Kırmızı-Beyaz
Sayı:17
Emperyalizmin "Barış" Köprüleri: Yurtdışındaki Cemaat Okulları
Fethullah Gülen, özellikle Türkiye’nin iç ve dış siyasetini ilgilendiren konularda, tüm dünyada isminden sıkça söz edilen bir siyasal aktör haline getirildi. Artık uluslararası alanda tüm ülkeler Fethullah Gülen’i dikkate almak zorundalar. ABD’nin, Türkiye’nin de içinde yer aldığı 24 ülkeyi kendi çıkarları doğrultusunda etnik ve dini temelde bölerek şekillendirme esasına dayanan Büyük Ortadoğu Projesi doğrultusunda bakıldığında, Gülen’in ABD’nin dünya üzerindeki hegemonyasını devam ettirmek için vazgeçilmez bir isim olduğunu görüyoruz.
Gülen’in Türkiye’nin iç siyasetinde oynadığı rolü bir yana bırakacak olursak, kendi hakkında uluslararası alanda en fazla konuşulan konunun, cemaatin yurtdışındaki okulları olduğunu görebiliriz. Her ne kadar Gülen cemaati bu okulların kendileriyle bağlantısı olmadığını söylese de, gerek Gülen’in ve onun destekçilerinin, gerekse diğer ülkelerin resmi yetkililerinin bu savı fiilen yalanladığı görülecektir.
Fethullah okullarının dünyada neredeyse örgütlenmediği hiçbir ülke kalmadı. Peki, bu kurumlar geçmişten bugünlere nasıl geldi?
İlk Okullar Eski Sovyet Coğrafyasında
İlk aşamada SSCB’nin dağılmasından sonra Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlar’da kuruldu Gülen okulları. Amaç dağılan Sovyetler’in eski nüfuz alanında ortaya çıkan büyük ideolojik boşluktan ve kimlik bunalımından yararlanmaktı. İşte bu ideolojik boşluk ABD tarafından doldurulmuş ve Fethullah okulları ABD tarafından desteklenmiştir. Bu desteği Gülen, Yeni Yüzyıl gazetesinden Nevval Sevindi ile yapmış olduğu röportajda itiraf etmiştir:
“Dünyanın hali hazırdaki durumuyla, şu çerçevesiyle, Amerika da şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden destek almak değil, dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika, hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır.” (1)
Gülen açıkça Amerika olmadan iş yapılamayacağını belirtmektedir. Yine aynı röportajda Gülen, “O açıdan, Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı.” (2) diyerek cemaatin ABD karşısındaki konumlanışına da vurgu yapmaktadır.
Gülen’in ifadelerinden de açıkça görülebileceği gibi, cemaat okullarının yaygınlaşması ABD iradesiyle gerçekleşmiştir.
ABD Niçin Destekliyor?
Cemaat okullarının arkasındaki ABD desteğini belirttikten sonra akıllara “Peki neden ABD bu okulların açılmasını desteklemektedir? Neden özellikle ABD’nin arasının kötü olduğu ya da kriz ve çatışma bölgelerinde bu okullar açılmaktadır?” soruları gelebilir. Cemaat okullarının oynadığı rol hakkında Aydınlık dergisinin belirlemelerine göre, “Özbekistan’daki Fethullahçı 18 okulun yöneticisi, dönemin Milli Eğitim Bakanı Sağlam ve MİT yetkililerinin bulunduğu toplantıda, Amerikan’ın bu ülkeye diplomatik pasaportlu 70 öğretmen gönderdiğini” ve “Fethullahçıların bu CIA ajanlarını ‘İngilizce öğretmeni’ olarak barındırdığını” açıklamışlardır. (3) Yine bir başka haberde belirtildiğine göre “Fethullahçı olarak bilinen okullarda, yalnızca devlet görevlilerine verilen resmi pasaport sahibi ABD’li öğretmenlerin sayısı 3 bine ulaşmıştır.” (4) Bu rakamlar 1998 tarihine ait olduğu için bu rakamın şimdi ne kadar olduğunu bilemiyoruz.
