18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

Tarihin Açılımı, Açılımın Tarihi

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Bu günlerde birçok şey biz ona tanıklık edemeden, daha yenisini tecrübe edemeden değişiyor. Değişim kelimesi hali hazırda genellikle zihinlerimiz de olumlu olana denk düşüyor. Bu düşünüş tarzı istikameti sürekli “ileri” doğru olan tarih algılayışının ürünü. Fotoğrafa kuş bakışı baktığımız zaman bu türlü yargıya varmamak işten değil. Tarihe kuş bakışı bakmaktan kastım, üretici güçlerin kendilerini boğan ilişkiler bütününe darbe vurarak kurduğu düzenin kendinden öncekilere oranla daha hakkaniyetli, insanlığın özlemlerini daha tatmin edici olması. Bunları neden belirtme ihtiyacı hissediyorum?

   

Türkler ve Kürtler Öz Kardeştir!

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

“Kürt topluluğu yüzyıllardan beri İslamiyet’ten sonra gelen Türklerle o kadar karışmışlardır ki, bugün ikiye ayrılan millet yine tek vücuttur. Bugün öyle bir Türk yoktur ki, dayısı, damadı veyahut yeğeni Kürt olmasın. Ve öyle bir Kürt yoktur ki onun damadı, yeğeni veyahut dayısı Türk olmasın. Dolayısıyla benim annem Kürt. Beni annemden nasıl ayırırsınız? Ve annem nasıl olurda Avrupalıların bir takım entrikaları ve uydurmaları olan birtakım efsaneler arkasından gider? Bunun imkânı yoktur. (…) Sevr paçavrası meydandadır. Bizim en zayıf bulunduğumuz anlarda ve henüz yüce Meclisimiz kurulmadığı zamanlarda, İngilizlerin o kadar kışkırtmalarına ve övmelerine rağmen bu paçavra çiğnenmiş ve üzerlerine atılmıştır.”

   

Yirminci Yüzyılı Sarsan İki Kardeş Devrim

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Ekim ayındayız. Bundan tam 86 yıl önce Anadolu’da yaşayan insanların hayatı dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir hızla değişmeye başladı. Emperyalistleri ve onların maşası olarak Anadolu topraklarına gelen Yunan Ordusu’nu ülkesinden kovan Türkiye, artık bağımsız bir devlet olarak rejimini belirleme sorunuyla karşı karşıya gelmişti. Türklerin yüzlerce yıldan bu yana savaştığı Rusya’da ise “bir hayalet” dirilmiş ve işçi sınıfının iktidarı yavaş yavaş kendini dünyaya kabul ettirmeye başlamıştı. Elbette bu o kadar da kolay değildi. Rusya’da ayağa kalkan işçi sınıfını ve Bolşevikleri bastırmak için 14 emperyalist ve emperyalist uşağı ülkeden 600 bin asker Sovyet Rusya’ya saldırmış; yetmemiş, Beyaz Ordular kurularak İşçi Devleti’nin üzerine sürülmüştür.

   

Gericilere ve Amerikan Memurlarına Geçit Vermedik

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Türkiye bir hesaplaşmaya gidiyor. Bu hesaplaşma Cumhuriyet Devrimi ile emperyalistler arasında geçiyor.
Söylemekten çekinmeyelim, Cumhuriyet’i emperyalizmin güdümündeki gericiler yıkıyor. Kimsesizlerin kimsesi olan, mürit değil yurttaş yetiştiren, toprağa bağlı köle değil özgür ve başı dik insan yetiştiren Cumhuriyet, artık -neredeyse- tüm kurumlarıyla beraber kendisini yıkanların eline geçmiştir. Cumhuriyet’in başında cumhuriyet yıkıcıları vardır ve Türkiye’yi tasfiye süreci devlet otoritesi kullanılarak ilerletilmektedir.

   

Muhalif Tribünler

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Türkiye Futbol Federasyonu’nun “ideolojik pankart” yasağı, Adanademirspor’un sezon açılışı dolayısıyla Livorno ile oynadığı maçtan basına yansıyanlar ve son olarak da UEFA’nın Beşiktaş-Manchester United maçının oynanacağı İnönü Stadı’ndaki Çarşı grubuna ait üzerinde anarşizmin simgesi bulunan afişleri kaldırtması… Futbol-siyaset ilişkisi son dönemde bir hayli tartışılır oldu. Şurası açık ki, futbola bazı kesimler tarafından kitleleri kontrol etmenin bir aracı olarak bakılıyor ve kitlelerin devrimci enerjisinin bilet fiyatları, televizyon gelirleri ve milyonlarca dolarlık transfer bütçeleriyle sürekli büyüyen endüstriyel futbolun hizmetine harcandığını düşünülüyor.

