05 Şubat 2012, Pazar
   
Metin boyutu

Ataol Behramoğlu… Taşı Sıksa Şiirini Çıkaran Şair

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” dizeleriyle hepimizin hayatında yer eden ‘şair ve aydın’ kimliği ile ön plana çıkan büyük bir usta Ataol Behramoğlu. “AKP iktidarı demokratik gitmeyecek” dediği için Tayyip Erdoğan’ın hakkında açtığı davayla şu sıralar gündemde. Biz de 15. İzmir Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında İzmir’e gelen ve edebiyatseverlerle buluşan Ataol Behramoğlu’yla kitaplarını imzalarken söyleşi yapma fırsatı bulduk. Şiirden, şiir yaşamından Başbakan’ın açtığı tazminat davasına, Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet’in Ankara Temsilciliği görevinden alınmasından ‘açılım’ toplantılarına kadar çeşitli konulardan söz ettik. Fuardaki yoğun gündeminde bize de zaman ayıran Behramoğlu’na çok teşekkür ediyoruz. Keyifle okumanız dileğiyle…

“Gelenek de Gelecek de Şimdiki Zamanın İçinde”

Kırmızı Beyaz: Söyleşimize ilk olarak edebiyat yaşamanıza ilişkin konulara değinerek başlamak istiyoruz. Eserlerinizi bir bütün olarak incelediğimizde geleneğin topluma aşıladığı jargondan çok ritmik örgüsünü kullanmayı tercih ettiğinizi görebiliyoruz. Geleneğin şiirinden beslenirken hangi motiflerin bileşkesini yaratıyorsunuz?

Ataol Behramoğlu: Gelenek ya da gelecek kavramları benim için kendi başlarına çok fazla anlam taşımıyor. Bir başka deyişle, kendimi ne gelenekçi ne de gelecekçi olarak algılıyorum. Gelenek de gelecek de şimdiki zamanın içindedir diye düşünüyorum. Yaşam bence kesintisiz bir süreçtir. Tıpkı zaman gibi… Konuşmakta ya da yazmakta olduğumuz dil ne kadar gelenekle ilgiliyse, şiir de o kadar ilgilidir. Şiir yazmaya başlayan kişi, tıpkı konuşmaya başlayan gibi, bir birikimden yola çıkar. Sonra, yeteneği ölçüsünde, bu konuşmayı ya da şiiri kişiselleştirir. Gelenek, yetenekli şairin yapıtında, zaten kendiliğinden vardır. Onu ayrıca kopya etmeye gerek yoktur. Fakat zaman zaman göz atmak gerekir. Geleneği idolleştirmek, tabulaştırmak, kişiselleşmeyi, yaratıcılığı frenler. Geleneğin reddi ise köksüzlük demektir ve zaten olanaksızdır. Ama her yenilikçi ve devrimci çıkışın gelenekle hesaplaşması doğaldır. Şiirde gelenekten anladıklarımı bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

K.B.: Şiirlerinizde bir bütünün karmaşık görünen simetrik ayrıntıları işleniyor sanki. Diyalektik ayrıntıların gelecekte bir izlek olmayı sürdürebileceğini düşünüyor musunuz?

A.B.: Sanıyorum ki ben, varoluşsal bir şiir yazıyorum. Ölümün kaçınılmazlığına karşı, yaşamı derinleştirmeye çalışan bir şiir… Burada her ayrıntı kuşkusuz ki önemlidir. Diyalektik ve görecelik kavramlarını özellikle önemsiyorum. Hiçbir şey mutlak değil, ama aynı zamanda mutlak… Bunda hem keder hem heyecan veren bir şey var…

K.B.: Şiir okuru olarak “şiir nedir” sorusunun cevabını aramaya kalktığımızda birbiriyle uzlaşma şansı olmayan cevaplar buluyoruz. Sizce bu konuda nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor?

A.B.: Şiir nedir sorusunun yanıtı, yanıtlardan çok şiirlerdedir. Tıpkı şiir (ve genel olarak sanat) neye yarar sorusu için olduğu gibi… Yine tıpkı, yaşam nedir, neye yarar soruları gibi… Yaşam, kendisidir… Bu kendisi olmak, her türlü yararcı, didaktik yanıtın ulaşamayacağı bir şeydir… Şiir de öyledir… Bir şiiri okur ya da dinlersiniz, kendinizdeki ve yaşamdaki yeriniz biraz daha derinleşir… Söz konusu olan, bunu başarabilecek bir şiirse ve siz buna yatkınsanız…

Şair Derinliğe İnerse Her Zaman İlgi Görür


K.B.: Belki çok alışılagelmiş bir soru olacak ama toplumun şiire bakışını, ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.B.: Çok olumlu buluyorum. İzmir Fuarı’nda ikinci günümüz ve iki günde buraya şiirle ilgilenen o kadar çok sayıda insan geldi ki. Bunu Türkiye geneline vurduğumuzda sayı belki az olabilir; fakat Batılı ülkelerle kıyaslarsak bizim halkımız şiirle gerçekten ilgili. Fakat entelektüel yaşamda ve sadece bizde değil genel olarak, şiirin yerini başta roman olmak üzere başka anlatım türleri aldı. Bugünün insanı eğlenmek, oyalanmak ve bu arada mümkün olduğunca da öğrenmek istiyor. Şiirin alanının daraldığını söyleyebiliriz. Fakat bu dar alanda derinliğe inebilme şansı daha çok… Bunu başarabilen şair, sadece bizde değil bütün dünyada her zaman ilgi görecektir.

Toplumdan Kopuk Şair Acınasıdır

K.B.: Şairlerimize ve şiirimize baktığımızda zaman zaman bireyselliğin de ön plana çıktığına şahit oluyoruz. Toplumdan kopuk şairi yaratan bir süreci mi yaşıyoruz?

A.B.: Bu gün sadece bizde değil her yerde kaotik bir süreç yaşanıyor. Toplumu etkilemek isteyen şair bu süreci algılamak zorunda. Bu ise geleneksel anlamıyla ‘sorumluluk’ kavramını da aşan bir olgu. Yaşananları teninizde duymuyorsanız, zaten gerçek anlamıyla yaşamıyorsunuz demektir. Esas olan her zaman insan ve onun sorunlarıdır. Bizim ülkemizde 80 sonrası, dünyadaki oluşumlara da eklemlenerek, bireyselleşmeyi, bireyciliği öne çıkardı. Kendini toplumun, tarihin bir parçası olarak algılamayan insanın, gerçekten insan olabildiğini düşünemiyorum. Nitekim olup bitenler, bırakın sanatçıyı, sıradan insanın sorumluluğunu olanca yakıcılığıyla gündeme getiriyor. Ama toplumdan, yaşamdan kopuk şair, bana acınası görünüyor.

K.B.: Yazılarınızda zaman zaman bugünün şairlerine yönelik görüşlerinizi okumaktayız. Genç şairleri nasıl buluyorsunuz ve genç şairlerde yarına taşınabilecek özellikler gözlemliyor musunuz?

A.B.: Gençlerimizin ilgisi çok güzel. Genç şairlerimiz yetişiyor. Ve ben yeni arayışları her zaman sevgiyle, heyecanla karşılıyorum. Bilinç, duygu, dil sentezini yakalayabilmek önemli. Geleceğe, bu sentezi başarabilen şairler kalır.

“Erdoğan Davet Cüretinde Bulunamaz”

K.B.: Başbakan Tayyip Erdoğan ‘açılımı’ anlatmak için ses ve sinema sanatçılarının ardından bu kez de edebiyatçılarla bir araya geldi. Bu toplantılar hakkında ne düşünüyorsunuz, Tayyip Erdoğan samimi mi sizce?

A.B.: Çok manasız toplantılar. Kesinlikle samimi değiller.

K.B.: Edebiyat dünyasından bazı önemli simaları Erdoğan’ın Dolmabahçe’deki ofisinde yapılan kahvaltıda gördük. Erdoğan, sizi de bu davete çağırdı mı?

A.B.: Beni davet etmek gibi bir cürette bulunamaz. Zaten biliyorsunuz hakkımda bir tazminat davası açtı. Bunun üzerine çağırması tuhaf olur zaten.

“Hakkımda Açılan Dava Çok Gülünç”

K.B.: Davanın konu olan sözleriniz ‘AKP’nin demokratik bir şekilde gitmeyeceği’ydi değil mi?

A.B.: Evet, AKP’nin demokratik bir şekilde gitmeyeceğini söyledim. Hakkımda açılan davayı çok gülünç buluyorum.

K.B.: Hakkınızdaki dava açılmasına özellikle sivil toplum kuruluşlarından tepkiler gelse de medyada yeterince yer almadı. Medyanın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.T.: Medyanın durumu ortada. Mesela, ben gidilmesini doğru bulmuyorum ama şair Haydar Ergülen açılım toplantısına gitmiş ve Erdoğan’a bana açtığı davayı geri çekmesini söylemiş. Tayyip Erdoğan da avukatlarının kendisi hakkında konuşulanları inceleyip dava açılacak bir şey varsa açtıklarını, dolayısıyla davayı avukatlarının açtığını söylemiş. Açılım toplantılarından bahseden medya bunu görmezden geldi, işte durumları bu.

Artık Cumhuriyet Hakkında Konuşmuyorum


K.B.: Medyadan bahsetmişken sizin de yazarı olduğunuz Cumhuriyet Gazetesi’nde Mustafa Balbay’ın görevden alınması olayı var. Bu olay hakkında ne düşünüyorsunuz?

A.T.: Balbay’ın görevden alınması ve Cumhuriyet’teki son gelişmelerden sonra ben artık gazete hakkında konuşmuyorum.

K.B.: Son olarak, işçi eylemlerinin artışı, yargı üzerindeki tartışmalar, Anayasa değişikliği derken genel olarak ülke gündemi hakkında kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz?

En Anti-Demokratik İktidar AKP

A.T.: AKP iktidarı, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en anti-demokratik iktidarıdır. Bugüne kadar Cumhuriyet değerlerine bu kadar karşı bir iktidar göreve gelmedi.

K.B.: Bu güzel ve keyifli sohbet için size çok teşekkür ediyoruz.

A.T.: Ben de sizlere teşekkür ederim.

                                                                                                                                               Seda OKYAY-Şenol ÇARIK


Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi