18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

Bu da F-Tipi Sinema

Kırmızı-Beyaz - Sayı:17

Mart ayının başında gösterime giren ve yönetmenliğini Hüdaverdi Yavuz’un yaptığı “Eşrefpaşalılar” adlı film, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın “Muhafazakârlar sinemaya el atmalı” buyruğunun gereklerinin yavaş yavaş yerine getirilmeye başlandığının bir kanıtı olarak karşımızda duruyor.  Bu filmle birlikte, yeri geldiğinde en etkili propaganda silahlarından birine dönüşebilen sinemanın, cemaatçiler tarafından keşfedildiğinin ve bu tip filmlerin arkasının gelebileceğinin sinyallerini alıyoruz; zira henüz gösterime girmeyen “Büşra”yı bir kenara bırakırsak, “Eşrefpaşalılar” Amerika’daki Hocaefendinin hayatından bir kesitin ‘utangaç’ bir biçimde beyazperdeye yansıtılmış halinden başka bir şey değil.

Aslında “beyaz perdeye aktarma” eylemi bu film için fazla iddialı olacak. Çünkü filmin yönetmeni Hüdaverdi Yavuz’un kariyeri, Samanyolu TV ve Kanal 7’ye çekilen ve ‘ibret alınması gereken hikâyeler’ anlatılan o komik TV dizi ve filmlerinden ibaret. “Büyük Buluşma”, “5. Boyut” gibi Türk TV tarihine ‘garabet’ olarak geçecek ‘ibret veren’ dizileri çekmiş olan Hüdaverdi Bey aynı ‘uhrevi’ tarzını ve basit ‘televizyon dizisi’ mantığını “Eşrefpaşalılar”da da sonuna kadar devam ettirmiş. Öyle ki filmin müziklerinin çoğu ilahi havasında kulaklara çalınırken, karakterlerin hepsi olabildiğince karikatürize edilmiş halde sunuluyor.
F.G’nin Yaşamından Kesitler Anlatılıyor
Burada bir parantez açarak, filmin konusuna değinelim: Tayyar ve Davut İzmir Eşrefpaşa’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş iki yakın dosttur. Madam Eleni’ye duydukları aşk zamanla dostluklarının önüne geçer. Madam Eleni Davut’u sevmesine rağmen Tayyar ile evlenmek zorunda kalır; çünkü Davut kendi deyişiyle “aşkı değil, raconu” seçmiştir. Tayyar güç ve iktidar hırsı ile büyük bir mafya lideri olurken, Davut ise küçük mahallesinde namusuyla kahvesini işletmektedir. Madam’ın kendisini sevmediğini ve sevemeyeceğini anlayan Tayyar, kızını ve onu terk ederek Davut’tan intikam almanın planlarını kurmaya başlar. İntikam için, Davut’un evlatlığı, mahallenin ‘gözü pek’ ve ‘delikanlı’ kabadayısı ve kendi kızının sevgilisi olan Nusret’i kendi tarafına çekmeye çalışmaktadır. Nusret bir yanda sevdiği tüm insanlar, diğer yanda para ve saltanat arasında kalırken, mahallenin yıkık camisine yeni atanan bir ‘hoca’ herkesin yaşama bakışını değiştirecek, dokunduğu her şeyi iyileştirecektir.
Filmin ‘görünen’ konusu böyle. Ancak derinlere indiğinizde ve küçük bir araştırma yaptığınızda altta yatan gerçeği fark ediyorsunuz. Filmde kaçamak bir biçimde F. Gülen’in yaşamından kesitler aktarılıyor. Onun İzmir’de geçen günlerine göndermeler yapılıyor. Nitekim Hocaefendi hazretlerinin kendi sitesine ve film hakkında basında çıkan haberlere göz attığımızda, filmin niyeti hakkındaki kanımızı doğrulamış oluyoruz:
“1969 yılında kahve sohbetlerine başladı ve Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaazlar verdi. ‘O zaman bana, yarı resmi Ege’nin her yerinde vaaz etme salahiyeti verdiler. Bir iki defa Antalya’ya gittim. Ancak tanınmamış bir insan olduğumdan ve işin temelinde o yörelerin vaaz u nasihate karşı alakasızlıklarından dolayı, sohbetlerimin çok yararlı olduğunu söyleyemem. Yine Allah (cc) bilir...’” (http://tr.fgulen.com/content/view/3501/128/)
Aynı şekilde filmde de, mahalleye yeni gelen cami hocası, önceleri camiye getiremediği mahalle sakinlerini ‘kahvelerde’ toplayarak doğru yola sokmaya çalışıyor. Bu kahve toplantılarında verdiği vaazlarda dikkatimizi çeken nokta ise, mahalle sakinlerinin hocayı can kulağıyla dinler gibi görünmelerine rağmen dinî konulara olan ‘alakasızlıkları’.
Zaman Gazetesi yazarlarından Mehmet Kamış ise köşesinde ayan beyan dile getiriyor “Eşrefpaşalılar” filmi ile F. Gülen arasındaki ilişkiyi:
“…Ama Eşrefpaşa deyince benim aklıma hep Ejder abim gelir. O racon kesen bakışlarının, ağır abi edasının, sert tavır görüntüsünün altında pamuktan yapılmış bir kalp taşıyan Ejder abi… Vurmuş, kırmış, yemiş içmiş bir hayattan sonra rehberini bulmuş ama Eşrefpaşalılıktan hiç vazgeçmemiş, oradan getirdiklerini bir tarafa hiç bırakmamış Ejder abi… Sadece Ejder mi? Özcan, Münir, Ender, Sermet, rahmetli Zafer! Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanıştıktan sonra 30 yıl boyunca yanından ayrılmayıp kendilerince korumalık yapan, dünyanın neresinde olursa olsun onu yalnız bırakmayan bu isimler, bayramın birinci günlerini bugüne kadar evlerinde hiç geçirmedi. Filmde denildiği gibi kulak kesiyorlardı, sonra kulak kesilmeye başladılar… Bilmiyorum bu film onların hikâyesi midir? Hikâyeleri birebir aynı mıdır? (…)” (Zaman Gazetesi, 06.03.2010)
Bank Asya, Maltepe ve RTE Desteğiyle Şişirilen Balon
Filmle Hocaefendi’nin ilişkisi bu kadarla kalmıyor, filme cemaat kuruluşlarından da tam destek var. Bank Asya ve Fethullah’ın Ankara’daki göz ağrısı Maltepe Dershaneleri sponsorlar arasında yer alıyor. Ayrıca bugünlerde Maltepe veya FEM dershanelerinin önünden geçerseniz, ‘şakirt’ adaylarının topluca sinemaya götürüldüğünü de görebilirsiniz. Bunun yanı sıra ilk üç günlük gişe hâsılatı için üç yüz binlere varan sayılar telaffuz edildiği halde nedense filmi izlediğimiz salonda toplamda beş kişiydik. Yoksa salonlar sanılanın aksine nûr ile (!) mi dolmuştu? Hayır, sadece Fethullahçı kodamanlar tarafından ‘filmi şişirmek adına’ topluca biletler satın alınmış, medya desteğini esirgememiş, başta TRT gibi bir devlet kurumu olmak üzere yandaş basın günlerce reklam yapmış ve en nihayetinde Tayyip’in de katıldığı bir ön gösterim ile bu organizasyon doruk noktasına ulaştırılmıştı. Başbakanımız acaba, uluslar arası alanda ödüller kazanan filmlerimiz için de aynı duyarlılığı göstermiş midir, merak etmekteyiz.
İmam İkamecilik ve ‘Kimliksiz’ Kadınlar
Öte yandan filmin içeriğiyle ilgili göze çarpan en temel unsur, Cumhuriyet aydınlanmasındaki öğretmen rolünün açıkça imama devredilmiş olması. Ne bir okulun ne de namaz kılmayı bilen bir kişinin olduğu bu kurtarılmayı bekleyen ‘ideal’ ortamda Hocaefendi peyda olur ve karanlıkları imanının gücüyle aydınlatır. Öyle ki o, içinde Bediüzzaman Said-i Nursî hazretlerinin ‘Risale-i Nûr’u ve Charles Darwin’in ‘Türlerinin Kökeni’nin yan yana bulunduğu bir bavul dolusu kitaba sahiptir! Yeri geldiğinde mahallenin erkek öğrencilerine cümlenin öğelerini öğreten bir öğretmendir! Mahallenin kızları cümleyi öğelerine ayırmasa, hatta okula gitmese de olur. Yeri gelmişken değinelim, filmde kadınlar erkeklerin himayesine ve aşkına muhtaç, onların varlığından bağımsız bir kimlikten yoksun olarak tasvir ediliyor. Nitekim Madam Eleni’nin ve kızı Duygu’nun rolü, racon kesen bu kabadayılar dünyası içinde, onları aşk yönünden tamamlayıcı birer unsur olmaktan öteye geçemiyor. Yani tepeden tırnağa maçoluğa bulanmış, tamamen ataerkil bir düzen söz konusu. Ama tabi ki imam efendinin bu konuyla ilgili bir derdi de yok, kadınların nûra ve aydınlanmaya ihtiyacı olmasa gerek.
‘Küfürsüz Komedi, Seviyeli Aşk (!)’ Hoş geldin İdeal Muhafazakâr Dünya
‘Eşrefpaşalılar’ın en trajikomik taraflarından biri de “küfürsüz komedi, seviyeli aşk” sloganlarıyla ortaya çıkması ve aileyle gidilebilecek tek film olma iddiası taşıması. Evet, tahmin ettiğiniz gibi seviyeli aşktan kasıt âşıkların öpüşmemesi, hatta birbirine dokunmaması. Hoca efendi ve saz arkadaşlarının dünyasında sevginin ve aşkın en doğal özelliği olan ‘dokunma’ duyusuna yer yok haliyle. Küfürsüz komedi durumu ise daha vahim olmak üzere, olabildiğince yapay, karikatürize kabadayı tiplerinin beyazperdede arz-ı endam eylemesine yol açıyor. Bir kabadayı, bir mafya lideri düşünün ki küfür ettiği duyulmasın… Uhrevi dünyaya kendini böylesine kaptırmış bir zihniyetten de, maddi dünyanın gerçekliğini bu kadar yansıtabilmesi beklenebilirdi ancak.
Yeni Peygamber ABD’den Geliyor
Filmin sonunda, aslında hiç de şaşırmayarak, geleceğin peygamberinin Hocaefendi olduğu mesajıyla baş başa bırakılıyoruz. Mahallenin hizaya gelen ‘kulağı kesikler’i “Hocam gitme, sen gidersen çiçekler yüzlerini nereye dönecek?” feryatlarıyla post modern çağın sahte peygamberini biat ediyorlar. Tam da F. Gülen’in dünyanın halifesi olma hülyalarına daldığı bugünlerde gösterime giren film, her ne kadar dergimizin sinema köşesini işgal etse de, bir sinema eserinden çok ‘F-tipi’ kocaman bir balon olarak karşımızda duruyor.

Selin ÇELİK




Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Yorum ekle


Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi