Röportaj
Türkel :"TEKEL Mücadelesi Sindirmeye Karşı Bir Başkaldırıdır!"
Türkel :"TEKEL Mücadelesi Sindirmeye Karşı Bir Başkaldırıdır!"
TEKEL işçilerinin onurlu mücadelesi, bütün Türkiye’nin, bütün milli sınıfların desteğini arkasına aldı. Memleketi “dikensiz gül bahçesi”ne çevirmek isteyen Tayyip Erdoğan’ı sinir küpüne çeviren, Türk’üyle, Kürt’üyle bütün Türkiye’yi direniş zemininde birleştiren ve başta gençlik olmak üzere bütün toplumu harekete geçiren bu mücadelenin önderi ise hiç şüphe yok ki “Türkiye Tütün Müskirat Gıda ve Yardımcı İşçileri Sendikası”, yani “Tek Gıda İş”
. Biz de Kırmızı Beyaz okurları için, 4-C zulmüne karşı gelişen TEKEL direnişini ve bu direnişin getirilerini, Tek Gıda İş Sendikası genel başkanı ve direnişin mimarlarından Mustafa Türkel ile değerlendirdik: TEKEL İşçisi AKP’nin Maskesini Düşürdü
Kırmızı Beyaz: Türkiye’nin gözü TEKEL işçisinde. Sizce bu hak arama mücadelesi, bütün Türkiye halkı için ne ifade ediyor?
Mustafa Türkel: Yedi yıllık AKP iktidarı süresince sindirilmiş bir toplum var. Aydınların bir kısmı, dışarıda planlanmış operasyonlarla, “Ergenekoncu” diye korkutulmaya, susturulmaya çalışılmış. Emniyet yeniden yapılandırılmış, hücresel bir kimlik kazanmış. Ordu ve yargının üzerinde baskı oluşturulmuş. Sivil toplumun ve sendikaların da sesini çıkaramaz hale geldiği böyle bir dönemde TEKEL işçisinin ayağa kalkmasını, bu sindirilmişliğe karşı bir başkaldırı olarak ele almak lazım. “Burası bir hukuk devleti, biz hukukumuzu koruyacağız ve bizi sokmak istediğiniz karanlık tünele girmeyeceğiz” denilmiş. Bu, AKP’nin iktidar olduğundan bu yana karşılaştığı en ciddi tavır. Dolayısıyla eli ayağı birbirine dolaşmaya başladı.
Bu, kendini dış dünyaya “demokrat” olarak gösteren AKP’nin asıl yüzünü göstermesi açısından da ibretlik bir olay oldu. TEKEL işçileri iktidarın maskesini düşürdü. Bugüne dek AKP “açılımlar” adı altında milletin gözünü boyarken, demokrasi havariliği yaparken biz hep şunu söyledik: Bu iktidar takiye yapıyor! Kendinden olmayan yaşam hakkı tanımayan, adı konmamış bir faşizme doğru gidiyor Türkiye.
Ama bütün olumsuzluklara rağmen Türk halkı, demokrasiye olan bağlılığını tekrar ortaya koymuş, bu eylemi sahiplenmiş ve bu hak arama mücadelesiyle iktidara dur demenin zamanı geldi demiştir. Hak arama mücadelesi olarak başlayan bu mücadele, geldiğimiz noktada, demokrasiye karşı yapılan saldırılara ve bu hükümetin baskıcı politikalarına karşı tepkisel bir boyut kazanmıştır. Bu anlamda TEKEL direnişini Türkiye siyasi hayatı açısından çok önemli bir süreç olarak görüyorum.
Özelleştirme Türkiye’nin Servetlerini Tüketiyor
KB: Üniversitelerdeki, liselerdeki arkadaşlarımız şunu da merak ediyorlar: 20 yıllık özelleştirme sürecinin bu noktalara geleceği acaba önceleri öngörülemedi mi? Neden mücadele eksik kaldı gibi görünüyor?
MT: Aslında mücadele hap vardı. Mesela TEKEL mücadelesi yaklaşık 20 yıldır sürüyor; 1991’de Akhisar’la Maltepe markasının birleştirilip satılmasıyla bağlayan bir mücadeledir. O gün bugündür Tek Gıda İş bu mücadelenin başında. Ama zaman zaman toplumda, medya aracılığıyla bilgi kirliliği yaratılıyor; özelleştirmenin sadece olumlu tarafları gösteriliyor. Bugün TEKEL direnişini selamlayan bazı köşe yazarları, dün özelleştirmeye methiyeler düzüyorlardı. Yani bu yeni bir mücadele değil; ama 20 senedir gelmiş geçmiş tüm iktidarlar özelleştirmeyi topluma iyi bir şey olarak anlattı basın aracılığıyla.
Toplum bu konuda yıldırılmıştı, kafa karışıklığı yaratılmıştı. “Tüm dünyada oluyorsa bizde de olsun” dedirtilmişti. Oysa dünyada özelleştirmeler iş güvencesi, işletmelerin varlığını sürdürebilmesi ve katma değer yaratması dikkate alınarak gerçekleştirildi. Sosyal devlet olmanın gereği budur. Yani Tokat’taki sigara fabrikası özelleşecekse oranın kaça satıldığından daha çok oraya yatırım yapılıp yapmayacağı, istihdam yaratılıp yaratılmayacağı, katma değer üretilip üretilmeyeceği önemlidir. Ama bizde öyle değil; parayı bastıran fabrikayı kapatıyor. Peki, bugüne kadar fabrikanın oraya kazandırdıkları ne oluyor? Birkaç senede yok oluyor. Nitekim 1,7 milyar dolar dediğiniz Türkiye’de sigara pazarının birkaç senelik karıdır.
Aldığınız para birkaç yılda tükeniyor; ama siz servetlerinizi tüketiyorsunuz. Bunlar milletin ulusal varlıklarıydı ve birilerine adeta peşkeş çekildiler. Bunlar süreç içerisinde bazı sendikalar tarafından anlatıldı ve bu sendikalar “çağdışı” ilan edildiler. Bugün mücadele veren bazı TEKEL işçileri bile 3–4 yıl öncesine kadar gelip, “Yahu başkan özelleştirme olacağı yok, siz seçim dönemlerinde gelip bizi korkutuyorsunuz” diyen arkadaşlardı. Yani sendikalar bunu anlattı; ama toplumumuzda sınıf bilinci oluşmadığı için, insanlar siyasal yapıda her gün başka tarafa savruldukları için bizi dinlemek istemediler. Tayyip’in ne söylediği, sendikaların ne söylediğinden daha önemliydi. Nitekim oy verip de Tayyip’i başbakan yaptıktan sonra başlarına gelenleri gördükleri zaman “Eyvah!” dediler; ama giden gidiyor, bu sefer de geri getiremiyorlar.
Dolayısıyla çok uzun zamandır değişik sendikalarımız tarafından veriliyor bu mücadele. Fakat bir kısım medya grubunun özelleştirmeden faydalanarak karını artırması sebebiyle göremezden geliniyor. Biz on yıldan bu tarafa mücadelemizi sadece Ulusal Kanal’la Türkiye’ye duyurmaya çalıştık. Bugün Ulusal Kanal’ın tarihi neredeyse TEKEL mücadelesiyle eşleşmiş durumdadır. Hatta zaman zaman antenlerinin, direklerinin çoğalması için katkı da sunduk. Çünkü bizim sesimizi başkası duyurmuyor.
Geldiğimiz noktada ne zaman ki toplum işini kaybetmekle karşı karşıya kaldı; o zaman Ankara’ya yürüdü geldi ve “Artık ne olursa olsun yapmaya hazırız” demeye başladı.
Gençliğin Desteğinden Memnunuz
KB: TEKEL mücadelesi, sizin de belirttiğiniz gibi, daha önce geride duran pek çok kesimi birleştirdi. Peki biz, gençler olarak, üniversiteli ve liseliler olarak, sizce yeteri kadar omuz verebildik mi bu mücadeleye?
MT: Bence yavaş yavaş gelişir her şey. Madenci yürüyüşü yerel bir olaydır, o yüzden onu ayrı tutuyorum ve diyorum ki son 30 yıldır böyle bir mücadele verilmedi Türkiye’de. Tabi özellikle son 7 yıldır hiçbir toplumsal hareketlilik olmadığı için ilk önce bazı kesimlerde bir çekingenlik oldu eyleme karşı. Abdi İpekçi Parkı’ndaki polis müdahalesiyle birlikte kamu vicdanı harekete geçti. Görüldü ki burada bir kararlılık var ve bu bir ekmek mücadelesidir. Ekmek mücadelesi olduğu anlaşıldıktan sonradır ki değişik kesimlerden destek almaya başladık. Bu anlamda gençler de ellerinden geleni yapıyorlar. Onların desteklerinden de çok memnunuz.
Özellikle üniversite gençliği 12 Eylül’le birlikte sindirilmiş, bir tarafa itilmişti. O açıdan ’68’lerdeki ve ’70’li yıllardaki gibi bir kitlesellik beklemiyorduk biz. Gazetelere bakıyorum, Hacettepe Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere “Niye işçilere desteğe gittiniz” diye soruşturma açmış rektörlük; sonradan geri çekmişler. Yani “Ülke sorunları sizin neyinize, siz derslerinize bakın” denilen, robotlaştırılmak istenen gençlerimizin buralarda gece gündüz katkı sunmaları, işçilerle birlikte kalmaları mutluluk verici. Hem aydınlarımıza, hem gençlerimize teşekkür ediyoruz. Onlar ellerinden gelen katkıyı sunuyorlar bizlere.
Güven Veren Sendikacı Tipi Yeniden Gelişiyor
KB: Yakın zamanda Cumhuriyet Mitingleri’yle bir toplumsal mücadele başlamıştı. Dünya çapında ses getirdi, milyonlarca insan katıldı. O zaman da tertip komitelerinde Türkiye Gençlik Birliği (TGB) emekçi ayağının eksik olduğunu ifade ediyordu; bu eksikliğin her iki taraf için de olumsuz olduğunu söylüyordu. Biz, bugün, halk hareketinin bu iki ayağının birleşmeye gittiğini görüyoruz. Peki, sendikalar ve işçi sınıfı hareketi, bu süreçte nasıl bir yol izleyecek sizce?
MT: Tabi gelecekle ilgili çok net şeyler söylemek şimdiden mümkün değil. Ama sendikal hareketin mutlaka kendisini sorgulamaya başlayacağı söylenebilir. Taşlar yeniden yerine oturacaktır. Sendikal hareketin ve sendika liderlerinin işlevselliklerini ve görevlerini gözden geçirmeleri gerekecektir. Bu anlamda TEKEL mücadelesinin çok önemli bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum. Bu sorgulama yapılmazsa Türkiye’de zaten sendikal hareket bitecektir. AKP iktidarına karşı bir eylemlilik koyup toplumun güvenini kazanma noktasında önemli adımlar atmazsa sendikal hareket kendi kendisini yok eder.
Bu olay bize ne kazandırdı? Sendika yöneticisi arkadaşlarımla konuşuyorum, “Şimdi daha dik duruyoruz” diyorlar. “Sendikacıyız demekten keyif alıyoruz” diyorlar. Yani topluma güven veren sendikacı tipinin yeniden oluşmaya başladığına vesile olduğumuz için umutluyum. Ama tabi ki bunu durdurmamak gerekiyor; bu bir süreçtir. Şeffaf, hesabını bilen ve millete güven veren bir sendikal anlayış, her şeyini temsil ettiği kitleyle paylaşarak demokratik yapısını güçlü kılan bir sendikal anlayış gelişiyor. Bu çok önemli! Yani siz kapalı, totaliter bir anlayışla sendika yönetmeye çalışırsanız, yaşam biçiminizle temsil ettiğiniz kesimden kopuk bir örnek ortaya koyarsanız sendikal harekette kopuş kaçınılmaz olacak ve toplumun size duyduğu güven sarsılacaktır. İşte bu açıdan direnişimiz tarihi bir fırsat. Umuyorum ki iyi planlanır bu süreç.
Gençlik Örgütlü Mücadeleye Katılmalı
KB: Son olarak bu tarihsel dönemeçte gençlere ne öneriyorsunuz?
MT: Gençler mutlaka Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilenmelidir. 12 Eylül sonrasında sindirilen üniversite ve lise gençliğimiz mutlaka siyasetin içerisinde olmalı, ülke sorunlarının çözümü noktasında görev ve sorumluluk almalı.
Gençlerimizin mutlaka örgütlenmelerini istiyoruz. Ne olursa olsun örgütlenme şart. Sağ-sol hiç fark etmiyor; ama örgütlenme içerisinde, demokrasiyi içine sindirerek ve birbirini anlayarak, hiç kimseyi ötekileştirmeden mücadele etmeli gençlerimiz. Çünkü toplumun aydınlanmasında öncü rolü gençlik üstlenecektir diye düşünüyorum.
KB: Bu sıcak mücadelenin arasında bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
MT: Ben teşekkür ederim.
Mustafa KAYA
Fotoğraflar: Cansu YİĞİT
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle
![]()
Kemalist devrim
Yüksel Yiğit Sarsmaz
TGB Gebze
Amerika'da beniEce Kırbaş
TGB Ankara
'Manyetik Takla' ve Eylemsellik GereğiÇağrı Sevinç
TGB Isparta
Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e aynı oyun!Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Sakarya
'Fail-i meçhul' değil 'Fail-i emperyalizm'Elvan Konuk
TGB Ankara
Yeniden çağdaşlığın ve halkın cumhuriyetine dek kavga!Ozan Şenyüz
TGB Kuşadası
KorkuErkin Öncan
TGB İstanbul
Bizim tarihimiz; 19 MayısOnur Dönmezer
TGB Hatay
Hakimiyet-i Milliye'nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa...Gökalp Çiftçioğlu
TGB Ankara