Ayrıca Gülen’e göre “Yurtdışında açılan bu okullar bir zamanlar Batı’nın yaptığı gibi, misyoner görevi görmektedir.” (5) Alpaslan Işıklı, “Said Nursi, Fethullah Gülen ve ‘Laik’ Sempatizanları” adlı makalesinde, Gülen’in bu düşüncesini şöyle yorumlamaktadır: “Bu bir yönüyle doğrudur. Ancak msiyoner görevini sürdürenlerin, gene başkaları olduğunu bilmek zorundayız. Kuşkusuz burada söz konusu olan misyon, eskiden görüldüğü türde bir haçlı misyonu değil; neo-liberal dogmalara dayalı yeni bir tür küresel totalitarizmi kurma ve sürdürme bakımından gerekli olan misyondur.” (6)
Rusya’da çıkan 6 Şubat 2008 tarihli Nezavisimaya Gazeta’nın Mehmet Perinçek ile yapmış olduğu röportaja yanıt veren Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, bu tür suçlamaların Gülen’in siyasi karşıtlarının ürünü olduğunu belirtmekte ve ‘marjinal bir grup’ diye adlandırdığı Aydınlık çevresinin bu iddiaları dile getirdiğini ileri sürmektedir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımlamış olduğu ‘Yurtdışında Açılan Özel Eğitim Kurumları Temsilcileri İkinci Toplantısı’ adlı kitabın 63. ve 64. sayfasında yazdığına göre Silm A.Ş.’nin temsilcisi Mehmet Mesut Ata şöyle demektedir:
“Benim, yüce heyete birkaç teklifim olacak, müsaade ederseniz onları arz etmek istiyorum. Birincisi, eğitim faaliyetlerinin uzun ömürlü ve semereli olması için, üst düzey yöneticilerin, özellikle, Millî Eğitim Bakanlığı temsilcilerinin sıkça ziyaretlerde bulunmaları, çok büyük faydalara vesile olacaktır kanaatindeyiz. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardır. Biz de, eğer devletimiz, büyükelçiliğimiz, bu konuda diplomatik statü konusunda bize yardımcı olursa Türk öğretmenlerinin, Türk eğitim elemanlarının itibarlarının biraz daha artacağını zannediyoruz.”
Gülen’in resmi web sitesinde sanki bu konuşma yapılmamış gibi, bu olay bir çarpıtma örneği olarak verilmekte ve şu cümlelerle savunma yapılmaktadır: “Fethullah Gülen’in avukatları ise Aydınlık Gazetesi’ndeki yukarıdaki iddiaları, müvekkillerinin herhangi bir okulun sahibi olmadığı ve bu nedenle böyle resmi toplantılarda bir sözcü ya da temsilcisinin bulunmasının söz konusu olamayacağı gerekçesiyle tekzip etmişlerdir.” (7)
Hukuksuzluğun hukuk haline geldiği bir Türkiye’de Gülen’e karşı öne sürülen somut kanıtların hukuk adına reddedilmesi oldukça gülünçtür. Elbette Gülen’in okulları kendisine doğrudan bağlı değildir. Okulların açılmasında, ‘Çağ Öğretim İşletmeleri A.Ş., Feza Gazetecilik A.Ş., Şelale A.Ş., Eflak A.Ş., Kazak Türk Liseleri Genel Müdürlüğü, Sebat A.Ş., Silm A.Ş., Taşkent Eğitim Şirketi, Serhat Eğitim Öğretim ve Sağlık Hizmetleri A.Ş., Tolerans Vakfı, Ufuk Eğitim Vakfı, Toros Eğitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret A.Ş., Ertuğrul Gazi Eğitim Öğretim A.Ş., Karaçay Çerkes Toros Eğitim Hiz. Tur. ve Tic. A.Ş., Palandöken Eğitim Öğretim Hiz. A.Ş., Dunae 94 Şti., Özel Burg A.Ş., Dostluk Yurdu Derneği, International Hope Ltd. Company, Fezalar Eğitim Öğretim Ticaret Limited Şirketi, Çağlar Eğitim Mal. Ltd. Şti, Balkanlar Eğitim ve Kültür Vakfı, S.C. Lumina SA Şirketi, Gülistan Eğitim Yayın ve Ticaret Ltd. Şti., Sema Eğitim Öğretim İşletmeleri A.Ş., Samanyolu A.Ş., Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı, Yayasan Yenbu Indonesia Vakfı’ (8) gibi Gülen’in manevi olarak izinden giden şirketler ve vakıflar önemli rol oynamıştır. Gülen’in avukatı, bu şirketlerin ya da vakıfların Fethullah Gülen’e ait olmadığını öne sürerek güya okullarla müvekkilinin bağı olmadığını öne sürmektedir.
“Cemaat Okulları CIA Ajanı Yetiştiriyor!”
Ulusal Kanal’ın 21 Şubat 2009 tarihli haberine göre, “Özbekistan Devlet Televizyonu, Özbek lider İslam Kerimov’un talimatıyla Gülen okullarının kapatıldığını açıklamıştır. Fethullahçıların sınır dışı edildiğini duyuran Özbek televizyonu, Fethullahçı 3 Türk’ün tutuklandığını bildirmiştir. Ayrıca Özbek Televizyonu, Taşkent Mahkemesi’nde yıkıcı faaliyet ve dini propagandadan yargılanan 3’ü Türk 11 kişinin 6,5 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldığını duyurmuştur”.
Özbekistan’ın dışında Rusya’da da cemaat okullarına karşı bir uyanış görüyoruz. Rusya 2000’li yılların başından itibaren cemaat okullarına karşı harekete geçmiştir ve bu okullar Rus yönetimi tarafından “Amerikan ve İngiliz casusu yetiştirme merkezi” olarak görülmektedir. Aydınlık Dergisi’nin 5 Eylül 2004 tarihli haberinde yer alan bilgilerden bazıları şunlar:
“-Nezavisimaya gazetesi, Haziran 2000’de Fethullah Gülen’in Rusya’daki taraftarlarının iktidar organlarına sızdığını yazmıştır.
-Rusya İç Güvenlik Örgütü FSB Başkanı Nikolay Patruşev, 17 Aralık 2002’de Türk basınında yer an açıklamasında, gerçekleştirdikleri en başarılı etkinlikler arasında Türk casusların deşifre edilmesini de saymıştır. FSB Başkanı 2002 yılı etkinlik raporunda, Fethullah Gülen okullarında çalışan öğretmenlerin casusluk faaliyetlerinin deşifre edildiğini belirtti. FSB Başkanı açıklamasında, okulların sahibi konumundaki Tolerans, Serhat ve Ufuk vakıflarının isimlerini verdi.
-Rusya’nın Başkırdistan Özerk Cumhuriyeti’nde Fethullah Gülen okullarındaki 10 öğretmen Haziran 2003’te sınır dışı edildi. Ayrıca Başkırdistan Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınır dışı edilen öğretmenlerin görev yaptığı okulu kuran Serhat Vakfı ile tüm anlaşmalarını iptal ettiği de belirtildi. Bu olaydan sonra, Buryatya Cumhuriyeti’nde de, Fetullah Gülen okulu hakkında soruşturma başlatıldı.
-Milliyet Gazetesi Moskova muhabiri Cenk Başlamış, 7 Eylül 2003 tarihli haberinde, Rusya’da Fethullah Gülen okullarının temsilcisi konumundaki Tolerans Vakfı Başkanı Mustafa Kemal Şirin’in sınır dışı edildiğini duyurdu.
-Rusya Federal Güvenlik Servisi FSB’nin Başkanı Nikolay Patruşev’in yaptığı açıklamanın ardından, Rusya Eğitim Bakanlığı’nın Fethullah Gülen okullarına karşı kapsamlı bir soruşturma başlattığı belirtiliyor. Bu çerçevede Rusya’nın değişik bölgelerinde 10’a yakın okul kapatılırken, 50’den fazla Türk vatandaşı sınır dışı edildi.” (9)
Haberlerde de görüldüğü gibi cemaat okullarına karşı Avrasya coğrafyasında tavır alınmıştır ve bu uyanış devam edeceğe benzemektedir. 1990’ların başında Türkiye’nin Orta Asya ve Balkanlar dış politikasında ‘Adriyatik’ten Çin Seddine’ ilkesi geçerliydi ve bu dönemde Sovyet nüfuzunun etkisinden çıkan ve kendi bağımsız ulusal devletlerini inşa etme yoluna giden bir çok ülke cemaat okullarının açılmasına dünya ile entegrasyon uğruna ses çıkarmamıştı. “Bir insan olarak Sayın Fethullah Gülen’in mahkemede aklanmasını dilerim” diyen Bülent Ecevit bile bu okullarda verilen eğitimin laikliğe aykırı olmadığını söyleyerek cemaat okullarının yayılmasına psikolojik olarak destek vermişti. Türkiye’nin de açık desteğiyle 1990’ların başında kurulmaya başlanan yurtdışındaki cemaat okullarının gerçek yüzü artık birçok ülkede görülmektedir.
