Süreli Yayınlar
Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
TARİŞ Söyleşisi
Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
TARİŞ Söyleşisi
TEKSİF Sendikası İzmir Şube Başkanı Faruk Aksoy:
“Son Sözü Hep Direnenler Söyler!”
Kırmızı Beyaz: Faruk Bey, okurlarımızın sizi daha iyi tanıması için önce bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Sendika ve sendikacılıkla tanışmanız ne zaman gerçekleşti?
Faruk Aksoy: 1977 Aydın, Söke doğumluyum. Fakir, emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 2000 yılında TARİŞ iplik ve dokuma fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladım. 3 ay sonra da sendikaya üye oldum. Öncelikle yönetim kurulunda yer aldım, daha sonra başkanlığa seçildim. 10 yıldır bu görevi yürütmekteyim.
K.B.: ‘Avrupa’nın en büyüğü’ sıfatını taşıyan İzmir Çiğli’deki TARİŞ İplik ve Dokuma Fabrikası’nın işçileri, 1 Mart 2010 gününden beri direnişteler. Sizleri eylemli mücadeleye yönelten sebepler neler oldu?
F.A.: Kooperatifçiliğin, dayanışmanın, mücadelenin simgesi olmuş; TARİŞ destanını yazmış ağabeylerimizin izindeyiz aslında biz. TARİŞ Genel Müdürlüğü önünde 20 gündür eylemde olan işçilerin sözcüsü olarak konuşuyorum: 4447 sayılı kanunun işsizlik sigortası ile ilgili bölümü, işçinin bu fondan daha iyi faydalanacağını öngörüyordu. İşten çıkarmalar olmasın, fabrikalar üretimi durdurmasın diye bu yasayı çıkardıklarını söylemişlerdi. Aksi hareket edenler için de ağır bedeller ödeteceklerdi. Ancak bunlar hiçbir zaman gerçekleşmedi. Biz bugün öncelikle bu yasanın mağduriyetini yaşıyoruz.
Şubat 2009’da işten çıkarıldık. Fabrikanın kendini toparlaması için zaman tanımıştık. Bu dönemde kısa çalışma ödeneği aldık. Ağustos ayında birlik yönetimi değişti. Birtakım vaatlerde bulunarak pembe tablolar çizdiler; bize herhangi somut proje dahi sunamadılar. Müzakere masasına bile çağrılmadık. İkinci 6 ayı biz işe dönme şartı koyarak kabul ettik. Bu ikinci 6 ayda işsizlik sigortamızdan kesinti yapılıyordu. Mart 2010 tarihinde ise geriye 2 aylık işsizlik sigortamız kaldı. Ve 1 Mart sabahı arkadaşlarımız işbaşı yapmak için fabrikaya gittiklerinde iş akitlerinin feshedildiğini öğrendiler. Arkadaşlarımızın fedakârlıkları, Pamuk Birliği’nin hava atarak anlattıklarından çok daha yücedir. Birlik bu fedakârlığının 10’da birini yapsaydı, fabrikamız şu an açık olacaktı.
Moraller Yüksek
K.B.: İşçi ağabeylerimizin, ablalarımızın moral durumları nasıl; eylemli mücadelenin geleceğini nasıl görüyorlar?
F.A.: Moralleri oldukça iyi, mücadeleye büyük bir kararlılıkla bağlılar. Her biri sosyal haklarını geri alana kadar mücadele edeceklerine belirtiyorlar. Kendilerine güvenleri de tam. Mücadeleyi hep beraber kazanacağımıza inanıyoruz.
K.B.: Geçmişe dönecek olursak, 2009 yılı her açıdan zor bir yıldı. İşçiler bu zor yılı nasıl atlattılar, neler yaptılar bu süreçte?
F.A.: Biliyorsunuz İzmir’de havalar erken ısınır. İşsizliğin ilk 6 ayında lokantalarda bulaşıkçılık yaptılar; bir kısmı kahvehanelerde garsonluk yaptı. Trafik lambalarında su satanlarımız oldu. Tabi bu dönemde SSK’li olursak kısa çalışma ödeneğimiz kesiliyordu. İkinci 6 ay çok daha zor geçti. Kış şartlarında İzmir’den taşınanlar oldu. Çünkü çalışma ödeneğinin 4’te 3 ü ev kirasına gidiyordu.
K.B.: 1 yılın sonunda işlerinize dönmeyi umuyordunuz, pek çok beklentiniz vardı. O günlerden bu günleri öngörüyor muydunuz, işinize kavuşamamak sizin için ihtimal dahilinde miydi?
F.A.: Ben hiç güvenmemiştim TARİŞ İplik A.Ş’ye. Birliği yöneten yönetimden ayrı bir de bürokratları var. İlginç olan birliğin ve Ege çiftçisinin bu insanlardan medet ummaları… Umudum pek yoktu fabrikanın açılacağına. Çünkü bu kadronun hiçbir şey yapmadığını, somut bir adımlarının olmadığını çok iyi biliyordum. Cevap istediğimizde bizi geçiştirme cevaplarla oyalıyorlardı.
Alçakça İftiralara Mahal Vermedik
K.B.: Üreticiye değinecek olursak, gün boyu sloganlarınızda “TARİŞ halkındır; TARİŞ İplik’e sahip çık” diye seslenerek pamuk üreticisini de yanınıza çağırıyorsunuz. Ege çiftçisinin mücadelenize bakışı ve desteği nasıl?
F.A.: Şöyle bir durum var burada: İş akdi sona eren arkadaşlarımızın çoğunun ailesi TARİŞ’e aynı zamanda üreticilik de yapıyor. Bize onlardan herhangi bir olumsuz tepki gelmedi. Telefonlarıyla bizi desteklediler Bergama ve Söke çiftçileri; hatta bizlere çay şeker getirip de destek oldular. Tabi bunu farklı boyutlara çekmeye çalışan Pamuk Birliği yöneticileri de var. Alçakça iftiralar atarak çiftçiden tarlasını satmalarını istediğimizi iddia ettiler. Oysa bizim mücadelemiz, direnişimiz içinde hiçbir arkadaşımızın böyle bir talebi olmadı; talebi olanlar ise zaten bizimle hiç beraber olmadı.
Güvensizlik Ortamı Var
K.B.: Pamuk İpliği Birliği’nin üretici üzerinde oluşturduğu güvensizlik ortamı mevcut. Fabrikaya verilen pamuk kotasının giderek düştüğünü biliyoruz. Bu durumun oluşmasının sebepleri neler olabilir?
F.A.: Pamuğun hasat dönemi ekim-kasım aylarında yapılır. Sene başında Pamuk Birliği 100.000 ton pamuk alacağını söylemişti; ancak 29.000 ton pamuk aldı. Yıl içinde bu pamuk çok çabuk tüketildi. Şu an depolar büyük oranda boş durumda. Bunun dışında üretici 2008 yılında verdiği malın ücretini alamadı. Güvensizliğin temel sebepleri bunlar.
Şark Kurnazlığı Mevcut
K.B.: Geçtiğimiz dönemde Pamuk Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Beliğ Azbazdar’ın açıklamaları oldu. Borçlu olduklarını, zamana ihtiyaç duyduklarını söyledi. Bu açıklamalar hakkında neler söylemek istersiniz?
F.A.: Yönetim Kurulu Başkanı, bizlere basına kapalı olarak yaptığı ilk açıklamada, “Şeref ve namus sözü veriyorum, birliğin kasasına girecek ilk para sizin olacak” dedi. Aynı günün akşamı sinema salonundan çıkarken, “Birliğin değil, fabrikanın kasasına girecek ilk para” olarak değiştirdi. Başkanın söylemlerinde tamamen Şark kurnazlığı var. Biz fabrikadan ayrılmadan önce 1 milyon 800 kilo pamuk vardı. Bunlar çok rahat işlenebilirdi. 14 milyon TL zarar ettik diyorlar. Zararın esas kaynaklandığı nokta, bunların sorumsuz yönetimleridir. Zaten tekstil sektöründe bir kriz mevcuttu. Ama her kuruluş bunu bahane ederek tasfiye kararı almadı ki… Nergis Tekstil, Güç Birliği Tekstil çok büyük karlar yapmadılar ki… Bizim durumumuz tamamen yönetimin iş bilmezliği ve beceriksizliğinden kaynaklanıyor.
