mizah dergiciliği de sonuçta popüler bir şey. Bu yüzden güncel olayları takip ediyoruz. Gündemi takip etmek gerekiyor; ama asıl önemli olan insanın içinden gelmesi. İş dayatması gibi yapınca o iş zaten belli oluyor; “kötü karikatür” diyorsunuz hemen. Mesela Nuri Kurtcebe Cumhuriyet’te karikatür çiziyor ve hissederek çizdiği belli. Turhan Selçuk zaten çok büyük usta, Türkiye’de kıymeti bilinmeyen bir insan. Konu önemli; ama ondan da önemli olan hissederek çizmek.

KB: Peki, siyasi olayları göz önüne almayan bir mizah dergisi düşünülebilir mi? Cici örneğinde olduğu gibi…

US: Siyasi olaylar sonuçta hepimizin hayatını etkiliyor. Okurun da hayatını etkilediği şeyleri dergide görmesi lazım. Dergide siyaseti görmezlikten gelmek çok saçma geliyor. Bütün hayatımız zaten siyaset. Sokağa çıktığımızdan itibaren zaten siyasetin içindeyiz ve bunun dergide olması gerekiyor.

KB: Size dönersek yine, hangi müzikleri daha çok dinliyorsunuz? Konserleri takip ediyor musunuz?

US: Konserlere gitmiyorum. Tom Waits’i çok seviyorum. Gogol Bordello ve The Clash seviyorum. Sevdiğim insanları çiziyorum genelde. Gece üçte Tom Waits üzerine karikatür çiziyorum mesela… İnsanlar bazen yanlış anlıyor, alay etmek için çizdiğimi sanıyorlar; ama aslında sevdiğim için çiziyorum.

KB: Size açılan davalar sizi nasıl etkiliyor? Sizi daha çok şevklendiriyor mu? Çünkü genelde çizerler beraat ediyor bu tip davlardan…

US: Karikatürcüye dava açmak anlamsız geliyor bana. Sonuçta toplumu çok sarsacak bir şey değil. Bir şeyle dalga geçilmesi onu sarsıyorsa, zaten temeli sağlam değildir. Marx’la ilgili bir karikatür çiziyorum mesela. Bir bakıma Marx’la dalga geçiyorum; tipiyle, saçıyla… Ama bu Marx’ın kuramını sarsabilir mi? Ya da Atatürk… Sonuçta Atatürk’ün yaptığı şeyler ortada. Onunla ilgili bir karikatür çizmem onu sarsabilir mi?

KB: Davaların açılması tirajı artırıyor mu peki? İnsanlar daha çok merak edip alıyorlar mı dergiyi?

US: Tiraj artması olmuyor. Ben de tirajın artmasına pek taraftar değilim. Tiraj arttığı zaman, Gırgır örneğinde olduğu gibi, bir güç haline gelirsin. Bir milyon tirajımız olsa bunun tedirginliği, stresi daha çok olacak hakiyle. Bir milyon kişi bizi denetleyecek bir bakıma. Tirajın çok olması daha hassas ve daha dikkatli olmak durumunda bıraktıracak bizi.

KB: Dergi içerisindeki yazar-çizerler arasında politik görüş ayrılığı vardır kuşkusuz. Dergide ortak bir dil oluştururken zorluk çekiyor musunuz?

US: Tabii tartışmalar oluyor; “kapakta şunu yapalım”, “yapmayalım” diye. Ama dergi çizerleri olarak aynı yaşam tarzını benimsediğimiz için genelde ortak bir yolumuz oluyor. Çünkü aslında arkadaşız; işyeri gibi değil burası. Hatta işyerinden ziyade daha çok toplu halde takılmak gibi oluyor ortam.

KB: Yeni bir kitabınızın çok yakından çıkacağı müjdesini de buradan okuyucularınıza verebiliriz. Kitabınızı ne zaman raflarda görebileceğiz?

US: Bu aralar dizgiyi yapıyorum. TÜYAP’a da yetişecek. Yine yazılarımın olduğu bir kitap olacak; karikatürlerim olmayacak.

KB: Kitaba yazılarınızı seçerken önemle üzerinde durduğunuz bir nokta var mı?

US: Herhangi bir nokta yok. Sadece sevdiğim yazıların içinde olduğu bir kitap olacak. Diğer yazılarımdan daha çok sevdiğim bir yazı var; “Sıfatsız” diye. O yazı kitabın ana ruh halini anlatıyor. İlk başa onu koyacağım galiba. Can sıkıntısı ve tutunamama üzerine bir yazı… Babası bir kuşak önce şehre gelmiş insanlar; ne köylü, ne şehirli insanların hikâyesi diyebiliriz.

KB: Siz aynı zamanda mühendissiniz. Hem mühendislikle ilgili bir meslekle uğraşmak, hem de dergiye devam etmek ne kadar mümkün?

US: Uğur (Gürsoy) diş hekimi mesela; ama dergi için muayenehanesini kapatmak zorunda kaldı. Karikatür aklını vermeden olan bir şey değil; çabalanması gerekiyor, konsantre olman gerekiyor. Diğer türlü çizilen köşelerin çok iyi olacağını sanmıyorum. “İkisini birden yürüteyim”; olmuyor maalesef…

KB: Başka türlü çalışmalarınız da var mı? Öykü, roman, şiir gibi…

US: Öykü yazıyorum, birkaç çalışmam var. Ama öyle yayınlayacak gibi değil. Eve gelen arkadaşlara veriyorum; “oku” diye. Şiir yok… Roman da yazamam ben. Roman kurgu işi. Daha yazmaya başlamadan sonunu bilmeniz gerekiyor, kurgulamanız gerekiyor. Ben daha çok aklıma gelen bir şeyi hemen yazıya döküyorum. Roman çok zahmetli bir iş.

KB: Çok teşekkür ediyoruz sorularımızı yanıtladığınız için. Bizim için bir şeyler çizer misiniz peki?

US: Rica ederim; çizerim tabii…


Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi