Kırmızı-Beyaz
Sayı:16
Açılımlar Milleti Bölüyor, Emekçi Hareketi Birleştiriyor!
Ayak seslerini duyuyor musunuz? Bir devin ayak sesleri. Acıyı sırtında bir dağ gibi onurla taşıyan, alın teriyle hayatın harcını yoğuran emekçiler geliyor. Emekçi hareketi geliyor. Ve kökleri arkasındaki devrimci birikime uzanan o emekçi hareketi her adımıyla, vatanın bağrında Amerika’nın güdümüyle kurulmuş bir ihanet sarayının burçlarını sallıyor.
Geride bıraktığımız dönem bir yandan Amerika’nın BOP’u kapsamında göreve gelen AKP hükümetinin Cumhuriyet’i yıkıma uğratan uygulamalarına, bir yanıyla da bu saldırıya cevap teşkil eden kurumsal düzlemdeki dirençlere ve kitlesel mücadelelere sahne oldu.
Halk hareketinin genel gelişimi ve temel dinamikleri açısından inceleyecek olursak bu büyük halk hareketi içinde ilk göze çarpan eksiklik emekçi ayağının olmayışıdır. Bağımsızlığı ve Cumhuriyet’i savunma ekseninde gelişen bu eylemler program düzleminde emekçi hareketinin ekonomik taleplerini de içermekle birlikte ne yazık ki Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu meydanlarında emekçi örgütleriyle fiili olarak birleşemedi. Aslında emekçi hareketi, AKP’nin göreve gelir gelmez hızla uyguladığı özelleştirme politikalarına karşı çıkmış, ekmeğine ve kazanılmış haklarına ancak vatanı savunarak sahip çıkabileceğini bilinçlere çıkaran bir mücadele süreci yaşamıştı. Telekom’un, TÜPRAŞ’ın ve TEKEL’in özelleştirilmesi sürecinde “İş-Ekmek-Vatan, tam bağımsız Türkiye” sloganıyla ifadesini bulan bu bilinç aynı zamanda emekçi hareketini halk hareketinin merkezine çekecek bir olgunluk düzeyine de işaret ediyordu.
Deliğe Süpürülmeyi Bekleyen Bir İktidarın Çaresizliği
Sonuç olarak AKP hükümeti, bu büyük halk hareketinin güçlü dalgalarıyla ağır sarsıntılar geçirdi. Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle birlikte, özellikle de Amerika’nın kendi planını hayata geçirme telaşı içinde siyasi ve ekonomik bütün imkânlarını harekete geçirerek sağladığı destekle ancak ayakta durabildi.
Paçasını kurtarmayı başaran AKP, “eşbaşkanlık” görevinin gereklerini yapmaya kaldığı yerden devam etti. BOP’un yıkıcı programını hayata geçirme zorunluluğu AKP hükümetini uygulamada arsızlığın son noktalarına ulaştırdı. Devlet bankalarından rekor kredi takviyeleriyle büyük ve sistemli bir psikolojik savaş yürütmek için “yandaş medya” yaratıldı. Ergenekon tertibiyle Türkiye’nin öncü ve aydın birikimi zindanlarda tutsak edildi. Türk Ordusu bu tertibin merkezi hedeflerinden biri olarak belirlendi. TSK’nın vatanı ve Cumhuriyet’i savunma iradesini zayıflatmak ve milletle bağlarını kopararak tasfiye etmek için bütün psikolojik savaş aygıtları harekete geçirildi. Öyle ki tertibin bu hedefi doğrultusunda düzmece belgelerle Türk subaylarını intihara sürükleyen koşulları yaratacak noktaya ulaşıldı. Türk yargısını, Cumhuriyet hukukunu sindirmek ve baskı altına almak için yoğun bir saldırı başlatıldı. Türkiye, birçok yurttaşın izlendiği, dinlendiği bir BBG evine dönüştürüldü. Ardından Türkiye’yi iç savaşa sürükleyecek “açılımlar” geldi. Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Alevi açılımı, Kıbrıs açılımı milletin birliğini ve bütünlüğünü parçalayacak soğuk birer ihanet hançeri gibi peş peşe vatanın bağrına saplandı. Bütün bunlarla birlikte çok sayıda ailenin ocağını söndüren derin bir ekonomik kriz Türkiye’yi kasıp kavurmaya devam ediyor.
Gelinen noktada AKP hükümeti, Türkiye’yi yıkım programını uygulamada etkili hamleler yaptı ve yeni mevziler kazandı. Yakaladığı her fırsatta da gerek Cumhuriyet’e ve kurumlarına, gerekse yürüttüğü politikalarla ezilen halka karşı içinde taşıdığı kini kusmaktan geri durmadı. Ancak AKP, bu yeni mevzilerle belli noktalarda kuvvetini pekiştirmiş olsa da, esas olarak Türkiye’nin geniş kesimleriyle karşı karşıya gelmiş durumda. Köşeye sıkışmış arsız bir kara kedi gibi kirli pençeleriyle etrafına saldırmakta.
Peki, bu ihanetin baş aktörlerinin her adımda diline de yansıyan ve Tayyip Erdoğan örneğinde olduğu gibi tekel işçisine ‘domuz’ demeye kadar varan arsızlık bir cesaret örneği midir? Siyaset sosyolojisi için bir inceleme konusu olabilecek bu arsızlık, sanırız bir cesaret değil olsa olsa bir çaresizliktir. Tayip Erdoğan’ın eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun tabiriyle Amerika’nın ihtiyacına cevap veremeyecek noktaya geldiğinde ‘deliğe süpürülecek’ birinin deliğe süpürülmemek için her türlü ihanet eylemini gerçekleştirmesini zorunlu kılan bir çaresizlik.
Emekçi Omurgası ve Gençliğin Dinamizmi
Peki, AKP hükümetini deliğe kim süpürecek? Tayyip Erdoğanları ve Abdullah Gülleri deliğe süpürecek irade ve kuvvet Washington’da mıdır? Bu noktada Ergenekon tertibi sonrasındaki sürecin son yedi sekiz ayına mücadele dinamikleri ve olgular temelinde bakmak yeterli olacaktır. Zira bu soruların cevabını dalga dalga büyüyen halk hareketi, TEKEL’den, Diyarbakır’ın, Erzurum’un, Urfa’nın köylerinden, üniversite kampuslarından gürleyen sesiyle vermektedir. AKP; işçi, köylü, memur, gençlik, avukat, eczacı toplumun geniş kesimleri ile karşı karşıya gelmiştir.
Önce geçtiğimiz Mayıs ve Haziran aylarını hatırlayalım. Ergenekon tertibinin hukuku hiçe sayan her dalgasında kitlesel tepki eylemleri büyüyerek gelişti ve en son onlarca kitle örgütünün çağrısıyla 17 Mayıs’ta Ankara Tandoğan’da ve 21 Haziran’da İzmir Gündoğdu’da on binlerce yurttaş tertibi boşa çıkaracak iradede kararlılıkla birleşti. TGB bu eylemlerin örgütlenmesinde merkezi ve yerel düzeyde tertip komitelerinde etkin görev aldı. Binlerce gencin kitlesel katılımını sağladı.
Türk yargısı da özellikle HSYK’nın hâkim ve savcı atamalarını görüştüğü toplantıda ayyuka çıkan baskılar sonucunda alanlara çıktı. İstanbul Barosu’nun çağrısıyla Türkiye Barolar Birliği’nin ve 45 barodan binlerce avukatın katıldığı “Hukuka Saygı Yürüyüşü”, Türk yargısının Cumhuriyet’e sahip çıkma kararlılığını bir kez daha gösterdi. TGB üyeleri bu yürüyüşe katılmakla birlikte toplanma yerinin karşısındaki bir binaya eylemi karalamak için açılan pankartın da indirilmesini sağladı.
Eczacılar, AKP’nin ilaç fiyat kararnamesine karşı Türkiye genelinde bir gün süreyle kepenk kapattılar ve sonrasında İstanbul’da büyük bir yürüyüş düzenlediler. Eczacıların bu eylemi üzerine AKP hükümeti, hasta yurttaşları perişan edecek ve binlerce eczanenin kapanmasına yol açacak bir adım attı ve eczacılarla arasındaki sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetti.
Bu eylemlerin yanına Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Aslanoğlu köyünde ve Sinan köyünde yoksul, topraksız köylülerin tarihi önemdeki mücadelesini de eklemek gerekir. Özellikle Aslanoğlu köyünde Kürt köylüsünün Türk bayraklarıyla ve Cumhuriyete sahip çıkarak (Köylerinin adını Cumhuriyet Köyü olarak değiştirdiler) ağa zulmüne karşı yürüttüğü mücadele, açılımlarla parçalanmaya çalışılan Türkiye’nin hangi zeminde saldırıyı boşa çıkarabileceğinin de en önemli işareti oldu.
