Cenk Özdağ
İki Hrant
Türkiyemizi bölmeye çalışıyorlar. Sadece arazi paylaşımıyla değil, ülkeyi bir bütün olarak birliğini simgeleyen bütün yanlarıyla birlikte bölmeye çalışıyorlar.
Türkiyemiz bölgelere ayrılıyor. Ama gözlerden kaçan birşey var: Kavramlar ve değerler de bölünüyor.
Katledenler, yeni bir Hrant yarattılar.
YURTSEVER HRANT SAHTE HRANT'A KARŞI
Hrant Dink'i 19 Ocak 2007 yılında sokak ortasında katledilmesiyle yitirdik. Etraf aydınlıktı. Ama kapkara bir anda onun canını aldılar. Öldürülen bir kişi değildi. Bir adam ölürken onun ardından bir tanesini daha yarattılar. O yüzden Türkiye'de bugün iki tane Hrant Dink hayaleti vardır. Birisi değerleriyle, yurtseverliğiyle, aydınlığıyla gerçek Hrant. Yani tepeden tırnağa insan olan Hrant. "Öteki" Hrant katillerinin elinde yeni bir silahtı. Bu yeni silahla Cumhuriyete, milletin birliğine, halkların kardeşliğine, kısacası Hrant'ı yeşerten Anadolu'ya kurşun sıktılar ve sıkmaktalar. Oysa Gerçek Hrant dimdik ayakta ve bize söyleyecekleri var.
Aramızı açanlar çözüm olabilir mi?
"Hasta iki toplumuz, ikimiz de klinik vakalarız" demişti. Reçete ne Fransız Senatosu ne de Amerikan Senatosuydu. "Kim bizim dostumuz?" diye soruyordu. Yanıtı açık ve netti: "Ermeniler Türklerin dostudur; Türkler de Ermenilerin. Bunun dışında dost, ilaç, hekim mekim yok!"
Bizler bu dostluğun gereğini yerini getiremedik. Halkların arası açıldığında, bu araya açanlar çözümün adresi olarak kendilerini gösterirler. Araya kamayı sokanlar, acı ilacı uzatırlar; medya yalanlarıyla ambalajlanmış acı ilaçları.
Emperyalistler değil, biz çözeriz
O, ambalajlara kanmadı. Emperyalistler değil, biz çözeriz, çözmeliyiz dedi.
Anadolu bilgeliğine sığındı çektiği acılar karşısında: "Biz acıyı onurla sırtlarız" dedi. O, ne yalnız Ermeniydi ne de yalnız Türkiye yurttaşı. O Anadoluluydu, geçmişinden bugüne Anadolu insanıydı.
Tarihten çıkarttığı dersleri, sistemin yoğun ideolojik bombardımanına rağmen halkıyla paylaşıyordu.
Hiçbir emperyalist ülke, bir milletin kara kaşı kara gözü için onu kurtarmaya gitmez
Türkler, Kürtler, Ermeniler, hepimiz yani tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak kulak kabartalım dediklerine: "Yüz yıl önce Ermeniler bekliyordu İngiliz- Fransız ittifakını...
Şimdi Kürtler bekliyor Amerikan-İngiliz ittifakını...
Osmanlı topraklarında yüz yıl önce oynanan oyun bu kez Irak topraklarında sahneleniyor.
Hiçbir emperyalist ülke, bir milletin kara kaşı kara gözü için onu kurtarmaya gitmez. O önce kendi çıkarını düşünür. İşine geldiğinde de anında satar, arkasına bile bakmadan çeker gider.
Nitekim yüz yıl önceki o beklentiler, o umutlar Ermeniler açısından tam bir hüsranla sonuçlandı işte...
İyisi mi sen gel ey Kürt kardeşim...
Sen gel şu işi bir bilene sor. Şu Ermeni kardeşinin bilirkişiliğine güven.
Böylesi savaş ortamlarına güvenme...
Bil ki bu savaş ortamları zalimlerin nezdinde bitirilmemiş hesaplarını da kökten çözüme kavuşturulduğu tuzak fırsatlardır.
Bu tuzağa düşme."
BİR FIKRA: BİR MAKTUL BİR KCK'LİYE DEMİŞ Kİ GEL BERABER ERGENEKONCUNUN YAPTIĞINI YAPALIM.
Bunları diyen Hrant'tı. Şimdi ise bu ifadelerin doğruluğunu KCK davası tutuklusu Ragıp Zarakolu da doğruluyor. Hrant'ın Fransa'da görüşülen yasaya karşı bildiri imzalama çağrısı yaptığını belirten Zarakolu kendisiyle birlikte Etyen Mahçupyan'ın da Hrant'ın sözleri üzerine ikna olduğunu açıkladı: ''Kendimi Hrant'tan daha 'iyi' bilir kabul edemezdim. Eğer o, soykırım kurbanı bir halkın çocuğu olarak Fransa'daki tasarıya karşı çıkıyorsa, ona 'Hayır' demek haddim değildi''. Zarakolu ''benim haddim değildi'' diyor ama görüyoruz ki Hrant'a hayır demek, ya da olanı biteni izlemekle kalmak hükümetin ve yandaşlarının haddine. Dahası Zarakolu, Hrant'ın kendisine ''Bu yasayı Fransa'da çiğneyeceğim'' dediğini aktardı.
Tanıdık geldi mi? İsviçre'de benzer bir yasayı çiğneyen Doğu Perinçek Ergenekon davasında yargılanıyor, Hrant katlediliyor, bu gerçekleri söyleyen Zarakolu KCK davasından tutuklu. Fıkra gibi biri maktul, biri Ergenekon ve diğeri KCK tutuklusu... KCK tutuklusu ve bir maktul sözde Ermeni soykırımını reddetmeyi suç gören bir ülkede o yasağı çiğnemeyi ve karşısında bildiri yazmayı tasarlıyor hükümet ve yandaşlarıysa 'one minute'lerle olayı unutturmaya çalışıyor. Öldürülenlerin ve tutukluların zamanın akışında 'one minute'lere kanacak halleri yok. Birinin zamanı kalmamış diğerlerinin ise her anını fark ettikleri birer yaşamı var. Muhaliflerin söylemlerindeki ufak farklılıkların onların kaderini nasıl belirlediğini görüyoruz: ya ölüm, ya Ergenekon ya da KCK. Hrant bir açıdan şanslıymış. Hakkında yapmadığı eylemlerinden ötürü bir tutukluluk kararı verilmeden öldürüldü dostun düşmanın gözünde bir kahramana dönüştü. Onun cinayetini araştıranlar, onun düşüncelerini paylaşanlar ya da onunla aynı mevzide buluşanlar sistemin sopasına mağruz kalıyorlar.
Fıkraya devam edelim.
Doğu Perinçek, Hikmet Çiçek, Deniz Yıldırım, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve diğer tutukluların masumiyet karinesi hala geçerli yani örgütsel birliktelikleri henüz sadece bir iddia. Öte yandan Yasin Hayal ve Erhan Tuncel 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan beraat etti. Erhan Tuncel buna ek olarak "Azmettirme suçlaması"ndan beraat etti. Örgütsel bağ devlet kayıtlarında var. Her biri Emniyete çalışan muhbirler olan bu şahısları birleştiren amir Emniyette. Dolayısıyla örgütsel bağ var, azmettirene ilişkin ifadeler var ama nedense görmek istenmeyince örgüt ve suç görülemiyor. Görenlerle ise dalga geçiyorlar. Örgütsel birliği sabit olmayanların delil karartma şüphesiyle tutuklu yargılandığı, örgütsel bağları sabit olanlarınsa değil tutuksuz yargılanmak doğrudan serbest bırakıldıklarını ve beraat ettiklerini görüyoruz. Dahası da var Erhan Tuncel Mc Donalds'ı bombalamak suçundan ceza aldığı halde ''tutukluluk süresi nedeniyle'' tahliye ediliyor. O halde Kuddusi Okkır, Türkan Saylan, İlhan Selçuk gibi Ergenekon Davası ''kayıp''larının 'hukuki' açıklaması ne olacak? Onlar hakkında ileri geri konuşan medyaya ''onların da tahliye'' olduğu söylenecek mi?
Beresiyle ve hızlı adımlarıyla TV'lerden izlediğimiz Ogün Samast da örgüt bağlantısından beraat etti ve tutukluluk süresi 5 yılı geçemeyeceği için tahliye edilebilecek.
GERÇEKLERİ CNN İLE BÜKENLER
Hrant'ın avukatı Fethiye Çetin daha önce "Bütün bu olanları Ergenekon ile açıklayamayız. Ergenekon'u da aşan bir örgüt olmalı işin içinde" demişti. Görüyoruz ki böyle bir fıkrayı yazan tüm örgütleri aşan, sınırları aşan bir örgüt olmalı. Olmazı olduran, olanı olmamış gibi gösteren büyük bir kudreti gerektirir bu güç. Bu olay bana Bill Clinton'un bir sözünü anımsattı: ''Bir olay CNN'de yayımlanmamışsa, olmamıştır''. Ve Türkiye'de işte bu örgütsel bağlar hiç kurulmadı, azmettirenler yoktu, tetik bile çekilmemişti. Kurşun tabancadan fırlamamıştı. Hrant'ı bir arkadaşı dışarı çağırmamıştı. Ölümü için kararlar verilmemişti. Emniyet İstihbaratçısı Ramazan Akyürek Erhan Tuncel'i, Ogün Samast'ı, Yasin Hayal'i muhbir olarak görevlendirmemişti. Ramazan Akyürek Fethullah sicilli değildi. McDonald's bombalanmamıştı ya da en azından birisi bombalamamıştı. Rahip Santoro öldürülmemişti. Hrant'ın davasında deliller karartılmaya çalışılmamıştı. Olayları aydınlatmaya çalışan Aydınlık Dergisine operasyon yapılmamıştı. Perinçek'e ve avukatı Emcet Olcaytu'ya davalar açılmamıştı. Hrant'ın arkadaşları hükümet yandaşlığına geçmemişti. Hrant'ın katli bile olmamıştı diyecekler ama bunu çoktan yayımlamış bulundular. Ama Hrant'ı sevenleri timsah gözyaşı dökenlerle beraber ABD görevlilerinin arkasında yürütüp kendi tertiplerine ortak ettikleri de unutuldu. CNN'de yayımlanmadığından bunların hiçbiri olmamıştı.
KATİLE UYGUN HRANT, HRANT'A UYGUN KATİL YARATTILAR
Onu katledenler, daha önce Ermenileri savaşa sürüp, arkalarına bakmadan kaçanlardı.
Halkları birbirine düşenlerin kimliğini ve tuzağını açıkça ilan etmişti. Sonunda teşhisi doğru çıktı. Hrant'ı kendi çıkarları uğruna, sevenlerinin, onu tanımadan sevenlerinin vicdanlarıyla oynayacak şekilde tetiği birinin eline tutuşturdular. Onu katledenler, daha önce Ermenileri savaşa sürüp, arkalarına bakmadan kaçanlardı. Tek dişi kalmış canavardı onun katili, nam-ı diğer emperyalizm. Onlar, katiller, cenazesinde en önde yürüdüler timsah gözyaşları eşliğinde.
Hrant kulağımıza fısıldamaya devam ediyor.
Katiller ve azmettiriciler bununla da kalmadılar. Şimdi de inanılmaz bir pişkinlik içerisindeler.
Hrant'ın öldürülmesi birkaç kendini bilmezin cinneti olarak yorumlanıyor. Hrant'ın ''piyasadaki değeri'' düşmüş olacak artık Hrant'ın katlinin ardındaki olaylar ilk başlarda iddia edildiği gibi ''büyük, örgütlü, derin devlet eseri değilmiş''. Onlar ki Hrant davasının Ergenekon davasına bağlanmasını istiyorlardı. Nedim Şener gibi bazı vicdanlılar da buna çanak tutuyorlardı. Oysa gördük onların derdi Hrant'ı katleden organizmayı çözmek değilmiş, aksine cinayetin ardındaki güçleri gizlemekmiş. ''-miş''le bitiriyoruz çünkü biz bunu zaten biliyorduk ama bazılarının bunu görmesi için birilerinin onlarla dalga geçmesi gerekiyormuş. Ergenekon davasıyla bağlansaydı bazıları tatmin olacaktı. Hrant'ın siyasi malzeme olması sağlanacak, piyasa değeri yükseltilecek ve bütün suçların yıkıldığı sözde örgüt ergenekon bir suç daha işlemiş olacaktı. Öyle olmadı. Hrant'ın öldürülmesi bayağı bir cinayet olarak sunuldu.
Ya dalga geçiyorlar ya da görevlerini ayan beyan yerine getirmekten çekinmiyorlar.
Katile uygun Hrant'ı yaratanlar şimdi yarattıkları liberale uygun bir katil yarattılar: birkaç kendini bilmez.
KATİLLERİN EŞKALİNİ AÇIKLIYORUZ!
Onlar dün 6-7 Eylül'de Ermeni kökenli yurttaşlarımıza saldırtmışlardı, bugün Zirve Yayınevi, Hrant Dink, Rahip Santoro olaylarını tertiplediler. Tetikteki eller farklı, ama silahların markası hep aynı. O gün tertiplerin karşısında kimler varsa, bugün yine aynı kişiler var. Biz varız.
Bu cesur yürekli kardeşimizi katledenlerin karşısında olmaya devam edeceğiz. Hrant mücadelemizde kulaklarımıza fısıldamaya devam edecek: Ne Fransız Senatosu, ne Amerikan Senatosu; sorunları çözecek olan bizleriz. Yarını yaratan bizler, önümüzdeki sorunların çözümlerini de yaratacağız. Kardeşimizsin Hrant, öz kardeşimizsin!
Cenk Özdağ/TGB GYK Üyesi
tgb.gen.tr

Paylaş / Arkadaşına Gönder / Favorilere Ekle

Dünyanın ABD petrolüyle imtihanı
Mert Demir
TGB-ABD Başkanı

Bekle Bizi İstanbul!
Mahir Gümüş
TGB Konya

Anayasaya meşruluk kazandırmak!
Gamze Akbulut
TGB Trabzon

Devrimci mutluluk
Özgür Bursalı
TGB Muğla

Ortadoğu'da Kurtuluş Savaşı
Handan Yılmaz
TGB Trabzon

Psikolojik savaş,Siyaset ve Hayat
Erkin Kenar
TGB Zonguldak
Analar Deniz Doğurmalı
Yener Güneş
TGB Genel Sekreteri
Halka Umut OlmakEzgi Daryürek
TGB Manisa