   

Bir Amerikan Rüyası: Work and Travel

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Öğrenciler tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmenin en kolay ve ucuz yollarından biri olarak görülen Work and Travel, yani Türkçesiyle söylersek “Çalış ve Seyahat Et” programları, son yılların gözdesi durumuna geldi. Peki rant yarışındaki şirketlerce yalnızca olumlu yanları gösterilerek sunulan bu alımlı “elma şekeri”, aslında ne anlama geliyor? Söz konusu programlara dâhil olan gençleri gerçekte neler bekliyor?

   

Zaman’ın Mümtaz’ı

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Gazetelerin magazin eklerinde artık klişe haline gelmiş, ünlülerin olağan dışı hallerini tasvir etmek için atılan başlık vardır; istemek de istemesek de gözümüze çarpan başlıklardandır: “Onu Hiç Böyle Görmediniz”. Aslında yazıya konu olan şahsın gündemde kalmak için nasıl görünmesi isteniyorsa öyle göründüğünü biliriz, şaşırtmaz bizi. Bu magazinsel öğeler siyaset alanına taşınsa, kuvvetle muhtemel ki Mümtaz’er Türköne’nin kelamlarını sözünü ettiğimiz başlık formları ile okuyacaktık. Aslında siyasi olması şart değil; çünkü kendisini magazin sayfalarında da özel hayatıyla görmek mümkün. Eski eşinin katıldığı programda eşinin sıkıştırıldığını düşünen programın sunucusu Okan Bayülgen’i dövmekle tehdit etmişti.

   

Köy Enstitüleri’nin Işığında Yetişmiş Bir Çınar: Fakir Baykurt

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Her sözü ile bizi, önce söz ırmağında gezdirip; hayata, yazıya, insana dair yaşanmışlığın, tanıklığın birikimine kavuşturan ve bunu dingin bir su gibi akarak, bilgece yapan bir yazara değiniyoruz bu yazımızda. Köyün, köylünün umut ışığı, Türk Edebiyatı’na başta “Yılanların Öcü” olmak üzere “Irazca’nın Dirliği”, “Tırpan” ve “Amerikan Sargısı” gibi birçok eser kazandıran bir çınara… Bundan tam on yıl önce 11 Ekim günü bizlere veda eden, köy çocuklarına kapatılan eğitim olanaklarını kısa bir süre kazanmış olmanın borcunu yaşamı boyunca ödeyenlerden bir aydın olan Fakir Baykurt’a…

Yazmaktan Hiç Yorulmadı

Memleketi Burdur’da dostlarının kurduğu Fakir-Der (Fakir Baykurt Kültür ve Sanat Derneği) öncülüğünde her yıl düzenlenen Fakir Baykurt Günleri’yle anılıyor Fakir Baykurt. Bu yılki etkinlikler de 9–11 Ekim tarihleri arasında, yazarın doğduğu Akçaköy’de gerçekleştirildi. Yazımızın esin kaynağı aslında biraz da bu etkinlik oldu.
   

Ulusal Sinema Kavgasının “Yorgun Savaşçı”sı Halit Refiğ’in Ardından...

Kırmızı-Beyaz - Sayı:14

Ulusal Sinema Kavgasının “Yorgun Savaşçı”sı:
Halit Refiğ’in Ardından


“Bütün bunlar Türkiye’nin Batı tarafından uydulaştırılmak programının parçalarıdır. Bağımsızlığını muhafaza etmek ya da etmemek, sonuçta Türk milletinin bir seçimidir. Türk milletinin çoğunluğu para uğruna köleliği tercih edecek midir? Hiç sanmıyorum.” (1)
Halit Refiğ

Bir 29 Ekim’i daha geride bıraktık… Düşmanları Anadolu’dan süpürdüğümüz, Cumhuriyet Devrimini gerçekleştirdiğimiz günlerden Avrupa Birliği kapılarında sıra beklediğimiz bu günlere gelene kadar şüphesiz birçok şey değişti. O zaman kavgasını verdiğimiz, uğruna yıllarca süren savaşlarda direndiğimiz, kazandığımızda bütün dünyaya örnek olan ulusal bağımsızlığımızı savunmanın karşılığını Silivri Cezaevlerinde “yatarak” ödüyoruz bugün!

   

Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi