18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

Korku

Yaşadığımız çağı her yönüyle analiz ettiğimizde karşımıza "yeni orta çağ" çıkmaktadır, bunun nedenlerinden biri de orta çağ insanının ruh halidir: Korku.

Başlangıçta önemsiz görülebilecek olan, sonuçta sevinç, hüzün, nefret gibi "insani duygulardan" biri olan korku hissinin, aynı şekilde diğer tüm "duygular" gibi yaşandığı dönemde incelendiğinde karşımıza o dönemle alakalı önemli ipuçları çıkaracağı düşüncesindeyim. Zamanın Orta Çağ Avrupa'sında duygulardan inançlara, etik ve ahlaki değerlere kadar insana dair ne varsa son derece karanlık bir senaryoda yaşandığını kabul ettiğimizde, insana ait tüm bu şeylerin ne denli anlamsızlaştığını, günümüzde de adını yeni orta çağ olarak koyduğumuz bu dönemin insanının ruh halini de aynı biçimde şekillendirdiğini net bir şekilde görebiliyoruz.

Orta çağ insanı fiziki varlığı ile beraber psikolojisini de "efendisine" teslim etmiştir, ve bu teslimiyet sonucu oluşan yeni insanın lokomotifini korku oluşturmuştur, aslında tamamı kendisinin olan tüm duygu ve düşüncelere korkunun, karanlığın cephesinden bakar, kendisini güvende hissetmesinin ölçütü daha az korkmasıdır, kendisini mutlu hissetmesinin ölçütü daha az üzülmesidir. Somut bir örnek verebilmek adına, okuldan atılmaktan, fişlenmekten, ya da mezun olduğunda iş bulamamaktan korkan öğrencinin susan, tepki vermeyen, değiştirmeye çalışmayan, kısacası düşünmeyen bir birey haline gelebilmesi, yeni orta çağın korkutulan, sindirilen insanının bir resmidir. Eskiden ellerinde kılıçlarıyla hakimiyet kuranlar, bugün sömürü düzenlerini işsiz yığınları kullanarak devam ettirmektedirler, "bana karşı gelirseniz sizi öldürürüm" gitmiş, "bu şartları kabul etmiyorsanız siz bilirsiniz, dışarıda bir sürü iş arayan insan var, size gerek yok" gelmiştir. Yeni orta çağın eskisinden farkı, "birey" ve "özgür irade" kavramlarını da kullanmasıdır. Özgürsünüzdür, fakat hiç olmadığınız kadar esirsinizdir de, bir şey yapamazsınız, çünkü korkmaktasınızdır. Yüzyıllar önce de, bugün de. Spangler'ın 1922 senesinde yaptığı tespitle sorun, eskiden insanların özgürce düşünmeye cesaret edememeleriydi ve artık cesaretleri var, ama, sorunumuz, özgürce düşünememelerindedir. Ve diyebiliriz ki bugünün acil görevi, "sınırları zaten çizili" bir toplumda "istediğini yapabilen" insanımızın aslında hala Orta Çağ karanlığında yaşadığını ona fark ettirmek, yılmadan, yorulmadan çabalamaktır.

"Özetle, korku varsa akıl yok ve işlemez olmaktadır, yerini koyu bir dinsellik ve tarikatler almaktadır, şimdi dünyanın her yerinde bunu görüyoruz ve Orta Çağ'a dönüşten söz etme zorunluluğunu duyuyoruz. " –Prof. Dr. Yalçın Küçük

Orta Çağ'dan Günümüze Korkunun İzdüşümleri

Nitekim korku, sadece Orta Çağ'ın ezilen insanına ait değildir, hakim sınıflar için de geçerlidir bu, bunu Orta Çağ'da yapılmış çok sayıda yüksek korunaklı, yaşanılan korkuyu saklamak istercesine ihtişamlı ve korkutucu kalelere baktığımızda görebiliriz. Dış görünümünde hakimiyetin simgesi, krallığın merkezi, ihtişamlı kaleler de bugün Yeni Orta Çağ'da kendilerini bilmem kaç milyarlık zırhlı araçlara, "özel korumalara", olağanüstü güvenlik önlemlerine, bir nevi "yürüyen kaleleri" ile değiştirmişlerdir. Bu noktada ortaya "Güç korkunun bir getirisi midir? " sorusunu atmak gerekiyor, fakat bu ayrı bir tartışma konusudur.

Korku, beraberinde bir ikilemi de getiriyor. Düzenin devam etmesi uğruna, korkanlar daha korkak, korkulanlar daha korkunç hale geliyor, öyle olmak zorundadır, aynı şekilde kapitalizmin tabiatı gereği zenginlerin daha zengin, yoksulların daha yoksul olmak zorunda olmaları ve bu sistem tıkanıklıklarının sermaye ihracıyla ve en nihayetinde emperyalizmle, Mafya – Gladyo – Tarikat üçgeninde giderilmeye çalışılması gibi. Ve bir tespiti yapabiliyoruz, günümüzde faşizmin ve getirisi Yeni Orta Çağ düzeninin asıl yaratıcısı korkudur, ülke tarihimize bir de "korkular" cephesinden göz atalım, yaşanan her kötü olayın temelinde oluşturulmuş bir "korku" yatmaktadır. 2. Abdülhamid'in "taht elden gidecek" korkusu Jurnal'leri, sansürleri, Said-i Nursi'lerin "Cumhuriyet" korkusu emperyalizmin kucağında isyanları, 1950 sonrası iktidarlarının "komünizm gelecek" korkusu baskıyı, idamları, katlimaları, Gladyo'nun "Devrimci" korkusu ÖHD'leri, JİTEM'leri, Akp iktidarının "devrim" korkusu ise Ergenekonları beraberinde getirmiştir, örnekler çoğaltılabilir. Fakat tüm bunlara rağmen tarihi ilerletenler korkunun esareti altına girmeden, korkuya rağmen "kelle koltukta" mücadele ederek toplumlara öncülük eden devrimciler olmuşlardır.

Kahramanlar Yaratmak ve Güce Tapmak

Ve bu korku hali aynı zamanda toplumun her kesiminde, devlet kademelerinden sosyal hayata kadar her şekilde kendisini belli eden vasal ilişkiler yaratmıştır, "kahramanlar" , "kurtarıcılar" , "ermişler" cirit atmaktadırlar. Yüzyıllar öncesinin köleci Roma İmparatorluğu bile kişisel bağların ötesinde bir kamu yönetimi yaratabilmişken bugün çürümüş durumda bulunan devlet mekanizmasında en basit herhangi bir işlem için bile bir "tanıdık", bir "kişisel bağ" gerekebilmektedir. Ve bu Yeni Orta Çağ'ın en yoğun dönemini 2002 senesinden beri yaşamaktayız, tespitlerimiz doğrudur, yaklaşık 10 yıldan bu yana korku artmıştır, kamu düzenini feodal ilişkiler belirlemeye başlamıştır, yönetim Ankara'dan değil, Washington eliyle Pensilvanya'ya geçmiştir. Ve toplum suni kahramanlarla uyutulmaktadır, bir "van minüt" bir personel – başbakan şahsı kahraman yapabilmektedir, milli hassasiyetler mi gündemde, anında damarlarımıza Polat Alemdar "enjekte edilmektedir". Kitlelerin mücadeleleri mi yükselmekte, anında televizyonlarda toprak ağaları, ya da üzerinde hala saman parçacıkları bulunan utanç vesikaları bize devrimciliği, solculuğu "öğretmektedir". Ve televizyonlarda "özgürce" konuşabilen bu insanlar, bize ülkemizin ne kadar demokratik olduğunu gösterir, ve biz de diyebiliriz ki, günümüz Yeni Orta Çağında özgür olmak, bağlı olmakla birdir.

Korku ve Terör

Korkudan bahsetmişken, terörden bahsetmemek olmaz. Terör günümüzde devletin jokeridir, bir yandan terör örgütleriyle masa başı pazarlıklar yapılırken bir yandan aynı terör örgütüyle "mücadele edilmektedir". Terör ve terör örgütleri, bugün Akp'nin ülkeye korku salma aracıdır. Bir yandan orduyu etkisizleştirir, terörle mücadele edemez hale getirir, bir yandan da terörle mücadele kapsamında ordunun vatansever subaylarını ve Türkiye'nin seçkin aydınlarını, devrimcilerini tutuklar, iddianamelerin okunması, tanıkların dinlenmesi bile yılları bulur. Yargılamalar infaza dönüşmüştür, sözde "terör örgütüyle" mücadele eden devletin kendisi terörize olmuştur. Asıl terörü kendisi uygulamakta, emperyalist güdümlü terör örgütüyle pazarlıklar yapmakta, gerçek devrimcileri ise tertiplerle içeri atmaktadır. Ve yarattığı kaotik ortamda devletin kimi terörist ilan edeceği işlenen suça göre değil, karşılaştığı muhalefete göre belirlenmektedir. Akp'nin Özel Görevli Mahkemeleri, Orta Çağ'ın Engizisyonlarıyla birdir.

Tarihsel ilerlemeye lokomotif olmak

Sonuç olarak, zaman ilerlemektedir, toplumlar değişmektedir, teknoloji gelişmektedir, fakat korkumuz aynı kalmaktadır. Tarihte bugüne kadar yaşanan pratikler sonucu oluşan birikim, biz devrimcilere korkunun üzerine üzerine yürümeyi işaret etmektedir. Orta Çağ'ın karanlığından, faşizmden kurtulmanın, emperyalizme karşı mücadelede zafere ulaşmanın yolu, kelle koltukta mücadele etmekten geçmektedir. Tarihi, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar ilerletmektedir, kişisel çıkarları, korkuları kendisini esir almamış, yarından korkan, dününü unutan, sadece gününü, sadece anını yaşayan insanlar en koyu karanlıklarda esir düşmüş demektir, varolma nedeni insan olan, insan olduğu, insanca yaşama hakkı için mücadele eden bizler için, insanlığı bu karanlıktan, dünyayı sarmış bu korku imparatorluklarından kurtarmak en önemli görevdir.

Erkin ÖNCAN – TGB İstanbul

Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi