Musa Ballıkaya
İsyanın Gerçeği, Yoksulların Varolma Savaşı
Sayın Ergin Yıldızoğlu'nun da makalesinde* anlattığı gibi Duggan'ın ailesi 6 Ağustos akşamı cesedi teşhisetmeye giderken, karakolun önünde yaklaşık 300-400 kişi toplanmıştı. Barışçı bir biçimde sürmekte olan protesto eylemi, polisin 16 yaşında bir genç kızı coplaması üzerine aniden bir ayaklanmaya dönüştü. Cumartesi gecesi Totenham'daki ayaklanmalarda isyancılar ve protestocular arasında siyahlarla beraber, Türkiyeliler ve hatta Totenham'ın üstsemti olan Stamford Hill bölgesinde yoğun olarak yaşayan ve anti-siyonist olarak bilinen Yahudiler de vardı. Daha sonraki günlerde önce Londra'nın farklı bölgelerine sonra ülkenin daha kuzeyindeki Birmingham, Liverpool ve Manchester gibi emekçilerin yoğun olarak yaşadığı şehirlere de sıçrayan olaylarda isyancıların arasında siyah, beyaz ve diğer etnik gruplardan kimselerin olması, isyanın etnik temelde değil, sınıfsal temelde patlak verdiği olgusunu öne çıkarmıştır. Ülke genelinde isyancıların önemli bir bölümünü lümpen gençler oluşturmuştur.
İsyanın Nedenleri:
1. Maddi Yoksulluk ve İşsizlik
İsyanın en büyük nedeni şüphesiz maddi yoksulluktu. 1960'lardan itibaren endüstriyel sanayide işgücünün azaltılması, finanskapital ve hizmet sektörüne ağırlık veren, tüketim ekonomisine dayalı bir sisteme geçilmesiyle beraber, işgücü fazlalığı oluşmuş ve toplumun bir kısmı üretimden kopmaya başlamıştır. En son istatistiklere göre şu an İngiltere'de resmi kayıtlara göre 2.5 milyon işsiz ve 500.000 bin iş olanağı var.
Margaret Thatcher dönemiyle daha 1979'da başlanan refah devletinin (Welfare State) tasfiyesi , kamu sektörlerinin özelleştirilmesi, devletin küçülmesi, sosyal hizmetlerin azaltılması, sosyal konut inşaatlarının durma noktasına gelmesi, üniversite burslarının ortadan kaldırılması, üniversite harçlarının yürürlüğe girmesi gibi birçok kesinti, İngiltere'de bir işgücü fazlalığı yaratmış ve toplumun bir kısmı işsizlikle beraber üretimin dışına itilmiştir. Üretimden tasfiye edilen kitleler, sırf isyan etmesin ve tüketim ekonomis idönsün diye yardımlarla bağlandılar ve emekçi karakterlerini kaybetmeye başladılar. Yardımların sürekli kesintiye uğraması ve hayat pahalılığıyla eşit oranda arttırılmaması, sonuçta dar gelirli ve işsiz kesimde yoksulluk seviyesini de arttırmış oldu.
Yoksul gençleri etkileyen en büyük kesinti 16-19 yaşarası Lise öğrencilerine verilen EMA (Education Maintenance Fund -Eğitim Destek Fonu) yardımının kesilmesiydi. Haftada 40 sterlin civarında olan bu yardım 1 Ocak 2011'de kesilmiş ve yoksul gençlerin devletten direkt eğitim katkısı alması ortadan kaldırılmıştı. Bunun yerine okullara yoksul öğrencileri desteklemek için güya fonlar verilmiş ama sonuçta bu yardım da herkese yetmeyecek ve ulaşamayacak şekilde sınırlandırılmıştı.
2. Manevi Yoksulluk ve Kimlik Sorunu
Refah devletinin tasfiyesiyle berareber eğitim kalitesi düşmüş ve özellikle yoksul mahallerdeki okullarda eğitim personeli azaltılmış, gençlik kulüplerine, spor kulüplerine ve sosyalaktivitelere aktarılan kaynakların büyük bir bölümü devlet tarafından kesilmiştir. Sosyal, kültürel ve sportif olarak kendini geliştiremeyen gençlerin, kimlik sorunu yaşaması, toplum içerisinde kendilerini ifade etmede sorunlar yaşaması maddi yoksulluğun üzerine manevi yoksulluğu da katmıştır. Yardımlara bağlanarak üretimden tasfiye edilen kitleler toplumdan soyutlandı. İlginç bir bilgiyi paylaşalım; bundan birkaç yıl önce yapılan araştırmada yoksul semtlerde yaşayan bazı gençlerin akşam erken yatma ve sabah erken kalkma disiplinini yitirdiğini ve sırf sabah erken kalkamadıkları için iş bulmalarının çok zor olduğu saptanmıştı.
