Salı, 20 Aralık 2011 02:09
“1980’e gelirken, bu adam şöyle derdi: ‘Ben Yugoslav’ım!’, gururla ve gönül koymadan; daha yakından sorular sorulduğundaysa
“1980’e gelirken, bu adam şöyle derdi: ‘Ben Yugoslav’ım!’, gururla ve gönül koymadan; daha yakından sorular sorulduğundaysa
SİNEMA
Bu ay, sinemasever okurlarımız için dünya sinema tarihine damgasını vurmuş yüzlerce film arasından 6'sını seçtik. Sinematografik açıdan devrim yaratan, içinde bulundukları tarihsel dönemin ideolojik, siyasal ve sosyal zeminine ayna tutarken, sanatkârane üslupla yoğrulan bu 6 filmi ana hatlarıyla vurgulayıp kısaca tanıttık.
AKP iktidara geldiği ilk günden bu yana Türkiye’nin biricik demokratik devriminin tüm eserlerini yok etmeye çalışmaktadır. Bunların en başında da Türkiye’nin aydınlanma sürecinde mihenk taşı olan üniversitelere saldırılmaktadır. YÖK Başkanı’nın değiştirilmesiyle başlayan süreçte, üniversiteler eğitim ve aydınlanma yuvası olmaktan çok ticarethaneye dönüştürülmeye başlanmıştır.
Ayak seslerini duyuyor musunuz? Bir devin ayak sesleri. Acıyı sırtında bir dağ gibi onurla taşıyan, alın teriyle hayatın harcını yoğuran emekçiler geliyor. Emekçi hareketi geliyor. Ve kökleri arkasındaki devrimci birikime uzanan o emekçi hareketi her adımıyla, vatanın bağrında Amerika’nın güdümüyle kurulmuş bir ihanet sarayının burçlarını sallıyor.
Geride bıraktığımız dönem bir yandan Amerika’nın BOP’u kapsamında göreve gelen AKP hükümetinin Cumhuriyet’i yıkıma uğratan uygulamalarına, bir yanıyla da bu saldırıya cevap teşkil eden kurumsal düzlemdeki dirençlere ve kitlesel mücadelelere sahne oldu.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devlet aygıtını oluşturan güçler arasında dengeyi sağlamak amacı ile Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan ve halen modern devletin işleyişinde önemini sürdüren bir ilkedir. Bu tarihi süreçten Türk Devrimi de etkilenmiş ve Cumhuriyet’in temelleri kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandırılmıştır. Erklerin yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi böylece kuvvetler ayrılığının yaşama geçirilmesi için en ciddi mevzuat çalışması 1960 Anayasası dönemine yapılmış ve Türkiye döneminin en ilerici anayasalarından birine sahip olmuştur.
Bu günlerde birçok şey biz ona tanıklık edemeden, daha yenisini tecrübe edemeden değişiyor. Değişim kelimesi hali hazırda genellikle zihinlerimiz de olumlu olana denk düşüyor. Bu düşünüş tarzı istikameti sürekli “ileri” doğru olan tarih algılayışının ürünü. Fotoğrafa kuş bakışı baktığımız zaman bu türlü yargıya varmamak işten değil. Tarihe kuş bakışı bakmaktan kastım, üretici güçlerin kendilerini boğan ilişkiler bütününe darbe vurarak kurduğu düzenin kendinden öncekilere oranla daha hakkaniyetli, insanlığın özlemlerini daha tatmin edici olması. Bunları neden belirtme ihtiyacı hissediyorum?
'Yeni Ortaçağ'; içinde bulunduğumuz süreci, en berrak biçimde tanımlama çabasının sonucu olarak ortaya çıkan bir kavram.
İNCELEME
Devrimler ve toplumsal değişim süreçleri kendi sanatçılarını yaratır. Sanatın her alanında görebileceğimiz bu toplumsal gerçek, yazında da karşımıza çıkar. Eski düzen alt- üst olurken, sistemin yarattığı çürüme toplumun her tabakasını bir örümcek ağı gibi sararken ve gelecek sistemin nüveleri eski toplumda şekillenirken, içinde bulundukları toplumun ilerisinde bazı insanlar, bu değişen toplumun istemlerini ve daha adil bir toplum özlemini sanatın her dalında dile getiriler.
‘Soykırım’ı tanıma kararı ABD Temsilciler Meclisi’nden geçti. Sonrasında ise İsveç Hükümeti soykırım savlarını tanıdı. Bu iki karar da medyamızda çok büyük oranda yer buldu. ‘Davos Fatihi’ başbakanımız ise olayı komedi olarak niteledi. Yani hem hükümetimiz hem holding medyamız ABD Hükümeti’ne çok sert (!) tepki gösterdi.
Sayfa 1 / 6
![]()
Amerika'da beni
Ece Kırbaş
TGB Ankara
'Manyetik Takla' ve Eylemsellik Gereği
Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e aynı oyun!
'Fail-i meçhul' değil 'Fail-i emperyalizm'
Yeniden çağdaşlığın ve halkın cumhuriyetine dek kavga!
Korku
Bizim tarihimiz; 19 Mayıs
Hakimiyet-i Milliye'nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa...
Öncü, toplumcu bir şair: Cemal Süreya