Kırmızı-Beyaz
Sayı:19
Kapak
Gençlik Olarak Direniyoruz, Bileniyoruz;
Balyozu Elimize Alıyoruz!
S.S.S.’yi hatırlarsınız... Hayır, S.S.S. yeni bir sınav değil. 3 Nisan 2010 günü dershane borcunu ödeyemeyen annesi hapse atılınca kendini suçlu hissederek intihar eden tertemiz bir genç o. Gazeteler onu S.S.S. diye yazdılar. 16 yaşındaki kızı Ö.S. ile 18 yaşındaki oğlu S.S.S.’yi 1000 TL’ye dershaneye yazdıran, ama (inanılmaz bir faizle) 5000TL’ye çıkan borcu ödeyemeyen Fethiye'li annenin adı ise Emine S. idi. S.S.S.’nin açılımı Soner Semih Sipahi.
Anne evlerde temizlikçilik yapıyor, baba ise inşaatlarda çalışıyor. Çocuklarının ‘büyük adam’ olması için onları dershaneye yazdırıyorlar. ‘Büyük adamlar’ ise babayı işinden çıkartıyorlar. Dershane paraları ödenemiyor. Okuma yazması olmayan anneye senetler imzalatılıyor, borç ‘büyük adamlar’ tarafından beş katına çıkartılıyor. Senetleri imzalayan anne hapse atılıyor. Soner dahil tüm aile anneyi çıkartabilmek için para peşinde koşuyor. Ama nafile! Genç delikanlı dayanamıyor bu duruma. Annesinin içerde olmasını kendisine yediremiyor. Onu kurtaramadığı için içi içini yiyor. Dayanamayıp evinin balkonuna çıkıyor ve boynuna ipi dolayarak kendini balkondan aşağı sallandırıyor.
Mine Kırıkkanat Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde “Nasıl Komünist Olunur” başlıklı bir yazıyla hepimizin duygularına tercüman oldu:
“Azgın, arsız, haksız bir azınlık para bolluğunda yellenirken, milyonlarca yoksulun yoklukta boğulup, iflas eden insanların intihara sürüklendiği... Vicdanları kara, elleri kanlı adamlar 4X4 ciplerde ‘kahraman’ diye dolaşırken, onların öldürdüğü oğlunun cenazesinde terliksiz ayaklarıyla ayakta durmaya çalışan anaların Türkiye’sinde... İnsanın içi katılıyor, felaket çokluğu, haksızlık sayısızlığı acıyı kanıksatıyor, acıya alıştırıyor, duyarsızlaştırıyor.
Hain, hırsız, yolsuz ve gaddar kibre teslim olan Türkiye’de, asumiyetin, vicdanın, iyinin, güzelin ve doğrunun idamıdır Soner Semih Sipahi’nin intiharı.
Hayır, dünyanın hiçbir yerinde 5 bin liralık borç için cezaevine gönderilmez insanlar! Hele ezelden ebede, devletin milletin malını ‘hortumla’ emenlerin, hele haklarındaki yolsuzluk belgeleri sayfa sayfa tırmansa Ağrı Dağı’nın irtifasını tutturacakların, ‘dokunulmazlıkla’ kalmayıp Türkiye’yi hâlâ soyanların, dağından taşından, devletin göz bebeği kuruluşlarına haraç mezat satanların yönettiği Türkiye’de, 5 bin liralık dershane borcu için bir anayı cezaevine gönderen adalet, adalet değildir. Yargıç da yargıç.
Dünyanın hiçbir yerinde, bin TL’lik borcu beşe katlayan faiz olmaz. İnsanların işsizlikten inim inim inlediği, ekmek alacak üç kuruşu bulamayanların milyonları aştığı bir ülkede, TV reklamlarının utanmazca, ahlaksızca sattığı ‘kolay kredi’lerin gırtlağına kadar borca batırdığı halkı ezip suyunu çıkaran bu faizlerle, ‘kriz teğet geçti’ diye gert gert gerinmek ve bu faiz oranlarıyla bankalar kârlarını bilmem kaça katladı diye övünmek, ayıp ötesi, kaba bir gaddarlıktır!
Hayır, dünyanın hiçbir yerinde, dershanelerin okul sayısından daha çok olduğu, özel dershaneye gidemeyen öğrencilerin üniversiteleri kazanamadığı bir eğitimsizliğe, eğitim sistemi denilmez.
Türkiye’deki gibi ‘dershane olmadan’ aciz ve yetersiz kalan bir eğitimin ne bakanlığı olur, ne de bakanı!
Akıl ‘Hoca’sı (F. Gülen) 460 özel dershaneden besleniyor, seçim tabanıyla da partisinin oylarını besliyor diye devlet okullarının öğretmen kadrolarını boş bırakan, doldurduğu kadrolara yetişmiş öğretmen yerine üç kuruşa yetkisiz ve niteliksiz öğretmen atayan zihniyet, parasız devlet eğitimini bitirmek için vardır, var etmek için değil. Yakında hastaneler gibi devlet okullarını sattıklarını da görürsünüz, bekleyin.
Soner Semih Sipahi, intihar etmedi. Onu dershaneleri, eğitimsiz okulları, adaletsiz yargısı, faizleri ve faizcileriyle devlet öldürdü.
Ben kötünün kazanıp iyinin yitirdiğine razı olamadığım, isyan ettiğim için solcuyum, sosyal demokratım. Ama insanların dinden imandan zaten çıktıkları bu koşullarda, komünist bile olunur!”
Mustafa Kemal’in Avrupalı emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşını örgütlemek üzere Samsun’a çıkışının 91. yılını kutluyoruz. Büyük devrimci bu günü ülkesinin gençlerine ithaf etmişti. Atatürk, Büyük Nutuk’un başlangıcında, Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinde memleketin “genel durum ve görünümü”nü anlatır. Biz de Kırmızı Beyaz Dergisi olarak Geçlik Bayramı’nın bu 91. yıldönümünde ülkemiz gençliğinin “genel durum ve görünümü”nü özetlemek ve çıkış yollarını tartışmak üzere bu kapak dosyasını kaleme aldık.
Gencinin Canını Alan Alçak Sistem
Soner Semih Sipahi tek kurban değil. İstatistiklere göre ülkemizde çarpık eğitim sistemi yüzünden intiharlar her yıl katlanarak artmakta. Hem lise ve dershane sistemi hem de üniversitelerde uygulanan yanlış eğitim-öğretim biçimleri gençliği bunalıma, hatta intiharlara sürüklemektedir. Gazete ya da internet sitelerinde ruhsuz haber cümleleri ile sürekli karşımıza çıkan bu haberler artık iyice olağanlaştı. İşte birkaç örnek:
“Olay, saat 18.00 sıralarında SÜ Aladdin Keykubat Kampüsü Alaaddin Kız Öğrenci Yurdu C Blok’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yurtta kalan Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi Bölümü 1. sınıf öğrencisi Ayşe Yalçın (29), dördüncü katın tuvalet penceresinden aşağıya atladı. Yalçın, olay yerinde hayatını kaybederken, polis ekipleri ve savcının inceleme yapmasının ardından ceset otopsi için Konya Numune Hastanesi morguna kaldırıldı. Yalçın’ın bugün final sınavının olduğu ve sınavının kötü geçmesi nedeniyle arkadaşlarına intihar edeceğini söylediği iddia edildi.” (19.01.2010)
“Alınan bilgiye göre, Rahmiye Mahallesi 2. Cadde’de bir inşaatın önünde cesedi bulunan Kocaeli Üniversitesi öğrencisi Abdülkerim Akpınar’ın (23), dün sabah saatlerinde evinden ayrıldığı, akşam dönmemesi üzerine ağabeyinin şüphelenerek arkadaşlarına haber verdiği öğrenildi. Arkadaşlarınca cesedi bulunan Akpınar’ın, çevresinde sakin ve saygılı kişiliğiyle tanındığı, okulundan 2 yıldır mezun olamadığı, bunu sorun yaptığı için de zaman zaman ağabeyine intihar edeceğini söylediği iddia edildi. Yapılan araştırmada, Abdülkerim Akpınar’ın, inşaat halindeki binanın 6. katından atlayarak, intihar ettiği belirlendi.” (01.04.2010)
“Ablası ve bir arkadaşıyla beraber kalan İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği son sınıf öğrencisi Meral Varolgüneş (23) sabah namazını kılmak için erkenden kalktı. Genç kız, namazı kıldıktan sonra doğalgaz borusuna bağladığı ipi boğazına geçirerek intihar etti. Meral Varolgüneş’in iki dersinin düşük olması nedeniyle bunalıma girdiği ve bu nedenle intihar etmiş olabileceği iddia edildi.” (16.06.2009)
Eğitim sistemindeki sorunların sarıp sarmaladığı gençlik çözümü intiharda buluyor. Öyle bir düzende yaşıyoruz ki 23 yaşındaki pırıl pırıl Meral Varolgüneş iki dersi düşük diye intihar etmek zorunda kalıyor. Meral, belki de ailesine bunun hesabını nasıl vereceğini düşünüyordu. İki dersçik! İki dersin tüm geleceğini etkileyeceğini düşünüyordu. Belki de mezun olamayacaktı. İş bulamayacaktı. Ortalaması daha düşük bir öğretmeni belki de işe almazlardı! Ya da Ayşe Yalçın. Final sınavı kötü geçti diye intihar ediyor. Öğrencileri ‘finaller’le değerlendiren Batılı kafa! Belki de Ayşe’nin yeteneklerini göstermesine hiç bir zaman izin vermediler. Abdülkadir, belki de 10 yıldır okulun yanındaki fotokopicide dolaşan ve hiç değişmeyen ders notlarının kurbanı olmuştur. Dünya değişiyor ama ders notları aynı!
Haber ajansları gazetelere, televizyon kanallarına her gün haber yağdırıyorlar:
“Bir günde iki liseli intihar etti.” (26.03.2010)
“Manisa Alaşehir’de liseli intiharı.” (13.04.2010)
“Bir liseli intiharı daha...” (20.04.2010)
“ÖSS stresine dayanamayan genç dershanede intihar etti.” (14.04.2009)
“Ataköy Lisesi’nde intihar girişimi.” (31.03.2010)
“Sarıyer’de üniversite öğrencisi intihar etti.” (03.03.2010)
“Kahramanmaraşlı üniversite öğrencisi Mersin’de intihar etti.” (28.01.2010)
Hayal Kırıklığı Nedir?
Kurulan hayallerin, yükseltilen beklentilerin karşılanamaması durumunda oluşan ruh halidir şüphesiz. Ailelerin verdiği on binlerce liralık dershane parasının karşılığını verememek mesela. Ya da tüm gençliğini sinemaya, tiyatroya bile gidemeden bir halta yaramayan ders notları ile geçirip sonra da iş bulamamış bir üniversite mezunu olarak 25 yaşında hala ailesinin eline bakmak. Gittiği tüm iş görüşmelerinden başı eğik ayrılmak. KPSS, KPDS, ALES, ÜDS ve bilumum sınavların kursuna gittiği halde bir türlü atanamamak, iş bulamamak. Mülakattan mülakata koşturmak. Sevdiği kişiyle bir türlü yuva kuramamak, ailenin baskılarına sürekli maruz bırakılmak. Ya da -her nasılsa- kişi başına düşen milli gelirlerin arttığı Türkiye’de, başına yalnızca güvercinlerin pislediği ve bir ümit şans oyunlarına koşturan bir neslin mensubu olmak. Gelişen, büyüyen, “dünyanın en büyük on altı ekonomisinden biri olan Türkiye ekonomisi” içinde sürekli küçülmek ve kaybolmak.
Ankara’da 78 gün boyunca direnen TEKEL işçilerinden Denizlili Emin İdil’in lise 1. sınıfa giden kızını hatırlıyor muyuz? 15 yaşındaki Zeliha birçok hap içtikten sonra kendisini kalorifer peteğinin borusuna asarak intihar etti. Canına kıymadan iki saat önce kendisinden kilometrelerce uzaktaki babasını arayarak onu ne kadar çok sevdiğini söylemişti. Babası ise elinde kalan üç kuruşluk parayla -hazır Ankara’dayken- kızına güzel bir mont almak için direniş çadırından ayrılmıştı. Zeliha kim bilir nasıl hayal kırıklıkları yaşıyordu. Evini geçindiremeyecek duruma geldiği için ta Ankaralara giden babasına ne kadar üzülüyordu. Acaba babası yanında olabilse, AKP iktidarı ekmekleriyle oynamasa yine de canına kıyar mıydı?
Peki ya Mardinli gençlerin yerine koydunuz mu kendinizi hiç? İki yıl önce yapılan ÖSS’de kopya çekildiği için, bu yıl Mardin’de YGS’ye girecek on binlerce gencin şehir dışına sürüldüğünü hepimiz duymuşuzdur. YÖK ve ÖSYM’nin sınırsız yaratıcılıkları sonucunda bu gençler KKTC’den Bolu’ya, Trabzon’dan Malatya’ya kadar ne kadar ilgisiz sınav merkezi varsa oraya yönlendirildiler. Yüzlerce lira tuttuğu için sınava gidemeyecek yüzlerce genç var. “Biz ekmek parasını zor buluyoruz; şimdi bir de yol ve konaklama ücreti mi bulacağız?” diyorlar. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ise gevrek gevrek, “Altı üstü 25 bin kişi var bu durumda” diyor. “İnşallah seneye yeni sınav yerleri bulup bu sayıyı düşüreceğiz” diyor. 25 bin hayat! Özcan için sadece üç kelime, o kadar kolay! Peki ya kızlar? En büyük darbeyi ise onlar yedi. Sayısal bölüm öğrencisi Kadriye Yaşar haykırıyor:
“Bir yandan eksik kalan derslere çalışıyorum, bir yandan ailemi ikna etmeye çalışıyorum, bir yandan da Diyarbakır’dan öteye gidemeyen biri olarak sınav yerimin bulunduğu Adıyaman’a gidecek olmanın stresi içindeyim. Bu uygulamanın en büyük mağdurları kızlar oldu. Yüzlerce kız uzak diye gönderilmeyecek sınava. ÖSYM maalesef birçok kızın hayallerine kastetti!”
Kendisine sınav yeri olarak Adana gösterilen kız öğrenci Adile Sun diyor ki:
“Kıt kanaat geçiniyoruz. Zor şartlar altında dershaneye gidip bir yıl boyunca bu sınava hazırlandım. Sınav yerim Adana çıkınca hayatım kâbus oldu. Ailem beni okutmak istemiyordu, onlara da bahane doğdu.”
“Haydi kızlar okula” ha!
Gençlik Mezarlığı
Ülkemizin muazzam gençlik potansiyeli yıllardır anlatılır ha anlatılır. Malum, “Avrupa’nın en genç ülkesiyiz”! Sistem gençleri ve onların içinde debelendiği büyük işsizliği, gençliği karşı karşıya getirerek ucuz işgücüne çeviriyor. Atanamadığı için dandik dershanelerde, dandik idarecilerin ağız kokusunu çekerek üç kuruşa niteliksiz eğitim vermek zorunda kalan yüz binlerce öğretmen var bu ülkede. Tayyip Erdoğan, “Marketlerde ilaç satılacak” dedi. On binlerce eczacılık fakültesi mezunu şimdi “drug store”larda ya da süpermarketlerde kasiyer olarak istihdam edilmek için eğitiliyor. Dev bir mühendis ordusu, koca koca çokuluslu şirketlerde yıllarca ‘bedelsiz’ olarak staj yapacak, arkasından da ülkesine serbestçe giren yabancı mühendislerle rekabet etmeye çalışacak. Tabii tek şansı ise bu işi düşük ücretle yapması! Avukatlar, hâkimler, savcılar... Adalete ilişkin bildikleri her şeyi unutmak zorunda kalacaklar. Yoksa Erzincan Başsavcısı gibi kodesi boylayabilirler. İşçiler, hizmet sektöründe çalışan milyonlarca genç garson, tezgâhtar vs. Hepsi sözleşmesiz ve güvencesiz çalışmak zorundalar. Sendika mı? O da ne! Derhal işten atılırsın!
Peki, Harp Okulları’ndaki gençler? Onlar da ülkelerini ne kadar sevdiklerini fısıldayarak konuşmak durumundalar. Asla ve kat’a yanlarında ‘Nutuk’, ‘Medeni Bilgiler’ vb. kitaplar bulundurmamalılar. Bunu yaparlarsa 24 yaşındaki teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin akıbetine uğrarlar. Mehmet Ali’nin yaptığı gibi Harp Okulu’nu dereceyle bitirmenizin ve gelecek vaat eden bir teğmen olmanızın bir önemi yoktur. Ergenekon’dan içeri alınıverirsiniz. Sizin yapmanız gereken lojmanınızda ve orduevinizde sessiz sakin nescafenizi yudumlamak ve ülkeyi pazarlayan iktidara koşulsuz itaat etmektir.
Sinemanın öğrenciye 10 lira olduğu bir ülke burası! Kitabın 15 lira olduğu bir ülke. Yani Ahmet Altan’ın süpermarketlerde kasa yanında üç liraya satılan saçma sapan romanları dışında, kültürün pahalı olduğu bir ülke burası. Kendini geliştirmenin, sanatın silahlarıyla donanmanın gittikçe zorlaştığı bir ülke.
Emre Gül de TEKEL işçisinin kızı Zeliha gibi 15 yaşındaydı. Babası şu sıralar Cumhurbaşkanı olarak bilinen Abdullah Gül. Emre’ye henüz o yaşında şirket kurdurtmuşlardı. Dev ithalatların ve de ihracatların altına giriyordu bıyıkları henüz terleyen Emre. Sadece 15 yaşında! Zalim ailesi ona doya doya gençliğini yaşama, bir şeyler üretme, hayata katılma şansı vermiyordu. Emre, TED Koleji’nde okuduğu günlerden itibaren 50 yaşında bir işadamı gibi davranmaya mecbur bırakılmıştı. Etrafında sürekli kara gözlüklü “Ajan Smith” ordusuyla gezmek durumunda kalacaktı. Emre’nin yaşadığı hayatın çekilmezliğini hissedebiliyor muyuz? İktidar mensuplarının diğer evlatlarına da üzülüyoruz. Eş-dost çocuklarıyla ‘iş ilişkileri’ münasebetiyle evlenmek durumunda kalan ve hayata katılmaları sadece babalarının vereceği desteğe bağlı olan aciz gençler!
Sosyetenin hızlı gençleri! Bağdat Caddesi’nde ‘ralli’ yaparken aşırı hızdan hayatını kaybedenler! İlginç ayinlerle Münevver gibi kafası kesilenler! Dizilerde gördüğü yalan hayata kapılıp 15 yaşında genç bir kızken 40 yaşında bir kadın gibi davranan, bunalım içinde, depresyon içinde yitip giden genç arkadaşlar!
Küçük yaşta Halis Toprak’ların, Hüseyin Üzmezler’in koynuna zorla sokulan genç kızların ülkesi burası. Zorla evlendirilmemek için ya evinden kaçıp töre kurşunuyla ölen ya da kendini öldüren (yani her halükarda can veren) Batmanlı yüzlerce genç kızın ülkesi burası.
Burası bütün bir kasabanın iki genç kıza göz dikebildiği bir ülke. Siirt’te 14 yaşındaki H.T. ile 16 yaşındaki ablası S.T.’ye 2 yıldır onlara kişi tecavüz ediyordu. Beşinci sınıfa giderken tecavüze uğrayan ve daha sonra ölüm tehdidiyle okulun müdür yardımcısından 70’lik hacı dedesine, tanınmış ailelere mensup kişilerden polislere kadar onlarca kişi tarafından zorla ırzına geçilen genç kızlar var bu ülkede! Hamal olan babaları olayı öğrenince avukat bile tutamadı!

Mezardan Çıkmanın Vaktidir!
Evet, 2010 yılında, Türkiye coğrafyasında yaşayan gençliğin sorunları saymakla bitmiyor. Yalnız bırakılmış, topluma ve dünyaya yabancılaştırılmış, her türlü olanak elinden alınmış bir gençlik. Karşısındakine düşmanca bakan, güven duygusunu yitirmeye başlayan, eğitim sisteminin, kapitalist üretim ilişkilerinin ya da aile baskısının altında ezilmeye başlamış ve canlı canlı gömüldüğü mezarda nefes almaya çalışan bir gençlik.
Ama bu ülkenin gençleri, tarih boyunca ülkeleri ne zaman sıkışsa imdada koşmuşlardır. 2. Abdülhamit’i devirerek anayasayı dayatan da onlardır, ülkelerinin bağımsızlığı için Çanakkale’de bir bütün olarak can veren de onlardır. Kurtuluş Savaşı yılları, mezun veremeyen lise ve yüksekokullarla doludur. Yemen’de de can verir, Kütahya’da da. Yeter ki kendisinden sonra gelecek genç kuşaklar başı dik bir biçimde, özgür topraklarda yaşayabilsinler. Fransa Sorbonne’daki eğitimini yarıda bırakıp İzmir’ine sahip çıkan, düşmana ilk kurşunu atıp şehit düşen Hasan Tahsin de gençtir, Sivas’ta Mustafa Kemal’e “Manda kabul edilemez!” diyen Tıbbiyeli Hikmet de... Köy Enstitüleri’ni bitirip ülkeyi köy köy aydınlatmaya çalışan, ağalarla-hocalarla çarpışan öğretmen ordusu da gençtir. Ülkede özgür bir gazetenin bile kalmadığı, bilim adamlarının üniversitelerden atıldığı ortamlarda, Menderes iktidarına karşı “Kahrolası diktatörler bu dünya size kalır mı?” diye yürüyen, meydanlara sığmayan ve sonunda iktidarı alaşağı eden bir gençlik gördü bu ülke!
68 kuşağını yaşadı bu ülke. O gençliğe yemekhanede lezzetsiz yemek vermek bile kimsenin haddine değildi! Gerektiğinde hakları için üniversitesinde demokratik işgaller yapan, gerektiğinde köy köy dolaşarak köylüyü örgütleyen bir gençliğimiz oldu. 1971’de bir darbeyle ezilse de tekrar ayağa kalkan, 1980’de bir Amerikancı darbe ile tekrar sindirilmeye çalışılan bir gençlik... Meydanları darbeden sonra da bırakmayan, Özalları, Erbakanları, Çillerleri mahveden bir gençlik oldu. İşine sahip çıkmak için yürüyen binlerce genç madenci, tersane işçisi... %500’lük harç zamlarına karşı dünyayı iktidarın başına yıkan bir gençlik oldu.
Bugün de Türkiye Gençlik Birliği var! Üniversiteleri, onları yok etmeye çalışan iktidara karşı amansızca savunan bir gençlik. Yurdun dört bir yanında mücadele eden emekçiye omuz veren bir gençlik! Satılmak istenen liselerin önünde duvar gibi duran bir gençlik.
İşte Balyoz Eylem Planı
Bizim Balyoz Eylem Planı’mız gerçek. O işe yaramaz F-Tipi basının, yarım akıllı tertipçilerin uydurduğu ve onlarca yurtsever subayı tutukladıkları düzmece bir plan değil. Öyle Amerikancı yeni yetmelerin “copy-paste” ile oluşturdukları türden bir plan da değil. Bu balyoz gerçek! Yurtsever Türk subayını da Hasdal’dan, Silivri’den kurtaracak olan halkın balyozu bu, gençliğin balyozu! Ey bu para düzeninin, alçaklık düzeninin, intihar düzeninin, Amerikancı düzenin kodamanları. Hazır olun; iddiamız açık: AKP’yi yıkacağız! AKP’yi dershane borcu yüzünden intihar eden Soner için yıkacağız. Bu düzenin çarklarına dayanamayıp canına kıyan yüzlerce üniversiteli için yıkacağız.
İşsizliğe ve sözleşmesiz, köle gibi çalışmaya mahkum edilen milyonlarca genç için yıkacağız. İntihar eden TEKEL işçisi kızı Zeliha için yıkacağız. Hatta Emre Gül’ü paranın krallığından kurtarmak için yıkacağız Üniversitelerde, liselerde gerçek anlamda eğitim, gerçek anlamda bilim yapılsın diye yıkacağız. Çünkü çözümümüz var!
Mayıs ayındayız. Bu ay Türkiye’nin toplumsal mücadeleler tarihinde çok özel bir yer tutuyor. Bütün dünyada emeğiyle geçinen insanların bayramı olan 1 Mayıs bu ayın en önemli günlerinden. Bu yıl, işçi ve memur hareketindeki büyük ivmelenme nedeniyle özel olarak bir öneme de sahip. TGB tüm yurtta var gücüyle emeğin bu en mutlu gününe katılacak; emekçilerle omuz omuza halaya duracak.
6 Mayıs, Türkiye devrimci gençlik hareketinin tarihi açısından önemli bir kırılma noktasını temsil ediyor. Üç gençlik önderinin, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın, 1972’de idam edildikleri tarih. “Tam bağımsız Türkiye” mücadelesini diri tutmak için TGB tüm yurtta çeşitli etkinliklerle onları anacak. Onlar sinmiş, korkmuş, kabuğuna çekilmiş gençliği değil, kendi kaderini eline alan ve mücadele eden gençliği simgeliyorlardı.
19 Mayıs, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nın başladığı tarih. Büyük önder Mustafa Kemal, daha sonra bu günü gençliğe armağan edecektir. TGB -her zamanki gibi- yurdun dört bir yanında gençliğin bu en büyük bayramını en görkemli şekilde kutlayacaktır.
İşçisinden üniversitelisine, mezunundan liselisine kadar tüm gençliği yurdun dört bir yanında sokaklara dökecektir. 26 Mayıs, 6 işçi ve memur konfederasyonunun başta TEKEL işçilerine reva görülenler olmak üzere çalışma hayatındaki tüm anti-demokratik düzenlemelere karşı genel eylem yapacağı tarih. Türkiye’de hayat duracak; AKP ve onun sahibi ABD Türkiye emekçilerinin gücünü görecektir. TGB de bu eylemlerde var gücüyle yer alacaktır.
Mayıs’ta TGB saflarına!
Bugün artık töredenkaçan bir genç kızla, iş bulamayan genç bir mühendisin sorunu aynıdır. Sistem her ikisini de seçeneksiz bırakmaktadır. Avukatın mücadelesi ile doktorun mücadelesi çakışmıştır. Eczacı bir genç, tiyatro yapmak isteyen gençlerle mücadelesini birleştirmeden hiç bir sonuç alamaz. Rahatsızlık bir bütün olarak tüm gençliği sarmıştır. TGB, içerisinde bütün gençlik kesimlerini örgütlemeye ve ortak mücadele zeminine çekmeye başlamıştır. Mayıs ayında Türkiye’yi iktidara dar edelim!
Utku REYHAN
Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle
![]()
Amerika'da beni
Ece Kırbaş
TGB Ankara
'Manyetik Takla' ve Eylemsellik GereğiÇağrı Sevinç
TGB Isparta
Uğur Mumcu'dan Hrant Dink'e aynı oyun!Mehmet Yaşar Yıldız
TGB Sakarya
'Fail-i meçhul' değil 'Fail-i emperyalizm'Elvan Konuk
TGB Ankara
Yeniden çağdaşlığın ve halkın cumhuriyetine dek kavga!Ozan Şenyüz
TGB Kuşadası
KorkuErkin Öncan
TGB İstanbul
Bizim tarihimiz; 19 MayısOnur Dönmezer
TGB Hatay
Hakimiyet-i Milliye'nin mesleği, milletin hakimiyetini müdafaa...Gökalp Çiftçioğlu
TGB Ankara
Öncü, toplumcu bir şair: Cemal SüreyaNadir Temeloğlu
TGB Ankara





