18 Mayıs 2012, Cuma
   
Metin boyutu

'Manyetik Takla' ve Eylemsellik Gereği

20100330015525Rus ve Avrupalı gökbilimciler, Kuzey ve Güney Kutupları'nın büyük bir sıçramayla yer değiştirdiği, akılalmaz bir doğa olayı olan ''Manyetik Takla''nın yakın bir zamanda gerçekleşebileceğini açıkladı. Araştırmaya göre, dünyayı bir koza gibi saran küresel manyetik alan gitgide zayıflıyordu ve bu, mavi gezegen Dünya'yı uzay boşluğundaki ölümcül güneş rüzgârlarına karşı son derece korunmasız kılabilirdi. Ancak yerküre tarihinde tıpkı 780.000 yıl önce olduğu gibi, kutupsallığın bu şekilde değişmesi, dev mıknatıs magmanın eski gücüne kavuşabilmesi için son derece hayati görülüyor.

Peki toplumsal açıdan bakıldığında, insanlık tarihi kendisini düzlüğe çıkaracak olan bir manyetik taklaya doğru mu gidiyor; yoksa bizi bekleyen, bitmek tükenmez savaşlarıyla içinde olduğumuz dünyayı daha da kasıp kavuracak bir kaos mu? Aynı araştırmacılar, kızıl gezegen Mars'ın manyetik kalkanını kaybetmesi yüzünden atmosferini nasıl yitirdiğini ve nasıl çorak bir ummana dönüştüğünü de belirtiyor. Bu anlamda, Kanadalı aktivist yazar Naomi Klein'in ''Şok Doktrini'' kitabında görümlediği 'Felaket kapitalizmi', gezegenimizi Savaş Tanrısı Merih'ten (Mars) farksız mı kılacak, yoksa Wall Street, Tahrir, Puerto del Sol ve Syntagma eylemleri, günümüzdeki bu tek kutupluluğu değiştirecek beklenen taklanın habercileri mi?

Ülkemizde ise, tarafsızlığı simgeleyen gözbağı kaldırılmış bir Adalet Heykeli'nin alengirli terazisinde, apolitizm ve karamsarlık ağır basıyor. Yaklaşık 150 gündür toplam 1500 şehirde haykırılan ''We Are 99%'' (Bizler %99 Çoğunluğuz) mutlak gerçeğine rağmen, kitleselleşme konusunda hala bazı özgüven sıkıntıları yaşıyoruz. Çünkü felaket kapitalizminin en büyük marifeti, bireyi bir gün kendisine hükmeden %1 ila % 10'luk kesim gibi olabileceğine inandırmaktır. 1980 Amerikancı/faşist darbesiyle, apartman toplantılarına katılmakta bile tereddüt eder hale getirilen toplumumuzda, bu korkunç yalana inanılması çok daha kolay sanırım.

Çünkü küresel hegemonik emperyalizm çağında birey-devlet ilişkisi böyle olmak zorundadır. Önce ulus-ötesi egemen güç, sömürülen yerel-devlete emreder; sonra yerel-asistan kukla devlet, yine bu egemen güçlerden ithal ettiği kukla bezi ve ipleriyle halkını giydirir, yönetir. Bu devletlerde birey olarak hiçbir iradeniz yok gibi görünür. ''Dövüş Kulübü'' yazarının bir kitabında belirttiği gibi; ''ancak programlanmış bir bilgisayar kadar özgür davranabilirsiniz.'' 'Bir dolar banknotu kadar biriciksiniz'dir...

Algısızlığımız uyuşukluğu, uyuşukluğumuz çaresizliği doğurur. Bunu uykumuzda bilincimiz kapalıyken vücudumuzun bir kısmının uyuşmasına benzetebiliriz. Çaresizce uyanırsınız. Asgari ve en düşük emeklilik maaşlarının açlık sınırının çok altında tutulduğu ülkemizde, günlük kaygılar âleminin yedi uyuyanlarına dönüşmemiz ve zihnen uyuşup körelmemiz, kapitalist karanlığın arsız istekleri arasındadır. Çünkü dış dünyaya kapalı kendi hamster çarklarımızda peynir kovalamakla meşgulken, geleceğin bizler için artık o kadar da önem arz etmeyeceğini düşünür. Birey, bir an önce bu karabasandan silkinmeli ve gerekli direniş meşalesini yakarak sonsuz aydınlıklar için mücadele etmelidir.

Bir yandan tüm bu anestezik hamlelerle Oblomovculuğu yücelten Vahşi Kapitalizm, bir yandan da tıpkı şeytan Mefistoles'in Faust'a vaad ettiği gibi, yeni tüketim sahaları açarak bizlere dünyadaki bütün hazlardan vaad eder. Tozpembe haz bulutları içerisinde göz gözü görmezken, bizden istenen de bu tarihi yalana kanıp, ''Dur ey zaman, ne güzelsin.'' dememiz ve reveranslar yapmamızdır.

Ancak Goethe'nin dünyaca ünlü tragedyasında görüldüğü gibi, şeytanla bahse giren Faust, aklı ve bilgisiyle Mefisto'ya hep direnmiştir ve direnecektir. Şeytanın kendisinden duymak için can attığı o mağlup cevabı hiçbir zaman vermeyecektir.

Ülkemizde 1989 Bahar Eylemleri, onu takip eden 1990 Zonguldak Grevi, 2007 Cumhuriyet Mitingleri ve günümüzdeki bu yeni uyanış, şeytana karşı direnmeyi seçmiş milyonlarca Faust olduğunu açıkça gösterdi ve gösteriyor. O Faust'lar şeytanın yüzüne ağız dolusu tükürmeye ve şunu demeye yürekten kararlı:

''Zavallı şeytan, bana ne verebilirsin ki?
Yükseklere göz dikmiş insan bilincini,
Senin gibiler kavrayabilir mi hiç?
Sendeki gıda doyurmaz insanı,
Elindeki kızıl altın, cıva gibi,
Avucunun içinden akıp gider,
Senin kumar masalarında,
Kimse kazanmaz...
Vereceğin itibarın Tanrısal gururu,
Kuyruklu bir yıldız gibi,
Kayar gider;
Bunları mı sunacaksın?
Göster bana bakalım,
Koparılmadan çürüyen meyveyi,
Her gün yeniden yeşillenen ağacı!''

Çağrı SEVİNÇ/TGB Isparta

tgb.gen.tr

Son Yorumlananlar

Yönetici Girişi