Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
İhsan Doğramacı'yı Nasıl Bilirdik?
Amerikan projelerinin Türkiye ayağındaki önemli isimlerden Prof. Dr. İhsan Doğramacı, 25 Şubat 2010’da Ankara’da vefat etti. Üniversite dünyamıza ‘kazandırdığı’ çifte standartçılık, adam kayırmacılık, piyasacılık ve daha birçok yenilikle(!) bir döneme damga vuran Doğramacı’yı son yolculuğuna, BOP tayfası firesiz uğurladı. Unutmadan söyleyelim, Atlantik ötesi imamı da taziyelerini hiç geciktirmeden yayınlayarak, yol arkadaşına karşı son görevini yerine getirdi.
Nereden başlasak ki? 12 Eylül rejiminin armağanı olan YÖK’e başkanlık yaptığı süre boyunca ilerici akademisyenlere “İllallah” dedirtmesinden mi, Türkiye’ye ‘kazandırdığı’ özel üniversite sistemi aracılığıyla devletçi eğitimin köküne kibrit suyu dökmesinden mi? Yoksa Meteksan Holding, Tepe Mobilya gibi tesisleri, kurduğu üniversiteler üzerinden rant aracı olarak kullanmasından mı? Ya da “Annemin Kitabı” isimli ‘önemli’ yapıtıyla Dr. Benjamin Spock’un kitabı arasındaki birebir benzerliklerin kaynağı olan ‘esinlenme’ yetisinden mi?
YÖK Başkanlığı ve Akademisyenlerin Tasfiyesi
12 Eylül’ün meyvesi YÖK’ü kurmasının ardından bir de bu ucubenin başkanlığına getirilen Doğramacı, cuntacı hükümetin emirleri ışığında üniversitelerin talanını hızlandırdı. Üniversiteleri içi boşaltılmış kurumlar haline getirdi. İlk önce özerkliği ayaklar altına aldı; rektörlerin akademisyenler tarafından seçilmesine son verdi.
Yaptıkları yapacaklarının teminatıydı Doğramacı’nın. Kendisine, “Sizinle meslektaş olmaktan gurur duymuyoruz!” diyen akademisyenleri okullardan apar topar uzaklaştırdı. Bu süreçte üç temel dayanağı vardı Doğramacı’nın: YÖK Yasası, 1402 Sıkıyönetim Yasası ve rotasyon…
YÖK Yasası’yla kadrolu hocalar sözleşmeli yapılıp sözleşmeleri uzatılmadı. 1402 terörü sayesinde sıkıyönetim komutanlarına yazı gönderilerek akademisyenlerin görevlerinden uzaklaştırılmaları sağlandı. Rotasyonla ise, akademisyenlerin bir kısmı istemedikleri halde o zaman yeni kurulan üniversitelere zorla gönderilirdi, gidenler de ne hikmetse görevden alındı! Yaratıcılıkta sınır tanımayan Doğramacı, yüzlerce değerli akademisyeni bu anlamsız yasalarla üniversite yaşamının dışına itti. Daha sonra da kendi düşüncesine uyanları yardımcı doçentlikten profesörlüğe atadı ve böylece üniversiteleri niteliksiz akademisyenlerin eline bıraktı. Toplumsal mücadelelerin yuvası olan üniversitelerin gerici düzene yedeklenmesindeki ‘üstün katkıları’ dolayısıyla bir alkış da -her ne kadar geç kalsak da- bizden gelsin...
YÖK Savunuculuğundan YÖK Karşıtı Söylemlere
28 Şubat süreci sonrasında imam hatiplerin önüne katsayı konması ve üniversitelerde türban yasağının kararlı olarak uygulanması, o zamana kadar YÖK’ün en ateşli savunucusu olan Doğramacı’yı bir anda YÖK karşıtı söylemlere yöneltti. Türbanın üniversitelere ‘modern türban’ adı altında girmesini savundu, 8 yıllık zorunlu eğitimle birlikte imam hatiplerin orta kısımlarının kapatılması karşısında çeşitli ‘çalışmalar’ yaptı.
Doğramacı’nın bu süreçte aldığı tavır, YÖK’ün 12 Eylül cuntasının omuz verdiği gerici saldırıyı hızlandırmak için sunulmuş bir proje olduğunu da bir kez daha kanıtladı. Her halde YÖK’ün Atatürkçü çizgiye yaklaştığı yıllarda kara propagandasını yapan liberal ve şeriatçı yazarların, ölümünden sonra darbecilerin YÖK’ünün lideri Doğramacı aleyhinde tek bir satır kaleme almamaları da bundan olsa gerek!
Üniversiteler Rant İçin Mi Kuruldu?
Doğramacı’nın bir başka ‘icadı’ da, üniversite üzerinden nasıl rant sağlanabileceğini göstermesi oldu.
Demokrasinin üç gülünden en nadidesi Özal’ın katkılarıyla eğitim öğretim hayatına özel Bilkent Üniversitesi’ni kazandıran isim İhsan Doğramacı’ydı. Özel bir üniversite kurularak devletçi eğitim politikasını delen Doğramacı bununla da yetinmedi: Sahip olduğu şirketlerin ürettiği malları almaya yöneltti üniversiteleri. Örneğin kurucularından olduğu Hacettepe Üniversitesi’nin inşaat ve mobilya işleri Tepe Mobilya grubuna verildi.