Tüketim ekonomisinin dayattığı açgözlülük, bireycilik ve mutluluğun ancak maddiyatla sağlanacağını aşılayan yoz kültür akımını gözönüne aldığımızda son yaşanan olayların masum ve mağdur tarafı şüphesiz ki isyancı gençlerdir. Sonuçta şiddet ve isyan da kişinin kendisini ifade etme biçimlerindendir. En azından gençler yaptıkları bu eylemlerle varolduklarını, bazı taleplerinin olduğunu ve toplumun ve devletin onları yoksayamayacağını göstermişlerdir.
3. Umutsuzluk
Eylemler artık gençlerin isyandan başka umutları kalmadığını gösteriyor.Tutuklanma riskini, suç sicilini göze alarak yapılan talan eylemleri ve çıkartılan yangınlar, gençlerin mevcut sistem içerisinde ne kadar umutsuz olduklarını gözler önüne sermektedir.
Dinime Küfür Eden Bari Müslüman Olsa
Yaklaşık 4 gün süren eylemlerde masum kişiler de zarar görmüştür. Evler, arabalar, otobüsler yakılmış, mağazalar talan edilmiştir. Ne kadar da isyancıların hedefinde büyük sermaye gruplarının mağazaları ve bankaların ATM'leri de olsa bazı bölgelerde küçük esnaf da zarar görmüştür. Medyanın önemli bir kesimi şu ana kadar sosyolojik boyutlarıyla olayları yeterince incelememiştir. Başbakan yaptığı açıklamada, yağmacıların teker teker tespit edilip cezalandırılacaklarını söyledi. Nitekim de 1000'in üzerinde isyancı tutuklandı. Yaklaşık 300 senedir dünyayı kimlerin yağmalayıp yaktığı belliyken, yakın tarihlerinde Afganistan, Irak ve Libya'da yaptıkları ortadayken isyan eden garibanları yağmacı diye suçlamak sizlere de yukarıda attığım başlıktaki atasözünü hatırlatmıyor mu? Londra'ki British Museum'a gitmiş olanlar yağmacının kim olduğunu görmüşlerdir. Kendi tabirleriyle '3. Dünya Ülkelerinde'' beş yaşındaki çocukları köle gibi çalıştırıp 3 kuruşa mal ettikleri marka ayakkabıları gelip 80 kuruşa satınca sorun olmuyor, ama yoksullar isyan sırasında bu ayakkabılara el koyunca yağmacı ve fırsatçı yaftası yapıştırılıyor. Sevsinler demokrasinizi!
Polis Neden Müdahale Etmedi?
Kamuoyu genelde polisi olayları bastırmada pasif kaldığı için eleştirdi. Hatta bazı noktalarda müdahale etmek yerine sadece izledi. Ordunun gelip olaylara müdahale etmesi bile gündeme getirildi. Bence bu bir taktikti ve amacına ulaştı. Muhtemelen de iki sebebi vardı
Duggan'ın ölmesiyle polise karşı yükselen tepkiler olayların patlamasına sebep oldu. Polisin şiddet kullanması kitlesel tepkiyi daha da büyütebilirdi. Polis esnek davranıp olayların 4 günde dinmesini sağladı. Kitle dağılınca kameralarla tespit edilen isyancıların evlerine düzenlenen baskınla çoğu tutuklandı ve 'yaptığınız yanınıza kalmaz' mesajı, 'devlet yenilmez' mesajı verildi. Baskınların bazıları televizyon kanallarında gösterilip isyancılara göz dağı verildi.
İleride daha da büyümesi kaçınılmaz olan ekonomik kriz sırasında patlak verecek daha büyük ölçekli isyanları, kitlesel eylemleri ve protestoları bastırabilmek için polisin yasalar temelinde yetkisini arttırmak için gerekçe yaratılmak isteniyor olabilir.
Hükümetin Yargıya Etkisi