Halk hareketinin en dinamik kesimi gençlik de boş durmadı tabi. Yaz aylarında YÖK’ün harçlara %500’e varan zam oranlarını açıklaması üzerine Türkiye’nin dört bir yanında öğrenci eylemleri yapıldı.
Türkiye Gençlik Birliği halk hareketinin diğer kuvvetleriyle sıkı bir dayanışma içinde olmasının yanı sıra dönem başından bu yana örgütlü olduğu 50’yi aşkın ilde çok sayıda eylem gerçekleştirdi. AKP hükümetinin çapsız bakanlarına üniversiteleri dar etti. Gittikleri her yerde, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Eskişehir’de, Konya’da, Sivas’ta, Denizli’de AKP’li bakanların yakasına yapıştı. TBMM’de Kürt açılımı görüşmelerinde AKP’nin ihanetini teşhir etti.
Ve uzunca bir aradan sonra emekçi hareketi mücadele sahnesinde yerini aldı. Önce memur sendikaları konfederasyonları güçlerini birleştirerek genel grev kararı aldılar ve iki milyon kamu emekçisi bir gün süreyle iş bırakarak greve katıldı. Demiryolu çalışanları greve katıldıkları gerekçesiyle açığa alınan 16 arkadaşlarının tekrar göreve başlamaları talebiyle tekrar iş bıraktı. Bu sefer açığa alınan çalışanların sayısı 46’ya yükseldi. Mücadele 6 çalışanın tekrar işe alınmasını sağladı; ama demiryolu çalışanlarının eylemleri sürüyor.
Ardından İstanbul itfaiye işçileri, İstanbul Belediyesi’nin itfaiyeyi özelleştirme girişimine karşı mücadeleye geçti. İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüş ve oturma eylemleriyle son bir ayda üç kez sokağa inen itfaiye işçilerinin mücadelesi devam ediyor.
Son olarak destanlaşan direnişleriyle TEKEL işçileri yoğun mücadele süreçlerinde kazandıkları haklarını, ekmeklerini ve vatanlarını savunmak için ayağa kalktı. Hükümetin 4-C uygulamasıyla özlük haklarını kaybeden, geçici işçi statüsüne düşürülen, alın teri döktüğü halde yan gelip yattığı, devlete yük olduğu söylenen binlerce TEKEL işçisi günlerdir Ankara’nın göbeğinde yağmur, çamur, ayaz demeden hükümeti istifaya çağırıyor.
Görüldüğü gibi bu eylemlerin hepsinin somut hedefi ekmeğine, vatanına ve Cumhuriyet’e sahip çıkma temelinde AKP hükümetinden kurtulmaktır. Cumhuriyet Mitingleri ve Mehmetçik Eylemleri sürecinde yükselen ulusal halk hareketi önümüzdeki dönemin büyük emekçi hareketiyle birleşmektedir. Tayyip Erdoğanları ve Abdullah Gülleri tarihin karanlık deliklerine süpürecek kuvvet damla damla birikmektedir.
TEKEL Direnişinin Güncesi ve Türkiye’nin Çıkış Yolu
Son gelişmelere bakarak sözde Kürt açılımının yarattığı ve iç savaş koşullarının tırmandırıldığı ortamdan hareketle, AKP hükümetinin uyguladığı ihanet ve yıkım programına karşı toptan bir çözümün işaretlerini vermesi açısından TEKEL direnişini özel olarak incelemenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Yükselen halk hareketinin bugünkü doruğu TEKEL direnişi Türkiye’yi kurtaracak çıkış yolunu aydınlatıyor.
TEKEL işçileri ilk olarak Tayyip Erdoğan’ı İstanbul’daki gemi indirme töreninde konuşma yaparken yakaladılar ve seslerini duyurmaya çalıştılar. Ama Tayyip Erdoğan’ın konuşma yaptığı kürsüden cevabı “provokasyon yapmayın”, “yan gelip yatma dönemi bitti” şeklinde oldu. TEKEL işçileri bu sefer Ankara yollarına düştü. Adana, Amasya, Aydın, Batman, Bitlis, Denizli, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Samsun, Tokat’tan gelen işçileri şehrin girişinde çıkarılan engeller durdurmaya yetmedi. 15 Aralık’ta AKP Genel Merkezi’nin önüne gelen binlerce işçi, “Hükümet istifa” sloganlarıyla binayı salladı. Türkiye Gençlik Birliği de oradaydı. Daha ilk günden AKP hükümetinin hızla büyüyebilecek bu hareketi kırmak için Ankara Valiliği’ne sert tedbirler alınması talimatını verdiği anlaşılıyordu. İlk günün sonunda kapalı spor salonunda konaklayan işçiler ertesi gün Abdi İpekçi Parkı’nda toplandılar. TGB üyeleri ikinci gün de işçilerle kol kolaydı. AKP Genel Merkezi’ne gitmeleri Emniyet tarafından engellendi. Parkta sloganlar atarak eylemlerine devam eden işçilere ertesi gün burada da bekleyemeyecekleri söylendi. Tayyip Erdoğanlar TEKEL işçisinden yükselen “Hükümet istifa” sloganlarını Abdi İpekçi Parkı’ndan da duymuş olacak ki Emniyet, bu sesi kesmek için biber gazıyla, bombasıyla, panzeriyle, maskesiyle sert bir müdahalenin hazırlıklarına başladı. Eyleme destek olmak için gelen milletvekilleri, çok sayıda parti ve kitle örgütü temsilcisi konuşmalar yaptılar. Hükümeti ve Emniyet’i uyardılar. Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, dağılmayacaklarını ve kararlılıkla eylemi sürdüreceklerini vurguladı. Ama Tayyip Erdoğan’ın tahammülünün kalmadığı açıktı. İşçiler kol kola kenetlendiler, topluca oturdular ve “Ölmek var, dönmek yok”, “Hükümet istifa”, “Direne direne kazanacağız”, “TEKEL işçisi vatan bekçisi” sloganlarıyla müdahaleyi beklediler. Yüreklerinde kararlılık, ellerinde biber gazına karşı kullanacakları limonlar vardı. Limon direnişin simgesi olmuştu.
Tazyikli su ile başlayan müdahale biber gazı ve göz yaşartıcı bomba ile devam etti. İşçiler direnebildikleri son noktaya kadar direndiler. İhanet açılımı gereği dağdan inen PKK’lı teröristleri Habur Sınır Kapısı’nda mahkemeyi ayaklarına göndererek serbest bırakan AKP, işçiye gelince gözdağı verip silah kullanılabileceğini ima ederek uyguladığı şiddeti nereye kadar ileri götürebileceğini gösteriyordu.
Bu sert müdahale sonrasında parkı terk etmek zorunda kalan işçiler tekrar toplandılar ve Türk-İş Genel Merkezi önünde bir araya geldiler. Direniş artık burada devam edecekti. İşçiler ne kadar kararlı olduklarını daha ilk gün kışın ayazında ellerinde Türk bayrakları ve dövizlerle Abdi İpekçi Parkı’ndaki havuza girerek, geceleri soğuk betonun üzerine karton serip uyuyarak, 5. gün kefenleri giyerek yaptıkları yürüyüşle göstermişlerdi. Eylemin 7. gününe gelindiğinde işçiler, Atatürk’ün “Ekonomik bağımsızlığı olmayan ulusların siyasi bağımsızlığı olamaz” şiarından hareket ettiklerini söyleyerek yaklaşık 300 kişilik bir heyetle Anıtkabir’i ziyaret ettiler.
TEKEL İşçisinin Türkiye’yi Birleştiren Mücadelesi
TGB üyeleri her gün TEKEL işçileriyle omuz omuza mücadele etti. Hepimiz oradaydık. Artık ziyaretçi değil mücadele arkadaşıydık. Tanıyorduk birbirimizi. Kışın insanın etini kesen ayazında içtiğimiz çayla, yaptığımız sohbetle birlikte ısındık, eylem halayını birlikte çektik. “İşçi-gençlik el ele; tam bağımsız Türkiye” sloganımız oldu. Direniş süresince işçinin herkese cesaret aşılayan kararlılığını, mücadele azmini, yaratıcılığını ve hepsinden önemlisi Türkiye’yi birleştirme potansiyelini net bir şekilde görme şansı bulduk. Tayyip Erdoğanlar gittikleri yerlerden işçileri küçümseyen ve hakaretler eden tavırları sürdüre dursun, eylemin 3. günü gerçekleşen sert müdahaleden sonra gündeme iyice oturan TEKEL direnişi halktan büyük ilgi ve destek gördü. Yiyecek getiren, soğuktan korunmak için örtü getiren yurttaşlar bir yandan, her gün destek ziyaretine gelen kişi ve kuruluşlar bir yandan Türkiye’nin ufkunu aydınlatan dev bir ateşe odun taşıyorlar. CHP, İşçi Partisi, DSP, TKP, Kamu-Sen, KESK, Birleşik Kamu-İş, DİSK, TMMOB ve Türk-İş’e bağlı diğer sendikalar TEKEL direnişinde bir araya geldiler ve işçilere destek oldular.
Türkiye TEKEL işçilerinin onurlu direnişinde alın terinin, emeğin, kararlılığın fırça darbeleriyle yapılmış bir birlik resmine bakıyor şimdi. Türk’üyle Kürt’üyle, Diyarbakır’dan, Samsun’dan, Adıyaman’dan, Batman’dan, Denizli’den, Aydın’dan Ankara’ya gelen TEKEL işçileri bu birlik resminin içinde halaylar çekiyor. Toplanıp Anıtkabir’e gidiyor. Türkiye’yi bölen açılımlara karşı çıkıyor ve kendi birlik açılımını pankartlara yazıyor.
Halk içinde F-Tipi Gladyo’nun provokasyonları ve yandaş medyanın yalan bombardımanı sonucunda yaratılan bilinç bulanıklığı emekçi mücadelesinin keskinliğiyle berraklaşıyor. AKP’nin açılımlarıyla dört bir yanı ateş alan, iç savaş ortamını yaratacak girişimlere sahne olan Türkiye, TEKEL işçisinin birlik açılımıyla, bu yüzyılın başında verdiği kararı tekrar hatırlamış oluyor. Türk’üyle Kürt’üyle emperyalizme karşı gösterdiği millet olarak birleşme iradesi, şimdi TEKEL işçilerinin elinde bir meşale gibi önümüzdeki dönemin hükümet yıkacak büyük kitlesel mücadelelerine taşınıyor.
Mücadeleye Devam
TEKEL direnişinin en önemli özelliklerinden birisi de genel grev çağrısıydı. Türk-İş Genel Merkezi’nin önünde toplanan işçiler “Genel grev, genel direniş” sloganıyla her gün Türk-İş’i, diğer işçi ve memur sendikalarını bu yakıcı göreve çağırdılar. İşçi sınıfı bu çağrıya Yatağan ve Tunçbilek’ten ses verdi ilk önce. Maden işçileri TEKEL işçilerine destek olmak için iş yavaşlatma eylemi başlattılar. KESK ve DİSK Genel Başkanları genel grev kararı alınacak olursa sonuna kadar destek olacaklarını açıkladılar. Eylemin 9. günü Türk-İş’e bağlı 7 büyük sendikanın çağrısıyla Türk-İş Başkanlar Kurulu toplandı. Uzun görüşmeler yaptılar; ancak işçi sınıfının kuvvetli genel grev talebini görmezden geldiler. Sadece her Cuma birer saat süreyle artacak şekilde iş bırakma eylemi yapılmasını kararlaştırdılar. İşi sürece yayarak sonuç almayı erteleyen bir tavır aldılar.
TEKEL direnişinin geldiği nokta, halk içinde yarattığı olumlu etki ve diğer emekçi ve kitle örgütlerinin hükümeti hedef alan mücadelesi… Bütün bu süreç, kitleler içinde biriken enerjiyi ve hükümeti devirecek koşulların oluştuğunu ortaya koyarken Türk-İş geri adım attı. AKP hükümetini devirmeyi göze alamadı. Anlaşılan o ki işçi sınıfının kararlılığı henüz Türk-İş Başkanlar Kuruluna sirayet edememiş.
Bundan yaklaşık yirmi yıl önce hükümet sallayan büyük işçi hareketi, aileleriyle birlikte on binlerce maden işçisinin kilometreler süren uzun yürüyüşüyle doruğa ulaşmıştı. O mücadelenin işçi önderleri şöyle diyor:
“Sendikalarımıza ‘Bizi yarı yolda bırakırsanız dünyayı başınıza dar edeceğiz, bunu bilesiniz’ dedik. Türk-İş’in de önemli eylem kararları almasını sağladık.”
Emekçi mücadelesi bu derslerle, bu kararlılık örnekleriyle dolu. Şimdi TEKEL işçisi mücadele tarihindeki bu kararlılığa tekrar sarılıyor. Genel grev kararı alınmazsa Türk-İş Genel Merkezi’ni işgal edeceğini söylüyor. Üstelik yalnız da değil! 28 Aralık Pazartesi günü Ankara Güvenpark’ta yapılan eylem gösterdi ki, Türk-İş’e bağlı TÜMTİS, Yol-İş, TEKSİF, Belediye-İş, Türk Metal, Haber-İş, Tes-İş, Şeker-İş, Harb-İş ve Belediye-İş gibi pek çok sendikanın üyeleri de işçi sınıfının önündeki sorunların ancak bir genel grevle ve hükümetin devrilmesiyle çözülebileceğine inanıyor.
Mücadele devam ediyor. Amerika’nın ve AKP’nin bütün planlarını bozan, Türkiye’yi Türk’üyle Kürt’üyle birleştiren çözüm, büyüyen bir çığın şiddetiyle kendisini dayatıyor. AKP iktidarının bu zift karası ihanet sarayının çöküş gürültüleri içinde önümüzdeki dönemin zorlu mücadele görevleri bizleri bekliyor. Yolumuz açık olsun.
İşçi-gençlik el ele; tam bağımsız Türkiye!
Genel grev, genel direniş!
Bora TORAN
TEKEL İşçileri Kırmızı Beyaz’a Konuştu:
“Gerçek Açılım Burada!”
Demeçler: Damla KEPENEK
Suna UYMA (İzmir Yaprak Tütün Fabrikası İşçisi):
Arkadaşlar açılım burada! Kürdü, Çerkezi, Lazı, Alevisi, Sünnisi, Romanı, hepsi burada. Açılım burada işte! Tek yürek olduk, bizim davamız ekmektir. Tayyip Erdoğan nerede arıyor açılımı? Gelsin burada görsün açılım nasıl oluyormuş. Kol kola, bilek bileğe, ağabey-kardeşiz burada. Yüzyıllardır beraber yaşıyor, beraber ekmek kazanıyoruz. Neyin açılımını yapıyorlar?
Mehmet KARADUMAN (Adıyaman Yaprak Tütün Fabrikası İşçisi):
TEKEL işçisi namusuyla, şerefiyle çalışan; emeğiyle bu ülkeyi var eden Türk işçisidir. Biz Başbakan’ın dediği gibi “domuz” değiliz, çoluğumuza çocuğumuza ekmek götürme derdindeyiz. Hiç birimiz de yan gelip yatmıyoruz! Madem domuz diyor bize, domuz gribinin aşısı AKP’dedir. Gelsin buraya da iyileştirsin bizi Başbakan.
Fikriye SAĞSOYU (Tokat Yaprak Tütün Fabrikası İşçisi):
Bugünkü 4-C saldırısının temeli özelleştirmededir. Ben özelleştirmeye karşıyım; işçilerin gelecekleri garantiye alınmıyor. Çalışan işçiyi kapının önüne koyuyorlar, kendi işçilerini alıyorlar. Fabrikalarımız başkalarına satılmasın, topraklarımız başkalarına verilmesin! Ben mülkiyet satışına tamamen karşıyım. Bizim atalarımız bir dirhem toprak için canlarını vermişler. Her şey bu kadar ucuz mu?
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle
![]()
Kemalist devrim
Yüksel Yiğit Sarsmaz
TGB Gebze
Amerika'da beniEce Kırbaş
TGB Ankara
'Manyetik Takla' ve Eylemsellik GereğiÇağrı Sevinç
TGB Isparta
Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e aynı oyun!Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Sakarya
'Fail-i meçhul' değil 'Fail-i emperyalizm'Elvan Konuk
TGB Ankara
Yeniden çağdaşlığın ve halkın cumhuriyetine dek kavga!Ozan Şenyüz
TGB Kuşadası
KorkuErkin Öncan
TGB İstanbul
Bizim tarihimiz; 19 MayısOnur Dönmezer
TGB Hatay
Hakimiyet-i Milliye'nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa...Gökalp Çiftçioğlu
TGB Ankara