İnsanın aklına “Bu üniversiteler Doğramacı’nın cebini doldurmak için mi kuruldu?” sorusu gelmiyor değil! Eee, ‘icraatları’ sayesinde işbirlikçi iktidarlara başını okşatan Doğramacı bundan sıkılmış, biraz da kendisi baş okşamak istemişti haliyle… Ne vardı ki bunda?
AKP’nin Kuruluşundaki Katkıları
Gerici darbenin torunu olan AKP’ye geldi sıra. Türkiye’yi Amerika’nın kucağına oturtmak için kurulması gereken başka bir çürük örgütlenme… Peki, neye ihtiyaç var? Başka bir çürük yapı olan YÖK’ün eski başkanının evinde bir toplantı yapılmasına ve üstünkörü bir programla bu partinin siyasi yaşama kazandırılmasına… Bu durum aslında hiç de şaşırtıcı değil. Ne de olsa ABD’nin ekmeğine yağ sürecek çürük kurumların yapılandırılmasında oldukça deneyimli bir isimdi İhsan Doğramacı.
AKP iktidarı döneminde çok sayıda ödül alması da rastlantı değildi bu yüzden. Öldükten sonra Ankara’daki reklam panolarına asılan ve kendisini Fethullah Gülen ile yan yana gösteren imzasız afişleri de unutmamak lazım tabi… Hocaefendi YÖK’lerin, AKP’lerin mimarına minnet göstermeyecekti de kime gösterecekti?
Aşırma Olayı
Biz yazmaktan yorulduk ama Doğramacı’nın yediği naneler saymakla bitmiyor. Bir de hakkında çıkan Dr. Benjamin Spock’un kitabından aşırma yapılması iddiasına bakalım. Her ne kadar konu hâlâ mahkemede olsa da, böyle bir söylentinin çıkması dahi hem bir profesör için utanç verici hem de onun ülkesi için onur kırıcı. Yıllarca üniversite öğrencilerine ‘erdemli insanlar’ olmayı öğütleyen kişinin daha sonra böyle bir iddiada adının geçmesi ne kadar kabul edilebilir orası bilinmez; ama Abdullah Gül’ün önerisiyle kendisine ‘TBMM Onur Ödülü’ verilmesi, hangi çevrelerin bu olayı yenilir yutulur bulduğunu da açıkça gösteriyor.
Amerikancı Bilirdik!
Eğitim ve siyaset yaşantımıza yaptığı naçizane ‘katkılar’la aramızdan ayrılan Doğramacı’ya, öldükten sonra her taraftan övgü yağdı. Çoğu gazete ve televizyon kanalında, bizim dikkat çektiğimiz yönlerinden söz edilmedi ne yazık ki. Biliyoruz, rahmetlinin arkasından çok konuştuk. Biliyoruz, Doğramacı gibi adamlar, mevcut düzen değişmedikçe hiç bitmez ve bitmeyecek de. Ama madem bu sistem içerisinde, bu sitemi değiştirmek için mücadele ediyoruz, Doğramacı zihniyetine üniversiteleri dar etmek de görevimiz.
Geldik yazımızın sonuna. Tatlısı pek yok da, acısıyla-ekşisiyle İhsan Doğramacı böyle geçti hayatımızdan. Adettendir sorması ya; biz de unutmayalım, hem sorumuzu soralım, hem cevabımızı verelim: Sahi, nasıl bilirdik rahmetliyi? İyi bilirdik, iyiii(!)… Köşe dönmecilikte, cunta şakşakçılığında, üniversitelerden bilimi kovmada iyi icra ederdi görevini. Sonrası mı? Amerikancı bilirdik, gerici bilirdik, rantçı bilirdik, aşırmacı bilirdik…
Kutu (Yazı Sonunda)
İhsan Doğramacı’nın Yaşamından Kesitler
1915’te bugün Irak sınırları içerisinde bulunan Erbil’de, zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1954 yılında profesör unvanı aldığı Ankara Üniversitesi’ne, 1963’te rektör olarak atandı. 12 Eylül Amerikancı cuntası tarafından 1981’de getirildiği YÖK başkanlığını 1992’ye dek sürdürdü.
YÖK başkanlığı yaptığı süre zarfında pek çok akademisyenin görevine son verildi, öğrencilere ‘disiplin cezası’ sopasıyla yoğun baskılar uygulandı. Kampuslarda saç-sakal kontrolünü ve polis baskısını olağanlaştırdı. Türkiye’nin ilk özel üniversitesi Bilkent Üniversitesi’ni kurdu; eğitimin piyasalaştırılması yolunda önemli adımlar attı. Unutmadan ekleyelim, pek çok gencin diploma alamamasına yol açan ‘harç’ların da mucidi Doğramacı…
ODTÜ ormanlarının bir kısmına yasadışı yollarla sahip olmasıyla da gündeme gelen Doğramacı, ABD’nin Irak işgali sonrasında ise sahibi olduğu inşaat şirketlerini bu ülkede çalışmaya yönlendirmişti.
Tuğçe ATAY
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Dünyanın ABD petrolüyle imtihanı
Mert Demir
TGB-ABD Başkanı

Bekle Bizi İstanbul!
Mahir Gümüş
TGB Konya

Anayasaya meşruluk kazandırmak!
Gamze Akbulut
TGB Trabzon

Devrimci mutluluk
Özgür Bursalı
TGB Muğla

Ortadoğu'da Kurtuluş Savaşı
Handan Yılmaz
TGB Trabzon

Psikolojik savaş,Siyaset ve Hayat
Erkin Kenar
TGB Zonguldak
Analar Deniz Doğurmalı
Yener Güneş
TGB Genel Sekreteri
Halka Umut OlmakEzgi Daryürek
TGB Manisa