İdam Fermanımız Önceden Verilmişti
K.B.: 2009 yılı tüm dünyada kriz yılı olarak tarihe geçti. TARİŞ Pamuk Birliği de bu dönemde iflasını açıkladı. Sizce birliğin bu durumu doğrudan krizle mi alakalı, yoksa Avrupa’da hızla büyüyen fabrikanın önüne bir yerlerden suni engeller mi koyuldu?
F.A.: Biliyorsunuz, 2000 yılında 4572 sayılı meşhur Derviş Kanunları, uluslararası kurumlara demokratikleşme ve özerklik maskesi altında yaptırımlar uygulanmasına önayak oldu. IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar bu ülkede tarımı bitirmek için reform adı altında dayatmalar uyguluyorlar. Türkiye’deki tarım kooperatiflerine, “Siz üretmeyin, aldığınız malları fabrikalara vermeyin, çalışanlarınızı işten çıkartın ve tüm bunları üreticinize yansıtmayın” diyorlar. O gün söylenen şeyler bugün harfiyen uygulamaya koyuldu. Onların projelerinde herhangi bir sapma yok. Sadece bizde sapma var, bölünmeler yaşıyoruz. İkili bir kamplaşma var. Birinci grup bu düzene karşı olanlar, yani bizler; diğer grup ise bu durumdan nemalanan kan içiciler! Bizlerin idam fermanları o zamanlar hazırlanmıştı.
Muhalif Güçlerle Birleşmeliyiz
K.B.: TEKEL direnişi de, TARİŞ direnişi de Türkiye’ye pek çok şey ispatladı. Sendikal hareketin yanlış politikaları görüldü. Bu açıdan baktığınızda Türk sendikal hareketinde neler olmalı, eksiklikler nelerdir?
F.A.: Dünya emek hareketi ve sendikal hareketin çok büyük irtifa ve güç kaybettiği bugünler bizleri yeni bir jargon yaratmak zorunda bırakmıştır. Emeğin ve sendikacılığın küresel yükselişini muhalif güçler ile birlikte sağlamak zorundayız. Dikey örgütlenme değil, yatay örgütlenme modeli izlenmeli. Sendikacılığın şeffaflaştırılması, sendika üyelerin bilgilendirilmesi gerekli. Sendikaların her türlü mali hesapları web sayfalarında gösterilmeli. Bunları yaparken de temel hedefimiz sınıftan kopmamak olmalı. Amacımız sendika bürokrasisini ve oligarşisini engellemektir.
K.B.: Son olarak,bundan sonraki planlarınız nelerdir, neler söylemek istersiniz okurlarımıza?
F.A.: Eylem planlarımız elbette hazır, ancak eylemi hayata geçirmeden anlatmak eyleme darbe vurmaktır. Şunu söyleyebilirim: Eylemlerimiz, dozu artarak devam edecek! Önümüzdeki günlerde sizler de tanık olacaksınız. Son olarak sözlerimi Adnan Yücel’in dizeleriyle bitireceğim: “Düşlerin sonsuza koştuğu yerde/ Sabrın çiçeklerini açtığı yerde/ Asla kapanmaz yaşanan defterler/ Çünkü tarihin en güzel yerlerinde/ Son sözü hep direnenler söyler”.
KUTU
TARİŞ Direnişinin Mimarları Kırmızı Beyaz’a Konuştu
Vildan İÇTEN
Direnişimizin bu 19. günü. Mücadelemize devam ediyoruz. İş akdimizin tasfiyesiyle 600 işçi arkadaşımızla birlikte kapıya konulduk. Şu anda iş akdimizi tamamen kaybettiğimizi düşünecek olursak geri kalan bütün sosyal haklarımız için buradayız. Haklarımızı geri alana kadar mücadelemize devam edeceğiz.
Çağdaş BORLA
Fabrikaya 2002’de girdim. Bir yıl önce kısa çalışma ödeneğiyle birlikte 6 aylık işten çıkarıldık. Yılın geri kalanında da işsizlik sigortası alarak geçirdik. Tabi bu 6 ay bizim için hiç kolay olmadı. Sosyal sigortalardan yararlanamadık. Bizler burada öncelikle işimiz için mücadele ediyoruz. Tabi ki kıdem ve ihbar tazminatlarımızı da istiyoruz; ancak biz üreten kesimiz, hep ürettik bundan sonra da bunun böyle olmasını istiyoruz. Ürettiğimiz iplik Avrupa’nın 1 numarasıydı. Dünya’da %100 pamuktan iplik üreten yegane fabrikaydık.
Hakkı İÇTEN
Eşimle beraber 8 yıldır bu fabrikada çalışıyorduk. Fabrikadaki makinelerin bakım sorumlusuydum. Bugün makinelerin satış ihalesi var. Ben hem üretici, hem de bu fabrikanın bir işçisi olarak işsiz kalmamın yanı sıra o makinelerin hurda fiyatına satılacağına üzülüyorum. Ben 1 yıldır fabrikada çalışmadığım halde her ay fabrikanın makinelerinin bakımını yaptım. Belki biz işsiz kaldık, üzgünüz; ancak böyle bir kuruluş mümkün değil bir daha var olamayacak. Bugün makineler, 15 gün sonra da fabrika satılacak. Bu böyle olmasaydı da çalışsaydık, fabrikanın zararını birlikte kapatsaydık.
Ali COŞKUN
2000 yılında girdim TARİŞ İplik ve Dokuma Fabrikası’na. Fabrika yönetimi geçen ağustos ayında değişti. Yeni gelen yönetim fabrikanın durumunu düzeltecek güçte olduklarını, 45 gün sonra durumun aşılacağını, devletin yanlarında olduğunu söyledi genel kurulda. İş akdimizin iptalinden 2 gün sonra yönetimle bir toplantı yaptık. Yönetim Kurulu Başkanı Beliğ Azbazdar bize namus sözü vererek birliğin kasasına giren ilk para sizin olacak dedi; ancak aynı günün akşamı fabrika kasasına giren ilk para olarak değiştirdi. Ayrıca bizi şov yapmakla suçladı. Birliğin ortaklarının ekmeğiyle oynuyormuşuz. Bizim için önce çiftçi, sonra işçi gelir. Çiftçi üretirse biz işleyebiliriz. Bizim sloganlarımız her zaman “İşçi çiftçi el ele” oldu ve böyle olacak.
Ünal BAL
15 yıllık TARİŞ işçisiyim. Bizlerin böyle bir sürece girmesi yalnızca kâr-zarar meselesi değildir. 2002’de Dünya Bankası’nın Türkiye’ye önerisi, işçilerin tazminatlarının taraflarından ödenmesi ardından işlerine son verilmesiydi. O dönemde de fabrikamız büyük baskı altındaydı. Bizden istedikleri, “Pamuk işlemeyi bırakın, yalnızca pamuk ticareti yapın” idi. Birçoğumuz fedakâr davrandık o süreçte. Zarar ediyoruz dediler, pazar günleri ücretsiz olarak çalıştık. Zor durumdayız dediler, ücretsiz izne çıkmayı kabul ettik. Dünya Bankası’nın Türk üretim gücünü öldürme politikasının sonucu olarak biz bunları yaşıyoruz. Maalesef devlet de buna ortak oldu. Ben sadece kurtuluş diyorum; kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Türkiye bir dönüm noktasındadır ve ilerleyen süreçte işçi hareketi, toplum muhalefeti daha da yükselecektir.
Oytun Ozan KORKMAZ
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Dünyanın ABD petrolüyle imtihanı
Mert Demir
TGB-ABD Başkanı

Bekle Bizi İstanbul!
Mahir Gümüş
TGB Konya

Anayasaya meşruluk kazandırmak!
Gamze Akbulut
TGB Trabzon

Devrimci mutluluk
Özgür Bursalı
TGB Muğla

Ortadoğu'da Kurtuluş Savaşı
Handan Yılmaz
TGB Trabzon

Psikolojik savaş,Siyaset ve Hayat
Erkin Kenar
TGB Zonguldak
Analar Deniz Doğurmalı
Yener Güneş
TGB Genel Sekreteri
Halka Umut OlmakEzgi Daryürek
TGB Manisa