‘Türk’ Okullarına ‘Milliyetçi’ Destek
Bir başka sorun ise bu okullarda verilen eğitimin niteliğiyle ilgilidir. Türkiye’deki milliyetçi-muhafazakâr kesimin büyük bir bölümü bu okulların yabancılara Türkçe’yi öğretmesini olumlu bulmakta, her yıl büyük bir debdebeyle düzenlenen ‘Türkçe Olimpiyatları’nda İstiklal Marşı okuyan siyahî çocukları görünce göğüsleri kabarmaktadır. Bu kesimde yer alan isimlerden Yılmaz Öztuna ve Altemur Kılıç’a kısaca değinelim. Yılmaz Öztuna’ya göre, “Bu okullar, Türk kültürünü Turan’a ve bütün dünyaya yayıyor. Bu Atatürk’ün nihai hedefi idi eski dille aksa-ı emeli. (…) Her Türk milliyetçisi, Türk’ü ve Türkiye’yi seven herkes, Fethullah Hoca’yı desteklemeli, teşvik etmelidir.” (10) Kılıç Ali’nin oğlu Atatürkçü(!) Altemur Kılıç ise şu sözleri sarf etmektedir: “Doğrusu ben de başlangıçta Fethullah Hocaefendi ve okulları hususunda şüpheli idim. Ta ki Ortaasya’da okullarını görene ve sonra da Hocaefendi’nin vaazlarını okuyana ve nihayet kendisi ile tanışana kadar. Özbekistan’da ve Türkmenistan’da iki okuluna aniden gittim. İrtica ve Atatürk düşmanlığı ne gezer… Aksine kendilerini öğretmeye ve eğitmeye vakfetmiş müdür ve öğretmenlerin yönettikleri bu okullarda bağnazlığın ve gericiliğin zerresine rastlamadım. Atatürk’e ve ilkelerine bağlılık, aydınlık, ilim ve irfan gördüm giriş kısımlarında Atatürk büstlerinden ve Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi levhalarından başlayarak. Bunlar göstermelik de değildi.” (11) Bu kişilerin dışında Gülen’in okullarına övgüler düzenler arasında Süleyman Demirel, Turgut Özal, Namık Kemal Zeybek, Hüsamettin Cindoruk, Mehmet Altan, İshak Alaton gibi isimler de var.
İngilizce eğitimin yapıldığı ve Türkçe’nin seçmeli olduğu okullarda, göstermelik levhaların asılı olması ve gözü çekik ya da siyahî çocukların İstiklal Marşı okuması ‘dünyaya hizmet’ oluyor. Buna da milliyetçilik adına sahip çıkılıyor. Bunların hepsi de içi boş ve şekilci eylemlerdir ve cemaat okullarının gerçek yüzünü gizlemektedir. Amerikan devletinden resmi pasaportla da ya da diplomatik pasaportla gelen İngilizce öğretmenlerinin, ABD’nin askeri üstlerindeki askerlerden hiçbir farkı yoktur. Eskiden gazetecilik adı altında ajanlık yapılırdı, şimdi ise okullarda öğretmenlik adı altında ajanlık yapılmaktadır. Değişen hiçbir şey yoktur.
Sonuç
Fethullah Gülen’in kendisi, salt Türkiye’nin rejimi için bir tehdit olmaktan çıkmıştır. Gülen tüm ülkeler ve insanlık için büyük bir tehlike haline gelmiştir. Cemaat okullarından mezun olan bireyler neo-liberal sistemin bireyleridir ve bu çarpık düzeni devam ettirmenin en büyük araçlarıdır. Doğru düzgün Türkçe bile öğrenmeden bu okullardan mezun olan öğrenciler, ileride Türkiye’de olduğu gibi kendi milli devletlerine karşı da bir tehlike haline geleceklerdir. Kendi ulusal devletlerine düşman ve kendi ülkesinin değerlerine düşman bireyler yetiştiren bu okulların doğrudan doğruya emperyalizme ve onun güncel ideolojik dayanağı olan neo-liberalizme hizmet ettiğini görmenin zamanıdır.
Dipnotlar:
(1) Yeni Yüzyıl, 23 Temmuz 1997; Ayrıca bkz. Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4.Basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.
(2) a. g. k.
(3) “Fethullah’ın okullarında CIA ajanı öğretmenler”, Aydınlık, 7 Eylül 1997.
(4) Doğan Uyar, “CIA, Fethullah’ın öğretmenlerine resmi pasaport veriyor”, Aydınlık, 1 Mart 1998.
(5) Radikal, 18 Nisan 1997.
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle
![]()
Kemalist devrim
Yüksel Yiğit Sarsmaz
TGB Gebze
Amerika'da beniEce Kırbaş
TGB Ankara
'Manyetik Takla' ve Eylemsellik GereğiÇağrı Sevinç
TGB Isparta
Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e aynı oyun!Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Sakarya
'Fail-i meçhul' değil 'Fail-i emperyalizm'Elvan Konuk
TGB Ankara
Yeniden çağdaşlığın ve halkın cumhuriyetine dek kavga!Ozan Şenyüz
TGB Kuşadası
KorkuErkin Öncan
TGB İstanbul
Bizim tarihimiz; 19 MayısOnur Dönmezer
TGB Hatay
Hakimiyet-i Milliye'nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa...Gökalp Çiftçioğlu
TGB Ankara