Başbakan Cameron'un yargıya ve hakimlere etkisi de gözden kaçmadı. Cameron televizyonda bu olaylara katılanların tek tek yakalanıp cezalandırılacaklarını söylemişti. Mahkemeler hafta sonu mesaisi yaptılar. Şu ana kadar 600'den fazla kişi ceza aldı. Fakat hakimlerin verdiği abartılı cezalar basının bazı kısımlarınca iktidarın yargıyı etkilemesi şeklinde yorumlandı. İsyanlar sırasında kapıları ve camları indirilen bir mağazadan iki pet şise su çaldığını itiraf eden gence daha önce herhangi bir sicili olmamasına rağmen 6 ay hapis cezası verilmesi, yine Manchester'da bir kaç parça giyim eşyasıyla yakalanan birisine 8 ay hapis cezası verilmesi abartılı cezalar olarak örnek gösterildi.
Olaylardan Sonra İlk Kitlesel Yürüyüş
13 Ağustos Cumartesi günü ''Çocuklarımıza Bir Gelecek Verin'' şiarıyla, içerisinde bazı Türkiyeli dernekleri, küçük İngiliz sol partilerini ve diğer demokratik kitle örgütlerini barındıran Kuzey Londra Birliği adlı platform bir yürüyüş düzenledi.Yürüyüşe 1000'nin üzerinde insan katıldı. Sloganlar özetle şöyleydi:
• Adalet olmazsa barış da olmaz
• Çocuklarımızı değil Muhafazakâr Parti'yi suçlayın
• Kesintilere karşı mücadele
• Gerçek yağmacı bankerler
• Gençlik merkezleri tekrar açılsın
Yürüyüş Komitesinin Talepleri:
• Gençlere ve işsizlere devletin değer vermesi, onları şeytan gibi göstermemesi
• Gösterilerde zarar görenlere ve işyerlerine yardım
• Zarar gören bölgelerin halk inisiyatifinin tekrar canlandırılması
• Gençlik ve spor kulüplerinin tekrar açılması
• Gençlik faaliyetleri bütçesindeki kesintilerin durması, bütçenin revize edilmesi
• ICCP'nin yerine toplum temsilcilerinin de içerisinde bulunacağı daha bağımsız ve demokratik bir polisi şikayet araştırma kurulu kurulması
Yürüyüş öncesi yayınlanan bildiride ekonomik krizinin sorumlularının bankacılar ve borsa vurguncuları olduğu belirtildi ve gelir dağılımındaki adaletsizlikten bahsedildi. İngiliz solunun bazı kesimlerinin her ne hikmetse Libya'yı ve Irak'ı gündeme getirmemesi, savaşa harcanan kaynakları esgeçmesi, enternasyonal ve Anti-emperyalist gündeminin olmaması, sorunları sınıfsal işbirliğiyle çözme yöntemine gitmesi gibi yanlış politikalarını da gözden kaçırmamalıyız.
Önümüzdeki Dönem Ne olur ?
Olaylar şimdilik dinmiş gibi görünse de, ekonomik krizin derinleşmesiyle isyanın tekrar patlak vermesi muhtemeldir. Bu isyanlardan önce 26 Mart'taki 800,000 kişinin katıldığı kamu çalışanları grevi ve geçtiğimiz Aralık ayındaki yükselen harçlara karşı öğrenci eylemleriyle İngiltere hareketli bir döneme zaten girmişti. Özellikle son isyanlarda şiddet olaylarının öne çıkması ve boyutlarıyla tüm toplumu rahatsız etmesi, 150 sene önce Londra'da yaşamış olan Karl Marx'ın "Bireysel mutluluk ancak toplumsal mutlulukla mümkündür" sözünü İngilizlere hatırlatacak mı? Hatırlatması dileğiyle...
Musa Ballıkaya / TGB İngiltere
* Ergin Yıldızoğlu'nun makalesi için:
http://www.tgb.gen.tr/haberler/4383-ingiltere-ve-israil-qyoksulluk-gunlerinde-isyaniq-yasiyor

Dünyanın ABD petrolüyle imtihanı
Mert Demir
TGB-ABD Başkanı

Bekle Bizi İstanbul!
Mahir Gümüş
TGB Konya

Anayasaya meşruluk kazandırmak!
Gamze Akbulut
TGB Trabzon

Devrimci mutluluk
Özgür Bursalı
TGB Muğla

Ortadoğu'da Kurtuluş Savaşı
Handan Yılmaz
TGB Trabzon

Psikolojik savaş,Siyaset ve Hayat
Erkin Kenar
TGB Zonguldak
Analar Deniz Doğurmalı
Yener Güneş
TGB Genel Sekreteri
Halka Umut OlmakEzgi Daryürek
TGB Manisa






